Mardin, Bilim Kurgu ve Fantastik Sinemanın Yeni Durağı Oldu
Bilim kurgu ve fantastik sinemanın buluştuğu Mardin’de, şehrin kültürel derinliği ve geleceğe dair vizyonu ön plana çıktı. İŞTE Festivalin Mardin Direktörü Yektanurşin Duyan'dan çarpıcı bir röportaj...
Evrensel Bilim Kurgu ve Fantastik Film Festivali’nin bu yılki önemli duraklarından biri Mardin oldu. Festivalin Mardin Direktörü Yektanurşin Duyan, kentin seçilme nedenlerinden sinemadaki temsiline, “Mardinwood” tartışmalarından gençlere verilen mesaja kadar dikkat çekti.
Mardin’in sinemada sadece estetik bir fon olarak değil, çok katmanlı bir hikâye alanı olarak değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı. İŞTE gerçekleşen çarpıcı röportaj...
1. Festivalin bu yılki duraklarından biri olarak Mardin’i seçmenizin temel nedeni neydi? Sizce Mardin’i bilim kurgu ve fantastik sinema açısından özel kılan unsur nedir?
Mardin’i bu yılki duraklarımızdan biri olarak seçmemiz aslında bir tesadüf değil, bir hak teslimidir. Mardin yalnızca taşın ve tarihin şehri değil, binlerce yıldır farklı dillerin, dinlerin ve kültürlerin bir arada yaşama sanatını icra ettiği, başlı başına bir kültür ve sanat merkezi kimliğine sahip bir şehirdir.
Bilim kurgu ve fantastik sinema açısından Mardin’i özel kılan temel unsur, şehrin sunduğu “zamansızlık” hissidir. Bu zamansızlık duygusuna binlerce yıllık taş mimarisi ve mitolojik derinlik eklendiğinde, Mardin sinemasal açıdan dünyadaki en eşsiz mekânlardan biri hâline gelir.
Bizim için Mardin sadece bir ev sahibi değil, festivalin ruhunu besleyen, her sokağında ayrı bir hikâye barındıran devasa bir sanat galerisidir. Bu festival, Mardin Artuklu Üniversitesi ev sahipliğinde gerçekleşerek kentin akademik ve kültürel birikimini sürecin merkezine taşımaktadır. Kültürel zenginliğin görünür kılınması, bilimin rasyonalitesi ile sanatın estetiğini bu mistik coğrafyada buluşturma amacımızı yansıtmaktadır.
2. Mardin, tarihi dokusu ve çok kültürlü yapısıyla birçok dizi ve filme ev sahipliği yapıyor. Bir akademisyen olarak Mardin’de çekilen yapımlara olan yoğun ilgiyi neye bağlıyorsunuz?
Mardin’in dizi ve sinema sektörü için bu kadar cazip olmasını anlamak zor değil, burası ışığı, mimarisi ve dokusuyla kendiliğinden sinematografik bir kenttir. Sektörün Mardin’e olan ilgisini, şehrin popülaritesini artırması ve tanıtımına katkı sağlaması açısından elbette olumlu buluyorum. Ancak bir akademisyen ve bu şehrin bir parçası olarak baktığımda, madalyonun öteki yüzünde ciddi bir temsil sorunu görüyorum.
Mardin, popüler yapımlarda ne yazık ki çoğu zaman yalnızca estetik bir plato ya da güzel bir manzara olarak kullanılıyor. Oysa bu şehir, sadece taş binalardan ibaret değildir, binlerce yıllık bir bilgeliği, çok kültürlü bir ruhu ve derin bir toplumsal hafızayı temsil eder.
Popüler kültür ürünü olan dizilerde hikâyelerin tipleştirilmesini anlamak mümkün, ancak bu durumun Mardin’in kadim kimliğini gölgelediği de inkâr edilemez bir gerçektir.
