Toplumsal Bellek, Kimlik ve Beden Üzerine Düşünen Disiplinlerarası Bir Çağdaş Sanat Pratiği: Esengül Bozdağ Alan

RÖPORTAJ

ÖZEL RÖPORTAJ HABER - 

 

Sizi tanıyabilir miyiz?

Ben Esengül Bozdağ Alan. Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Resim-İş Öğretmenliği Bölümü’nden dereceyle mezun olduktan sonra Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Güzel Sanatlar Eğitimi Anabilim Dalı’nda tezli yüksek lisans eğitimimi tamamladım. Uzun yıllardır resim, yerleştirme, video art, kısa film, fotoğraf ve kolaj gibi farklı disiplinlerde üretim yapan multidisipliner bir sanatçıyım. Sanatsal üretimlerimin yanı sıra, sanatın toplumsal dönüşüm gücüne inanıyor; kültür-sanat odaklı ve eğitime katkı sağlayan çeşitli sosyal sorumluluk projelerinde de aktif olarak yer alıyorum.

Son kişisel serginiz “Baskı Altında” büyük ilgi gördü. Serginizin çıkış noktası ve ele aldığı temel mesele neydi?

Mardin Bienali kapsamında, bienale paralel olarak gerçekleştirdiğim “Baskı Altında” başlıklı kişisel sergimde; çağdaş insanın ekonomik, politik, toplumsal ve psikolojik baskılar karşısındaki varoluşunu ele aldım. Serginin çıkış noktası, gündelik yaşamın içinde çoğu zaman görünmez hâle gelen baskı mekanizmalarının bireyin bedeni, hafızası ve kimliği üzerinde bıraktığı izleri görünür kılma düşüncesiydi.

Sergiyi yalnızca eserlerin sergilendiği bir mekân olarak değil; baskı altında kalan bedenlerin, hafızaların ve susturulmuş izlerin görünürlük kazandığı, izleyiciyi kendi taşıdığı yüklerle yüzleşmeye davet eden düşünsel bir karşılaşma alanı olarak kurguladım. Her çalışma, bireysel deneyim ile toplumsal gerçeklik arasında kurulan ilişkinin farklı bir katmanını açığa çıkarırken, izleyiciyi kendi belleği üzerinden yeni sorular sormaya davet ediyor.

Üretimlerinizin çıkış noktası nedir?

Üretimlerimin merkezinde insan var. Kimliği, belleği, bedeni, hafızası ve içinde yaşadığı toplumsal yapı…

Benim için sanat, görünmeyeni görünür kılmaktan çok, çoğu zaman fark etmeden normalleştirdiğimiz gerçeklikleri yeniden hissettirebilme imkânıdır.

“Baskı Altında” sergisinin çıkış sorusu da buydu:

“Taşıdığın şey gerçekten sana mı ait, yoksa sana ait olduğu öğretilmiş bir yük mü?”

Aslında üretimlerimin büyük bölümü, bu sorunun farklı biçimlerde yeniden kurulmasından oluşuyor.

Sergide hangi çalışmalar yer aldı?

Sergi yaklaşık bir ay boyunca ziyarete açıktı. Video art, kısa film, yerleştirme, yağlı boya, kolaj ve farklı malzemelerle ürettiğim çalışmalar ortak bir kavramsal kurgu içerisinde bir araya geldi.

Her disiplin benim için farklı bir anlatım dili sunuyor. Bu nedenle malzeme, anlatmak istediğim düşüncenin ihtiyaçlarına göre şekilleniyor. Disiplinler arasında geçiş yapmak üretim pratiğimin doğal bir parçası. Sergiyi gezen izleyicilerin her çalışmada farklı bir malzeme ve ifade biçimiyle karşılaşmalarını, bu çeşitlilik karşısında şaşırmalarını özellikle istedim. Nitekim sergiyi gezen birçok kişi de her yeni eserin beklenmedik bir karşılaşma sunduğunu ve bu çeşitliliğin kendilerini şaşırttığını ifade etti. Benim için bu şaşkınlık, izleyicinin eserle kurduğu diyaloğun önemli bir parçasıydı.

İzleyicilerden nasıl geri dönüşler aldınız?

Sergi boyunca çok kıymetli geri dönüşler aldım. İzleyicilerin eserlerle kişisel bağ kurmaları, kendi yaşam deneyimlerinden hareketle yeni okumalar geliştirmeleri benim için en değerli karşılıktı.

Bir işin gerçek anlamda yaşamaya başlaması, izleyiciyle kurduğu ilişkiyle mümkün oluyor. Bu nedenle her yorum, her farklı okuma ve her eleştiri üretim sürecimi besleyen önemli bir deneyime dönüşüyor.

Sanat anlayışınızı nasıl tanımlarsınız?

Sanat anlayışımı en iyi ifade eden düşüncelerden biri Andrey Tarkovski’ye aittir:

“İnsan yeteneklerinin sahibi değil, kölesidir.”

Tarkovski yine der ki:

“Dünya mükemmel olsaydı zaten sanata ihtiyaç olmazdı.”

Benim de sanata dair bakışım ve üretim pratiğim bu düşünceler üzerine kurulu. Sanatın, sahip olduğumuz yeteneğin sorumluluğunu üstlenmenin ve onu insanlığa sunmanın bir yolu olduğuna inanıyorum.

 

Serginiz aynı zamanda sosyal sorumluluk yönüyle de dikkat çekti. Bu projeden de bahseder misiniz?

Benim için sanat yalnızca estetik bir üretim alanı değil, toplumsal fayda üretmenin de bir yolu. Bu nedenle “Baskı Altında” sergisinde eserlerin satışından elde edilen geliri kız çocuklarının eğitimine destek olmak amacıyla bağışladım. Sanatın yalnızca düşündüren değil, aynı zamanda dayanışmayı büyüten bir güç olduğuna inanıyorum.

Yeni projeleriniz var mı?

Üretim benim için süreklilik taşıyan bir süreç. Bugüne kadar birçok kişisel ve karma sergide yer aldım. Şu anda da farklı disiplinleri bir araya getiren yeni projeler üzerinde çalışıyorum. Her yeni çalışma, önceki üretimlerin devamı değil; onlarla diyalog kuran yeni bir düşünme biçimi olarak ortaya çıkıyor.

Üretim pratiğinizi nasıl tanımlarsınız?

Üretim pratiğimi disiplinler arası bir yaklaşım üzerinden şekillendiriyorum. Resim, video, fotoğraf, yerleştirme ve kolaj benim için birbirinden bağımsız alanlar değil; aynı düşüncenin farklı ifade biçimleridir.

Çalışmalarımda toplumsal cinsiyet eşitsizliği, ataerkil ve feodal yapılanmalar, beden politikaları, kimlik, görünmezlik ve toplumsal bellek gibi meseleleri ele alıyorum. Bunun yanı sıra hayvan hakları, çocuk istismarı, iklim krizi ile temel hak ve özgürlükler gibi günümüzün ortak vicdanını ilgilendiren konular da üretimlerimin önemli bir parçasını oluşturuyor.

Güncel meseleleri bireysel deneyimlerle buluşturarak, izleyiciyi eserin yalnızca karşısında duran bir gözlemci olmaktan çıkarıp üretimin aktif bir parçası hâline getirmeyi amaçlıyorum.

Benim için sanat; estetik bir nesne üretmekten çok, düşünce üreten, hafızayı canlı tutan ve insanın kendisiyle yeniden karşılaşmasına imkân tanıyan bir ifade biçimidir.