Yapılan tartışmalarla birlikte zamanında bu konuda görüş bildiren ve rapor hazırlayan siyasetçilerin açıklamaları da gündeme gelmeye başladı.
Zamanında Kürt sorunun çözümü için bölgede STK’larla görüşmeler yaparak rapor hazırlayan Ak Parti Mardin milletvekili Abdurrahim Akdağ’ın Kürt sorunu için yaptığı açıklamalar bir kez daha sosyal medyada gönderme geldi.
KÜRT KİMLİĞİNİ TANIMAK İNSAN HAKLARI KONUSUDUR
İşte Abdurrahim Akdağ’ın zamanında Kürt sorunun çözümü için yaptığı açıkalama ve konuşmaları:
24.12.2011 tarihinde yapılan il kongresinde
Kürt kimliğinin tanınmasının çok önemli olduğunu ve bunun bir insan hakları konusu olduğuna dikkat çeken Akdağ, şu görüşleri dile getirdi: “Yani Türkiye'de yaşayan bir insan "Ben Kürdüm ve bu kimliğimle iftihar ediyorum, benim bu gerçeğimle tanınmayı istiyorum." dediği zaman bizim buna saygı göstermemiz, bunu kabul etmemiz gerekir. Geçmiş dönemlerde retçi, inkarcı ve asimilasyoncu bir anlayış böyle yaptı. Onların da Türkiye'nin bugün başına neler açtığını hepimiz çok iyi biliyoruz. Bir insan kendi kimliğinden şeref duyar, 'Etnik kimlik o insanın şerefidir' deniliyor. Yani bu sözü söylerken şüphesiz sadece 'Ben Kürdüm' demesi, 'Ben Arabım' demesi, 'Ben filan etnik gruba mensubuyum' demesini birbirinden ayırmayacağız. Hepsine saygı duymak, hepsinin doğuştan gelen insan haklarına sahip olduğunu bilmek zorundayız.”
2 Nisan 2013 tarihli İl danışma toplantısında yaptığı konuşmanın haberi
Akdağ, "Bugün Türkiye'de 90 yıldır milletin ayağında pranga olan ülkemizin hızını kesen, emeğini ve insan kaynağını tüketen bu sorunu çözmek isteyen güçlü bir irade var. Tabi burada yük birinci derece Sayın Başbakan'ın, hükümetin ve AK Parti'nin dolayısı ile bu güzel camianın omuzundadır. Bu sorunun çözümünde azimli, kararlı, istekli olduğunu bildirmesi için bir liderin daha ne söylemesi gerekiyor? 'Benim iktidarıma mal olsa da' demesi yeterli değil mi? ya da 'bir zehir olsa da içerim' demesi acaba bu kararlılığın göstergesi değil midir? Bu samimiyetin, dürüstlüğün, bu sorunu çözmenin iradesinin göstergesidir" dedi. Sorunun bölge insanı olarak daha çok kendi yüreklerini yaktığını ifade eden Akdağ, birilerine rağmen bunun çözüleceğini söyledi. Akdağ, "Daha çok biz bu acıyı hissettik. Kangren hale gelmiş binlerce trajedi olaya sebebiyet vermiş olayların sonu da çözüm sürecine bağlıdır. Neye rağmen çözülüyor. Bu işe karşı olanlara rağmen bu sorun çözülüyor. Uluslararası silah kaçakçılarına rağmen, nüfus casuslarına rağmen, kan ve gözyaşı üzerinden kendine servet edinen makam çıkaranlara rağmen çözülüyor. İnanıyorum bizler ve çocuklarımız bu meselenin ehemmiyetini on yıl sonra daha iyi, daha net görme imkanına sahip olacağız. İnanıyorum sizler hepiniz bunun farkındasınız, böyle bir ekibin içerisinde olmanın sevabı çok büyük olur. Herhangi hayırlı bir işe sebep olan, o işte olanların sevabı diğerini eksiltmiyor, azaltmıyor. Çünkü Allah'ın rahmeti, bağışlaması, nimeti sonsuz ve sınırsızdır. Dolayısıyla herkese yetecek ve artacak derecededir" diye konuştu.
