Eğitim-Sen Mardin Şubesi 16 Mart 1988 yılında meydana gelen Halepçe katliamını yaptığı anma etkinliğiyle kınadı. Halepçe’de yaşamını yitirenlerin anısına bir dakikalık saygı duruşuyla başlayan anma programında, Eğitim-Sen şubesi yönetim kurulu üyesi Erdal Arslan bir konuşma yaptı. Konuşmasında Halepçe katliamının bir insalık trajedisi olduğunu belirten Arslan, şöyle devam etti;
Kürt halkına karşı yürütülen soykırımların, asimilasyonun ve imhanın gerçekleştirildiği yerlerden bir taneside Halepçe’dir. Bu coğrafda kürt halkı tarihin bir çok döneminde soykırımlardan geçirilmiştir.
1988 de yaşanan soykırımın bedebline bu halk çok ağır ödemiştir.
İran-Irak Savaşı’nın sekizinci yılında Enfal Operasyonu kapsamında gerçekleştirilen Halepçe Katliamı’nda, binlerce Kürt korkunç bir şekilde katledildi. 16 Mart 1988′de gerçekleştirilen katliam sırasında İran sınırına yakın bir bölgede bulunan Halepçeliler, Irak ordusunun helikopter ve uçaklardan attığı kimyasal gazlardan kendilerini koruyamadı. Saldırılarda 10 binlerce kişi öldü, 10 binlerce kişi yaralandı. Üzerinden 23 yıl geçen katliamın izleri halen dün yaşanmış gibi orta yerde duruyor. Halepçe Katliamı’yla sonuçlanan Enfal Operasyonu’nun tanıkları ise, Irak rejiminin Kürtlere yönelik izledikleri ‘Enfal politikasının’ aslında 1978 yılında uygulamaya konulan toplu köy projesiyle başladığını, ancak 1979′da Irak-İran Savaşı’nın başlamasıyla kesintiye uğradığını, 1986 yılında iki ülke arasındaki savaşın rutinleşmesi sonucu yeniden başladığını, Halepçe Katliamı ile soykırıma dönüşerek 92 yılına kadar devam ettiğini belirtiyorlar.
Irak ve İran arasındaki bir kent olan Halepçe 'de tarihte eşine az rastlanır bir katliam yapıldı. Saddam hüseyin'in kimyasal silahları 5500 kürd'ün ölümüne 10000 'inin yaralanmasına neden oldu.
Onbinlerce insan Türkiye sınırına dayandı. O zamanlar adı kuzey ıraklılar(!) olarak anılan kürtler içler acısı tabiat şartlarının da kurbanı oldular. Halepçe katliamını babasının kucağındaki bebek unutulmaz fotoğrafı ile tespit eden gazeteci Ramazan Öztürk'ün tanıklığından okuyalım:
"Bütün sokaklar cesetlerle doluydu. Etrafta dayanılmaz bir koku hâkimdi. Körpecik bebelerden bazılarının derileri kavrulmuş, bazılarının vücudu mosmor kesilmişti. Cesetlerin çoğu kadın, çocuk ve yaşlı insanlara aitti. Bazı bebekler annelerinin kucağından fırlamış yerde sere serpe yatıyorlardı. Kimi evinin avlusunda kurulmuş sofra başında; kimi kapının eşiğinde; kimi bebeğini emzirirken; kimi oyun oynarken yakalanmıştı zehirli ölümün pençesine...
Şehrin dışındaki boş tarlalarda ise, toplu halde ölmüş yüzlerce insan vardı. Uzaktan bakıldığında, sanki tarlalarda ot yerine insan bedenleri biçilmişti. Bu açık hava mezarlığında, yine kadın ve çocuklar çoğunluktaydı. Hepsi birbirlerine sokulmuş, korkunç ölüme teslim olmuşlardı.
