Zıt Kardeşlerin İslam Düşmanlığı İttifakı ve sosyal medya
Zıt Kardeşlerin İslam Düşmanlığı İttifakı ve sosyal medya
Son zamanlarda sosyal medyanın yalan haber labirentlerinde öyle ibretlik manzaralara şahit oluyoruz ki hayret etmemek elde değil. Birbirine tamamen zıt dünya görüşlerine, taban tabana zıt ideolojilere sahip olan akla kara misali zihniyetler, söz konusu İslam ve ümmet coğrafyası olduğunda aynı nefret dilinde birleşebiliyor. Yalan, dolan ve organize iftiralarla İslam’a, Araplara, İran’a ve Müslüman halkların kadim, ortak geçmişine insafsızca saldırılıyor. Tarihin mecrasından saptırılarak getirilen cımbızlanmış örnekler ve argümanlar bile o kadar benzeşiyor ki insan ister istemez şu soruyu sormaktan kendini alamıyor: "Acaba bu fitneyi yayanlar sahne arkasındaki aynı odaklar mı? Bu zıt kardeşleri, bu benzemez figüranları aynı küresel sermaye ve şer odakları mı fonlayıp bir araya getiriyor?"
Kendi adıma bu topraklarda, emperyalist egemen güçlerin iştahını kabartacak büyük menfaatlerin hâlâ diri olduğuna ve bu menfaatleri devşirmek için coğrafyamızı parçalamak istediklerine inanıyorum. Bu parçalanmanın ve zihinsel sömürgenin en kullanışlı aparatı ise hiç şüphesiz ezilen halkların kendi elleriyle kurduğu bir engizisyon mahkemesine dönüşen ulusalcılıktır.
Etki alanını giderek artıran bu hastalıklı anlayış, maalesef etnik kökeni ne olursa olsun ümmetin farklı unsurlarını aynı asabiyet gayyasında birleştirmektedir. Bugün Türk, Kürt ve Arap ulusalcılarına baktığımızda; görünürde birbirine amansız düşman ama özde aynı yıkıcı söylemleri üreten ortak bir zihniyet görmekteyiz. Hepsi de kendi etnik asabiyetini kutsamak adına ümmetin ortak mirasını reddediyor, İslam’ın birleştirici harcını hedef alıyor ve tarihsel hafızayı kendi sığ menfaatlerine göre çarpıtıyor. Biri çıkıp İslam’ı ve ümmet değerlerini savunanları "Arap sevicilik" gibi sığ ithamlarla karalayıp İslam medeniyetini tahrip eden figürleri medet umulacak birer "ata" (Cengizhan gibi) ilan ederken; diğeri "Ne Selahaddin’i, o başkalarına hizmet etti; ne Kudüs’ü, O Arapların bize ne!" diyerek ümmetin kalbini göğsünden söküp atmaya yelteniyor. Bir başkası ise sırf etnik övünç uğruna, ümmetin ortak vicdanında derin bir yara olan Yezid gibileri "Hazreti" unvanıyla aklamaya çalışacak kadar fütursuzlaşabiliyor.
Ömrüm boyunca bu talihsiz söylemlerin bu yılki kadar yoğun ve cüretkar kullanıldığına şahit olmadım. Farklı dilleri konuşsalar da aynı yıkıcı amaca hizmet eden bu yapılar, etnik gurur uğruna ortak manevi değerleri çiğneme noktasında tamamen eşleşmektedirler. Tüm bu manzaraya bütüncül bir gözle bakıldığında gerçek apaçık ortadadır: Birileri, İslam ümmetinin bir daha asla ayağa kalkmaması, basiretini toparlayamaması için çok yoğun ve profesyonel bir mesai harcamaktadır. Ne yazık ki bu sinsi projelerine figüran bulmakta da hiç zorlanmıyorlar. Oysa bugün birbirine düşman edilmeye çalışılan Türkler, Araplar, Kürtler ve Farslar ancak İslam ile aziz olmuşlardır. Bu halkların insanlık tarihindeki tekâmülü yalnız ve yalnız İslam’la gerçekleşmiştir. Müslüman kavimler, İslam potasında eriyerek ortak bir medeniyet inşa etmiş; ilimde, irfanda, sanatta, ticarette ve yeni inkişaflarda dünyaya yön veren zamansız abideler bırakmışlardır.
Bugün bu köklü geçmişi reddederek ulusalcılık tuzağına düşenler, ya ruhlarını egemen güçlerin kirli emellerine satmış hainler ya da akıl ve izandan yoksun, tarihten ders almamış gafillerdir. Maalesef bütün Müslüman halkların içinde, dijital mecraların da yozlaştırıcı etkisiyle çok ucuza devşirilebilecek, ahlak ve şuurdan uzak kalitesiz bir nesil peyda oldu. Bu durum ümmet adına ibretlik ve derinden düşünülmesi gereken büyük bir trajedidir.
Şunu yüksek sesle ve sarsılmaz bir inançla haykırmak gerekir: Ulusalcılık, ezilen halkların menfaatine olan bir özgürleşme hareketi değil; küresel sömürge düzeninin halkları ebediyen köleleştirme sistemidir. İslam, doğası gereği sınıf ve sınır tanımaz. İslam evrenseldir ve Müslüman ancak ümmetçidir. Aynı coğrafyada yüzyıllarca beraber yaşamış, ortak bir inancı, tarihi ve kaderi paylaşmış insanları yapay sınırlarla ve ırkçılık virüsüyle birbirine düşman etmek asla o halkların hayrına olmamıştır. Ulusalcılık, farklı etnik ve kültürel grupları ötekileştirerek ayrımcılığı, nefreti ve çatışmayı körükler. Nitekim 20. yüzyılda yaşanan büyük savaşlar, soykırımlar ve bitmek bilmeyen insani trajediler bu ulusalcılık illetinin insanlığa ödettiği ağır faturalardır.
Müslümanların ulusal düşünce bataklığına saplanması, kendi felaketlerini kendi elleriyle hazırlamaları demektir. Bu topraklara barış, adalet ve huzur; ancak ümmet bilincinin yeniden kuşanılması, sınırların zihinlerden ve kalplerden kaldırılması ve Müslümanların birbirini etnik kimliği için değil, inancı için kardeş görmesiyle yeniden avdet edecektir.