Heyeti Deyrulzfaran Manastırında kabul eden Süryanilerin temsilcisi konumundaki Diyarbakır-Mardin Metropoliti Filüksinos Saliba Özmen, Mardin Süryani toplumu ve metropolitliği olarak herkesin mutlu ve huzurlu olmasını istediklerini belirtti. Türkiye'de ve bölgede dinini, dilini, ırkını, örf ve adetini bütün güzelliklerini sergilemelerini isteyen Özmen, "Barış ve demokratik bir çerçevede yaşasın. Bunu herkesin yaşamsını istiyoruz. Böylelikle hem Türkiye'mizde hem bölgemizde en önemi örnek olma aşamasına değer katacağımızı inanıyorum. Umarım bu attığınız adımlar boşa gitmez. Zira çok zor bir süreçten geçiyoruz. Bunda herkesin katkısı var. Bunu bir öz eleştiri olarak yapmamız lazım. Bu durumu nasıl düzelteceğiz, nasıl iyi bir yere geleceğiz diye herkesin şapkasını önüne alıp düşünmesi lazım. Dünya hepimizindir. bütün diller, bütün kültürler bütün toplumlar bu çerçevede özgür olsun. Barış ve demokratik çerçevede huzur içinde bulunsun. İnşallah biz bunu dualarımızla destekliyoruz."dedi.
DTK Eş başkanı Hatip Dicle Dolmabahçe'deki görüşmeleri hatırlatarak, "Aslında bizim cumhuriyet tarihine bakıldığında belki cumhuriyet ilk defa oligarşik olarak kuruldu. Ama demokratik bir cumhuriyete evrilmesi yolunda çok büyük bir anlam ifade ediyordu. Bizimde kendimize baktığımızda öz eleştirel yaklaştığımız hususta budur. Topluma belki çok doğru onu anlatamadık. Aslında en önemli yanı şuydu. görüşmeler diyalog aşamasından artık müzakere aşamasına geçilmişti. 10 madde üzerinden mutabakat alınacaktı. Barışın toplumsallaşması gerekiyor. Dar heyetlerle yürütülen görüşmelerle sonuç alınmazdı. bu nedenle sayın Öcalan özellikle şu noktaların altını çiziyordu. Sadece bu ülkede Kürt sorunu çözmekle toplumsal barışı sağlayamayız. Bütün demokratik ve haklı talepleri olan herkesin sorunlarını birlikte çözmeliyiz. Ama bunu da düşünürken biz onlara adına karar vermeyeceğiz. Biz bunu tartışırken orada kapalı kalmayacaktı görüşmeler. Görüşmelerin içeriği de topluma yansıyacaktı ve toplumda tartışacaktı. Hep birlikte demokratik cumhuriyetin temellerini atacaktık. Şimdi bundan sonra (Öcalan) diyordu ben ya anayasa mahkemesi başkanı önünde yada TBMM'den bir heyet önünde PKK'ya çağrı yapacağım. Artık Türkiye demokratik cumhuriyetin adımlar atmak konusunda bir irade beyanı olmuştur. Toplumun bütün kesimleri bu tartışmaya katılmış, demokratik bir anayasa ve yasalar konusunda yapılacak değişikler en azından an başlılarıyla belirlenmiştir. Ve artık Türkiye'de silahlı mücadeleye Kürtler açısından ihtiyaç kalmamıştır. Siz bir kongre toplayarak bu kararı almalısınız. Artık Türkiye'ye karşı silahlı mücadele tamamen durdurulduğu, Ortadoğu'nun bugünkü koşullarda belki hala silahlı hareketler olabilir ama bu Türkiye coğrafyası dışında örgütlenmeler olabilir. Türkiye'ye karşı böyle bir anlayışımızın olduğunu deklare edeceğiz diyordu. Bu aslında hepimiz açısından çok önemli bir devrimsel hareket olacaktı ama ne yazık ki cumhurbaşkanı tarafından kendisinin önüne bu görüşmelerden sonra tutanaklar 1,5 saat sonra gitti. Hele ki bunu kamu güvenliği müsteşarı bize açık açık söylemişti. Dolmabahçe mutabakatından benim haberim yok, katılmıyorum, Kürt sorunu yoktur dedi ve masa devrildi. Ondan sonra gelen nokta hepimiz açısından acı sonuçlar doğurdu."dedi.
Dicle, en azından kendi özeleştirilerini yaparken o noktada toplumun yeterince aydınlatılmadığını dikkat çekerek "Diye kendimizi sorguladığımız oluyor. Çünkü Öcalan bütün ezilenlerin temsilcisi olarak görüyordu kendini. Hepimizin gayretleri ile bu akıl dışı bu çılgınlık sayılabilecek yoldan çıkabiliriz diye umuyorum."diye konuştu.
Dicle, ziyaretin ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin "İmralı heyeti üyesi olarak sürece ilişkin taraflara çağrıda bulunacak mısınız?"sorusuna "İmralı heyeti üyesi olarak aslında çok öncelikli olarak bu sürece nasıl geldiğimizi iyi biliyoruz. Sayın Cumhurbaşkanı eğer Dolmabahçe mutabakatında üzerinde varılan noktalara ilerlemeye engel olmasaydı, masayı devirmeseydi aslında Türkiye bugün demokrasi yolunda ilerleyen, barış bir ülkeye doğru, bir demokratik cumhuriyete doğru hızla yönelecekti. bu hem orta doğudaki sorunların çözümün de bir önek olacaktı. Hem Türkiye'nin uygar dünyayla ilişkilerini artıracaktı ama maalesef bu süreçten sonra bir vahşet bir çılgınlık ortamı yaşıyoruz.Ama hızla bundan çıkmamızı gerekir. Bundan kimseni kazanacağı bir şey yok. Dileriz devlet aklı da bunu görmüştür. Tekrar bir diyalog ortamına ve hatta müzakere ortamına dönüştürebiliriz."cevabını verdi.
Gazetecinin devletin yanında "Örgüte yönelik bir çağrınız olacak mı?" sorusuna ise "Bunu bozan ne yazık ki devlet oldu. O nedenle önce devlet kendi girdiği rotadan çıkmak durumunda. ondan sonra biz örgütle her zaman görüşebiliriz. bu konuda tekrara diyalog ve müzakere ortamına doğru gitmek için elimizden gelen çabayı sarf ederiz."dedi.