Özellikle televizyon dizilerinde öne çıkan ağa, aşiret ve şiddet eksenli temaların, Mardin’in tek gerçeğiymiş gibi sunulması bu temsil sorununu daha da derinleştiriyor. Şehrin entelektüel birikimi, sanatsal derinliği ve Mezopotamya’nın çok dinli ve dilli yapısı çoğu zaman geri planda kalırken, yerini kaba güç çatışmalarına ve toplumsal gerçeklikle örtüşmeyen bir şiddet estetiğine bırakıyor. Bu durum, Mardin’i gerçek kültürel dokusuyla uyuşmayan dar kalıplara hapsederken, onu bir özne olmaktan çıkarıp yalnızca bir nesneye indirger.
Birkaç istisnai sinema örneği dışında, Mardin’in çok katmanlı yapısını, hoşgörü iklimini ve gündelik hayatın gerçekliğini perdeye taşıyan işlere hâlâ ihtiyaç var. Bir akademisyen olarak temennim, Mardin’i yalnızca bir arka plan ya da şiddet dekoru olarak gören anlayışın yerini şehrin ruhunu, felsefesini ve kültürel derinliğini ciddiyetle ele alan bir sanat vizyonunun almasıdır.
3. Son yıllarda sıkça dile getirilen “Mardinwood” kavramını siz nasıl değerlendiriyorsunuz? Mardin’in güçlü bir sinema merkezi haline gelmesi için sizce hangi adımlar atılmalı?
Mardinwood ifadesi, yakıştırması veya benzetmesi, Mardin’in sahip olduğu eşsiz görselliğin ve sektörel ilginin bir dışavurumu olsa da benim için bu terim, içi doğru doldurulmadığı sürece sadece popüler bir yakıştırmanın ötesine geçemez. Mardin’in gerçek bir sinema merkezi haline gelmesi için nicelikten ziyade nitelikli bir anlatı dönüşümüne ihtiyacı var.
Bunun için atılması gereken ilk ve en kritik adım, anlatılarımızı o kronikleşmiş ağa, şiddet ve töre ekseninden acilen kurtarmaktır. Sürekli şiddetle, çatışmayla ve feodal baskılarla anılan bir şehrin, sağlıklı ve sürdürülebilir bir sinema merkezi olması mümkün değildir. Mardin’i “kırık Türkçeli poşi erkek” parantezine hapseden bu yüzeysel yaklaşımdan vazgeçmeliyiz.
Mardin’in popüler anlatılarda “kırık Türkçe ile konuşan poşili, şalvarlı erkek” sembolizmine indirgenmesi, kenti kültürel bir özneden ziyade folklorik bir nesneye dönüştüren oryantalist bir indirgemeciliğin sonucudur. Bu yaklaşım, Mardin’in çok katmanlı toplumsal yapısını ve tarihsel derinliğini “tipleştirmeler” üzerinden basitleştirerek, kentin gerçek kimliğini bir paranteze hapsetmektedir.
Mardin, binlerce yıllık çok dilli (Arapça, Süryanice, Kürtçe, Türkçe) ve kozmopolit bir ahengin merkezidir. Ancak yapımlarda kullanılan “kırık Türkçe”, bu zengin dilli arka planın bir yansıması değil, aksine karakteri “taşralı” veya “eğitimsiz” göstermeye hizmet eden bir karikatürizasyon aracıdır. Şehrin kadim dillerine özgün fonetik zenginlik, kaba bir lehçe taklidine kurban edilmektedir.
Mardin sadece görsel bir estetik sunan durağan bir plato değil, yaşayan bir kolektif bellek mekânıdır. Kenti sadece şiddet, töre ve ağalık sarmalında temsil etmek, bu belleğin yalnızca belirli bir kesitini (ve çoğu zaman kurgulanmış bir kesitini) genelleştirerek hakikati deforme etmektedir.
Mardin bir bellek şehridir. Önemli olan sadece şehrin taş dokusunu kayıt altına almak değil, o taşların altındaki kültürel kökleri, dillerdeki ahengi ve binlerce yıllık zanaat kültürünü hikayenin kalbine yerleştirmektir.