"ORTAK ÖZELLİKLERİ LAİKÇİ OLMALARI"
Çözüm sürecine destek vermeyenlerin ortak özelliğinin laikçi kesimden olmaları olduğunu ileri süren Akdağ, bunun anketlerle ortada olduğunu söyledi. Akdağ, "Anketlere göre sorunun çözüm sürecine destek verenlerin oranı yüzde 58. Bu kadar mağduru olan, bu kadar zahmetini çekmiş, iki bölgede mağdur olan bir olayın çözülmesini istemeyenlerin başında 90 yıldır bu memleketin kaymağını yiyen, imkanlarını paylaşan, ama halka küçümseyici gözle tepeden bakan ekipler, gruplardır. Diğer grup ise Türk ulusalcılardır, mecliste açık açık yüzümüze söylüyorlar. Ağızlarına gelen her şeyi söylüyorlar. Ölçmeden, tartmadan, biçmeden konuşuyorlar, hakaret ediyorlar, ama huzurunuzda tenzih ederek söylüyorum. Bazen de küfrediyorlar. Ama bizim sineye çekmek gibi bir mecburiyetimiz var. Omuzumuzda yetmiş altı milyonun hak hukuku var. Adalet, barış güvenlik, hak noktasında sorumluluğumuz var. Sorunsuz insanlar çok rahat konuşurlar. Tartmadan, ölçemeden, biçmeden konuşurlar. Boğazlarında herhangi bir derecelendirme, herhangi bir basamak yoktur. Diğer grup maalesef onu da söylemek durumundayım. Kürt ırkçılarıdırlar. Yıllardır Kürtlerin mazlumiyetini sömüren suistimal eden, bunun üzerinden kendilerine bir rol biçmeye çalışan bir konum elde etmek isteyenlerdir. Peki bu üç grubun ortak özelliği nedir? Bu üç grubun ortak bir özelliği var. Bunlar laikçi kesimlerdir. Bunların maneviyatla ortak değerlerle bir ilgisi yoktur. Yani Marks'tan, Stalin'den Musa, İsa ve Muhammed'e evrilmeyi benimsemeyelim mi? Hepimizin sevilmesi gerekmiyor mu? Ama birileri sevilmiyor. Çünkü tek bir statüleri var, o da buna dayalıdır. Ama hamd olsun ayaklarının altındaki zemin kayboluyor. Türkiye'deki yığınların bilinç düzeyi siyasi vizyonu kaderlerine el koyacak düzeye geldi. Bu kardeşiniz, bu hizmetkarınız kendi adıma söylüyorum, her gün Salı gününü iple çekiyorum, ve sayın Başbakanı ortalama 1 saate yakın dinliyorum. Beynimi, gönlümü zihnimi o gün için yenilemeye çalışıyorum. Orada iki şey yapılıyor. Geçen haftanın muhasebesi ve gelecek haftanın programı ortaya çıkıyor. Biliyorum ki sizler de bu konuşmaları kaçırmıyorsunuz" şeklinde konuştu. Kurumlar arası çatışmaların artık geçmişte kaldığına işaret eden Akdağ, "Dikkatinizi bir şeye daha çekmek istiyorum. Kurumlararası çatışma da bitti. Bu ellerini ovuşturanlar, kurumlar üzerinden halkı birbirine çatıştırmak isteyenler, bugün Silivri'dedirler. Bugün Diyarbakır Cezaevi'nde insanlarımızın kemiklerini asit kuyularına atanlar, bugün adalet önünde hesap veriyorlar. Arkadaşlar bunlar kolay gerçekleşmedi. Soruyorum size güven, istikrar ve huzur konusunda bugün mü iyi yerdeyiz yoksa 10 yıl önce mi? Bu çabaların hayırlı çabalar olduğunu bilmenizi istiyorum. Çıtamız her gün biraz daha yükseliyor. Halkımızın tamamını kucakladık. Kürt, Türk, Arap, şehirliydi, köylüydü, şu mahalleliydi, bu mahalleliydi, elimizin tersi ile ittik bunları ve hepsini kucakladık. Biz değerler üzerinden giden bir partiyiz. Avantajımız o kadar çok ki, sağlıkta, eğitimde, ulaşımda altyapıda sosyal yardımlarda devrim niteliğinde düzenlemelere imza atıldı" dedi.
12 Temmuz 2014 TBMM’de yaptığı konuşmasında ise AK Parti Mardin Milletvekili Abdurrahim Akdağ, çözüm süreci ile ilgili mecliste yaptığı konuşmasında “Çözüm için tek zemin siyasettir. Halkın iradesinin yansıdığı bu yüce çatının altı, meclistir.”dedi.
Çözüm süreci ile ilgili 629 sıra sayılı Terörün Sona Erdirilmesi ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine dair yasa tasarısı üzerine TBMM’de bir konuşma yapan Mardin Milletvekili Abdurrahim Akdağ, konuşmasına Aristo’dan verdiği bir örnekle başladı.
Sorunu çözme yöntemi olarak Aristo’nun mantık kuralını anlatan Akdağ, “Önce sorununuzu olduğu gibi kabul edin, bu süreçte kimseyi itam etmeyin en son da çözüme odaklanın der. Türkiye’nin sistemden kaynaklanan ve yıllarca uygulanan red, inkar ve asimilasyon politikalarından kaynaklı bir Kürt sorunu vardır. Bu sorunun çözümü için önce sorunla yüzleşmek ve sağlıklı teşhis koyarak olabildiğince doğru bir şekilde tanımlamak şarttır.”dedi.