Bazıları ise, su birikintilerinin başında ölüvermişlerdi. Bunlar da, kimyasal gazların yaktığı vücutlarını suyla ıslatarak kurtulmaya çalışanlardı. Toplu cesetlerin arka planında, otlarken yine zehirli gazın etkisiyle telef olmuş ve vücutları şişmiş hayvanların görüntüsü göze çarpıyordu. Kısacası, bomba isabeti almış birkaç binanın dışında her şey yerli yerindeydi, ama bütün canlılar ölmüştü."
Sivil halka karşı bu tür ve bu büyüklükte bir bombalama o zamana kadar hiçbir yerde gerçekleşmemişti. Bir kimyasal silah olan "koktail"in içinde; deriye, gözlere, boğaza ve akciğere büyük zarar veren Hardal gazı bulunuyor; aynı zamanda sinir sistemine inanılmaz zararlar veriyor. İnsanların maruz kaldığı kimyasal silahlar, deri ve elbiseleri ıslatıyor, Su ve yiyeceklere kolayca karışıyor ve solunum sistemini de bozuyor.
Uzmanlar Hardal gazının etkilerini şöyle dile getiriyor: "Nagazaki ve Hiroşima'da iyonlaşan atomların tersine Hardal gazı gelecekteki nesil için de inanılmaz zararlar taşıyor. 10 yıl sonra bile insanlar çeşitli acılar çekiyor özellikle uzun vadede DNA üzerinde yaptığı zarar var."
İran-Irak Savaşı’nın sekizinci yılında Enfal Operasyonu kapsamında gerçekleştirilen Halepçe Katliamı’nda, binlerce Kürt korkunç bir şekilde katledildi. 16 Mart 1988′de gerçekleştirilen katliam sırasında İran sınırına yakın bir bölgede bulunan Halepçeliler, Irak ordusunun helikopter ve uçaklardan attığı kimyasal gazlardan kendilerini koruyamadı. Saldırılarda 10 binlerce kişi öldü, 10 binlerce kişi yaralandı. Üzerinden 20 yıl geçen katliamın izleri halen dün yaşanmış gibi orta yerde duruyor. Halepçe Katliamı’yla sonuçlanan Enfal Operasyonu’nun tanıkları ise, Irak rejiminin Kürtlere yönelik izledikleri ‘Enfal politikasının’ aslında 1978 yılında uygulamaya konulan toplu köy projesiyle başladığını, ancak 1979′da Irak-İran Savaşı’nın başlamasıyla kesintiye uğradığını, 1986 yılında iki ülke arasındaki savaşın rutinleşmesi sonucu yeniden başladığını, Halepçe Katliamı ile soykırıma dönüşerek 92 yılına kadar devam ettiğini belirtiyorlar.
1990 yılındaki I. Körfez Savaşı’nda Kuveyt’te darbe yiyen Saddam Hüseyin’in sözde cumhuriyet muhafızları tankları, toplarıyla gelip Kürdistan’a yöneldiler. Yüz binlerce Kürdü yine dağlardan Türkiye ve İran sınırlarına sürdüler. Yüzlercesi yolda hastalık, açlık ve ilaçsızlıktan öldü. Kürt trajedisine yeni bir halka daha eklediler. Türkiye ve İran’a göç edenlerden hayatta kalanların bir kısmı bir yıl içinde geri döndü. Ülkede kalanlar için de çoktan bıçak kemiğe dayanmış hatta içine kadar da işlemişti.
Halepçe katliamına gelene kadar bu coğrafyada Kürtler halepçe gibi bir çok defa kıyımlara maruz kaldı. 12 mart 2008 de Qamışlo katliamı, 1930’zilan, 38 Dersim …… Her defasında kıyımlarla susturulan bu halk her zaman barış elini uzatmıştır. Demokratik bir yaşam talebinde ısrar etmiştir. Kendi dilini, kültürünü, yaşam biçimi ve kimliğini özgürce kullanmaktan başka bir talebi olmamıştır.
Yorumlar
1 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin
Eğitimseni bu duyarlı davranışından dolaı kutluyorum.