Şehrin mimari estetiğini bir manzara olmaktan çıkarıp, bu derinliği ve zenginliği harmanlayan, felsefesi olan hikayeler anlatmalıyız. Mardin’in sanatsal kapasitesini, zanaat mirasını ve çok sesli yapısını ön plana çıkaran yapımları teşvik etmeliyiz. Kısaca Mardin’in sadece bir dış çekim platosu değil, bir üretim ve düşünce merkezi olması gerekir. Eğer biz bu kadim belleği, günümüzün evrensel sinema diliyle ve doğru bir temsil ile buluşturabilirsek o zaman Mardinwood, bir benzetme olmaktan çıkar, gerçeğe dönüşür
4. Evrensel Bilim Kurgu ve Fantastik Film Festivali’ni diğer festivallerden ayıran en önemli tema veya yaklaşım sizce nedir?
Evrensel Bilim Kurgu ve Fantastik Film Festivali’ni geleneksel film festivallerinden ayıran temel fark, bu türleri sadece birer eğlence alt türü olarak değil, geleceğin inşasında birer düşünce deneyi olarak konumlandırmasıdır.
Festival, sinemacıları, bilim insanlarını ve teknoloji uzmanlarını aynı çatı altında bir araya getirerek hibrit bir yapı oluşturur. Yapay zekadan uzay keşiflerine kadar geniş bir yelpazeyi kapsayan bu yaklaşım, festivali sadece bir gösterim alanından çıkarıp bir fikir üretim merkezine dönüştürür.
5. Festival bu yıl yapay zekâdan alternatif gerçekliklere, uzay araştırmalarından fantastik anlatılara uzanan geniş bir seçki sunuyor. Mardinli izleyicileri en çok hangi başlıkların etkileyeceğini düşünüyorsunuz?
Bu yıl Mardin Artuklu Üniversitesi kampüsünde gerçekleşecek film gösterimleri ve atölyelerle festival, gençlere geleceğin hikâyesini yazma özgüveni aşılayarak teknolojiyi kadim bir ruhla birleştiren ilham verici bir platform sunmaktadır. Özellikle yapay zekâ atölyeleri, gençlere geleneksel bariyerleri aşarak kendi hikâyelerini anlatma fırsatı sunarken, izledikleri filmler aracılığıyla hayal güçlerinin sınırları zorlanacaktır.
Bu süreçte Mardin Artuklu Üniversitesi’nin güçlü akademik kadrosunun düzenleyeceği atölyelerle, hem yapay zekâ hem de disiplinlerarası çalışmalar alanındaki bilgi birikimleriyle festivale entelektüel derinlik kazandırmakta ve gençlerin üretim süreçlerine akademik rehberlik sunmaktadır.
6. Bilim kurgu ve fantastik sinemanın Türkiye’de hâlâ yeterince alan bulamadığı düşünülüyor. Sizce bu festival, özellikle Mardin gibi şehirlerde gençler ve sinemaseverler için nasıl bir etki yaratabilir?

Türkiye’de bilim kurgu ve fantastik sinemanın sınırlı üretim alanı bulduğu tespiti büyük ölçüde doğru. Bunun nedeni yalnızca bütçe meselesi değil, aynı zamanda sektörel alışkanlıklar, anlatı geleneği ve seyirci beklentileriyle de ilgili. Tam da bu yüzden, bu türlere odaklanan bir festivalin Mardin gibi şehirlerde yaratabileceği etki, yalnızca film izletmekten çok daha fazlası olabilir.
Şöyle ki, festival programında yer alan film seçkileri ve atölyeler aracılığıyla festivalin, seyircilerin hayal gücünü geliştireceğini ve üretme arzusunu tetikleyeceğini düşünüyorum. Ayrıca bu festivalin, Mardin’de düzenlenen diğer film festivallerinden farklı olarak birkaç kez düzenlenip kaybolmayacağı, aksine, kapsamında gerçekleştirilen atölyeler, söyleşiler ve üretim destekleriyle devamlılık kazanması hâlinde Mardin’de küçük ama etkili bir tür sineması ekosistemi oluşturma potansiyeli taşıdığını söylemek mümkündür. Bu da uzun vadede Türkiye’deki genel üretim çeşitliliğine katkı sağlayacaktır.
7. Festivalin Mardin ayağı için izleyicilere ve özellikle genç sinema meraklılarına vermek istediğiniz mesaj nedir?
Hayal gücünüzü de alıp, gelin.