Kürt sorununun esastan bir kimlik sorunu olduğunu anlatan Akdağ, “Ayın zamanda siyasi, ekonomik, sosyal ve insani bir sorundur. Türkiye’nin geleceğini ipotek altına alan bir sorunla karşı karşıyayız. Bu ülke 40 bin can, 300 milyar-kimi iddialara göre 1 trilyon dolar civarında maddi bedel ödemiştir. 3500 köy boşaltılmış, binlerce insan faili meçhul şekilde katledilmiştir.”diye konuştu.
Kürt sorununun doğası gereği aynı zamanda bölgesel bir sorun olduğuna da işaret eden Akdağ, “Kürt nüfusu Türkiye ile sınırlı olmadığından sorunun uluslararası boyutu vardır. Türklerin çoğunluğu gibi Kürtlerin çoğunluğu da çocuklarının ölmesini istemiyor. Kürtlerin büyük çoğunluğunun gelecek tasavvuru; huzur içinde kimliğinin saygı gördüğü güçlü bir Türkiye’de yaşamaktır.”bilgisini verdi.
AK Partinin yıllarca hiçbir siyasi partinin ele almaya cesaret edemediği bir sorunu çözme iradesini ortaya koyduğunu dikkat çeken Akdağ, konuşmasında şunları söyledi:
“Öldürmekle sorun çözülmez. Güvenlikçi, kutuplaştırıcı ve gerilimi tırmandırıcı politikalar derde derman olmamıştır. Sorunu çözmeye yönelik çabalara toplum güçlü bir destek vermiştir. Silahların susması, barışın sağlanması, toplumsal bütünleşmenin gerçekleştirilmesi ortak vicdanı temsil eden herkes tarafından güçlü bir şekilde destek görmüştür. Nemrut’un yaktığı, canımızı yakan bu ateş söndürülmezse hepimizi yakmaya devam edecektir. Birilerinin kardeş çatışmasını ortaya çıkarmak istedikleri ciddi bir tehlikeye işaret etmek istiyorum. Basiretli Türk ve Kürtlerin böylesi iğrenç bir çukura düşmemeleri memnuniyet vericidir. Çözüme olan umudum bugün her zamankinden daha diridir.
Konuşulabildiği bir zeminde şiddet hak arama metodu olmaktan çıkar. Artık şiddet dışı çözüm yollarını denemek, akıl, mantık ve sağduyunun gereğidir. Toprak temelli değil insan temelli bir çözüm arayışındayız. Türk – Kürt, Alevi-Sünni, Müslüm-Gayrı Müslüm tanımlamaları ve gerilimleri bu ülkenin çatışma noktaları, dış müdahalelere açık alanlar olarak görülmektedir. İç ve dış çıkar odakları bu sorunu barışçıl-demokratik yollardan çözülmemesi için her türlü oyunu ortaya koymuş, çatışmalardan ve dökülen kanlardan büyük rant elde etmişlerdir.”
Konuşmasında kan ve şiddetin, faizi ve silah sanayiini beslediğine vurgu yapan Akdağ, “Bu ise Türkiye’de yaşayanlar için daha az refah, daha az mutluluk ve daha fazla kan ve gözyaşıdır. İslam en önemli bağlayıcı güçtür. Türklerin ve Kürtlerin Müslüman olması büyük bir şanstır. Çözüm için tek zemin siyasettir. Halkın iradesinin yansıdığı bu yüce çatının altı, meclistir. Tam 500 yıl önce Yavuz Sultan Selim ve İdris-i Bitlisi birlik ve kardeşlik temelinde bir araya geldiklerinde tarihe yön vermişlerdir. Bu gün niye bunu başarmayalım? Bu yasa barışın hukuki zeminini oluşturmaktadır. Oyum evet olacaktır.”vurgusu yaptı.
Meclisteki milletvekillerine “Ey Nuh’un ve İbrahim’in çocukları; Ey Selahattin’in ve Fatih’in torunları” şeklinde hitap eden Akdağ, “Birlikte tarih yapmanın potansiyelini içinizde barındırıyorsunuz. Yunus Emre-Fegiye Teyran, Fuzuli-Maleyi Cezeri, Şex Galip-Şex Ahmede Xani aynı iklimin, aynı ilim havzasının yıldızlarıdır. Başta “Yeter ki insanlarımız ölmesin zehir olsa da içerim.” diyen Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcımız Sayın Beşir Atalay’ a ve barış sürecinde emeği geçen herkese şükranlarımı sunuyor, yüce meclisi saygıyla selamlıyorum.”diyerek konuşmasını bitirdi.
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin