“Başka Bir Dünya Mümkün” sloganıyla yola çıkan Dünya Sosyal Forumunun 11. toplantısı Senegal’in başkenti Dakar’da gerçekleştiriliyor. Foruma, Türkiye'den BDP Mardin Milletvekili Emine Ayna ve Belediye Başkan Vekili Şerife Alp’ın da aralarında bulunduğu sivil toplum örgütleri, yerel yöneticiler, kadın örgütleri temsilcilerinden oluşan 10 kişilik bir heyette katıldı.
Dünya Sosyal Forumu 2001’de Porto Alegre’deki (Brezilya) birinci forumdan bu yana her yıl geleneksel olarak Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu’ndan sonra yapılıyor. Bu yıl Arap dünyasında halk ayaklanmalarının olduğu bir sırada dünya solu, Dakar’da bir araya geldi.
Pazar günü organizatörlere göre 60 bin kişinin katıldığı bir yürüyüş gerçekleşti. Dakar’daki büyük meydanda toplanan kitle arasında Senegal Devlet başkanı Abdou Laye Wade, eski Brezilya Devlet Başkanı Luis Inacio Lula da Silva Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales, Brezilya eski Devlet Başkanı ile Fransa Sosyalist Partisi lideri Martine Aubry de vardı.
Yürüyüşte yer alan Arap ülkelerinden temsilciler de, onlarca yıl iktidarda olan rejimlerin gitmesini istedi.
Afrika’ya odaklanan forumda; Afrika’da gıda sorunu, sağlıklı beslenme, sağlık sorunları ve bir takım bulaşıcı ve yaygın hastalıklar, toprakların verimli kullanılması, doğal kaynakların kullanımı, Afrika’da kadın hakları, eğitim sorunları, insan hakları, silahlanma ve terör, kalkınma ve ekonomik gelişme, vergilendirme, sosyal adalet ve sosyal güvenlik, çocuk kaçakçılığı, su sorunu, kültürel, siyasi ve sosyal dayanışma ve koloniyalizm gibi konular öne çıkıyor.
Formun ikinci gününde konuşma yapan Kızıltepe Belediye Başkan Vekili Şerife Alp,
“Ortak sorunları aşmak için GABB aktifleştirdik”
"Kızıltepe Türkiye’nin Güneydoğu Bölgesinde bulunmakta, kaynak potansiyeli çok yüksek olmasına rağmen yoksul bir kent; bununda Öncelikli nedeni, 30 yıldır Kürt sorununun çözülmemesinden dolayı Bölgemizde devam eden, çatışmalı ortam ve nüfusun 90’lı yıllardan sonra özellikle köylerin boşaltılmasından kaynaklı hızla artması, Kürt sorunun halen çözülememiş olmasından kaynaklı başta Belediye Başkanımız Ferhan Türk Belediye Meclis üyelerimiz ve 2000'i aşkın BDP'li siyasi aktivist KCK davasından tutuklanmıştır ve kendi anadilleri olan Kürtçe konuşmalarına izin verilmediği için de 1,5 yıldır mahkemeleri yapılamıyor. Güneydoğu bölgesinde birçok kentin durumu bizimkine benzerlik gösteriyor.1999 yılından sonra Belediyelerin çoğu benim üyesi olduğum BDP’ ye geçtikten sonra bu bölgedeki Belediyelerin ortak sorunlarını aşmak için GABB aktifleştirildi. Bugün, verimli hilal ve Yukarı Mezopotamya olarak da bilinen bölgemizden toplam 140 Belediye GABB’ne üye oluşmuştur. Bu da yaklaşık 10 milyon nüfusa tekabül etmektedir.
“GABB, Ekolojik ve Cinsiyet özgürlükçü yerel yönetim”
Kürt sorununa çözüm yaklaşımının dışında GABB’nin Türkiye’nin diğer Bölgesinden ayırt eden bir büyük özelliği de en başta bizim Belediyelerin temel politikasını katılımcı, ekolojik ve cinsiyet özgürlükçü yerel yönetim modelini oluşturmaktır. Örneğin Belediyelerimiz yıllık bütçelerini tüm Mahallelerde halka ortaklaşarak daha adil paylaşılması için ortak program çıkartmaktadır. Demokratik özerkliği hayata geçirmek için ortak çalışmalar yürütmektedir.
Bölgemizde bulunan doğal kaynakların, Başta su kaynakları dahil olmak üzere hiçbir doğal kaynak yerel yönetimlerin kontrolünde değildir. Devletin su kaynaklarını kontrol etmek amaçlı yoğun bir şekilde yaptığı barajlar, olumsuz ekolojik ve sosyal etkilere tahribatlara tüm bölgemizde neden olmaktadır. Bu çerçevede en büyük tehlike yıllardır gündemde olan ve 12 bin yıllık Hasankeyf kentini su altında bırakacak Ilısu Barajıdır.tüm bu risklere ek olarak son yıllarda genel iklim değişikliği sonucu bölgemizde yağışlar ciddi şekilde azalmıştır. Benim geldiğim bölge tarım bölgesi olduğu için bundan olumsuz yönde etkilenmektedir.
“BDP, Belediyelerin su fiyatı, Türkiye’deki en düşük ücrettir”
Yerel yönetimlerin su politikasından bahsedince birçok kentte hem nitel hem de nicel açıdan ciddi su sıkıntısı çektiğimiz bilinmelidir. Bölgemizde birçok yerde su kaynakları olmasına rağmen bazı yerlerde suya erişmek çok zordur. Bunun için de şebeke yapımı yoluyla suyun olmadığı yerlere su getirmek zorunlu hale gelmektedir.
Bu kanalları Devlet adına yapan DSİ (Devlet Su İşleri) yaptığı tüm yatırımların maliyetlerini su fiyatına yansıtmaktadır. Devletten içme suyunu almak zorunda olduğumuz için su fiyatını devlet belirliyor, belediye de tahsilâtını yapıyor. Tüm bu zorluklara rağmen BDP belediyelerin su fiyatı Türkiye’deki en düşük ücrettir.
“Su temel bir insan yaşam hakkıdır”
Belediyelerimizin halka düşük ücretli su vermesinin temel nedeni, suyu temel bir insan ve yaşam hakkı olarak görmeleridir. Yarı kurak bir bölgede bulunduğumuzu da dikkate alırsak su halkımız için vazgeçilemez yaşam kaynağıdır. Bunun parayla değerinin belirlenemeyeceğini çok iyi bilmekteyiz. Halkımız arasında geçmişten beri suyun ortak kullanım kaynağı olduğu için suya asla bir maddi bir gözle bakılmamış ve su karşılığında bir beklenti oluşmamıştır. Halk arasında verilen her bardak su için ‘su gibi aziz ol’ kelimesi kullanılarak suyun ne kadar kutsal ve bereket sembolü olduğu her fırsatta dile getirilmektedir. Bu yaklaşımdan dolayı halk arasında suyun metalaştırılması kabul görmemektedir.
Yaşadığımız suyla bağlantılı sorunları aşmak için su kaynakların yönetimini yerel yönetimlere, ilgili STK’lara ve yerel halka devredilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu talebi biz kendi bölgemizin merkezi Diyarbakır’da Kasım 2010’da gerçekleştirdiğimiz bir uluslar arası su sempozyumu ile kamuoyuna duyurduk. Yerelin su kaynakları hakkında vereceği kararlar her zaman daha şeffaf, adil ve doğayla uyumludur. Merkezi yönetim veya şirketlerin siyasal-stratejik-ekonomik çıkarların önüne de bu şekilde geçileceğini savunuyoruz.
Bir başka önerimiz de maddi sıkıntı yaşayan belediyelere yöneliktir. Bölgelerde belediyeler bir araya gelip ortak fonlar oluşturarak su sıkıntısını aşmak için yatırıma ihtiyaç duyan belediyelere katkı sunabilirler. Böylece kredi veren kuruluş belediyelere özelleştirme dayatmasında bulunamaz."diye konuştu.
"Filistin Dayanışma Günü ilan edildi"
Forumun ikinci günü Afrika günü ve Diaspora şeklinde ilan edildi ve o gün için yoğunlukla yukarıdaki konuları ele alan aktiviteler gerçekleştirildi. Bununla beraber forumda diğer bazı bölgeler ve konular da bulunuyor. Forumun üçüncü günü ise Filistin’le Dayanışma günü ilan edildi. 7 adet Filistin’i gündeme alan etkinlik vardı ve bunların üç tanesi Gazze Özgürlük Konvoyu’nu gündeme taşıdı.
Filistin’le ilgili yapılan programlara ise katılım yoğun ve farklı ülkelerden birçok katılımcı İsrail karşıtı söylemleri dillendiriyor. Özellikle İsrail’in boykot edilmesi konusu ciddi bir yoğunlukta işleniyor. Bu boykotun sadece tüketim malları üzerinde değil tüm alanlara yayılması gerektiği vurgulanıyor. İngiltere’den programa katılan bir akademisyenin üniversitelerin hiçbir İsrail üniversitesi ile işbirliği yapmaması gerektiğini söylemesi dikkate değerdi, ayrıca Mısır’lı bir katılımcının bundan böyle Mısır’ın İsrail’e doğalgaz satmayacağı yönündeki duyurusu ise salonda büyük bir heyecana sebep oldu.
Kadın Sorunu ve Feminizm ise forumda yoğun işlenen konulardan bir diğeri. Foruma birçok Kadın hareketi iştirak etmiş ve bu alanda çeşitli panel ve seminerlerde yapıldı. Kadın Hareketlerinin çoğu Afrika kökenli olmasına rağmen Batılı kadınların da bu etkinliklere büyük ilgi gösterdiği görüldü.
Forumda Afrika kıtası ülkelerinin yanı sıra birçok ülkeyle ilgili sosyal, iktisadi ve siyasi etkinlikler göze çarptı. Brezilya, Nijerya, Moritanya, Mali, Kore, Filipinler, Haiti, Vietnam gibi ülkelerden çok sayıda katılımcı bulundu Dakar’da.
Afrika’da 6 Şubat’ta “Başka Bir Dünya Mümkün” diyerek başlayan sosyal forum 11 Şubat günü yapılan yürüyüşle son erdi.
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin