Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, 10 Ekim Dünya Ruh Sağlığı Günü kapsamında, ruhsal sorunlar karşısında damgalanma ve önyargıların kişilerin profesyonel yardım almasına etkisi hakkında açıklamalarda bulundu.
Yardım istemek zayıflık değil, güçlü bir davranış!
Damgalanma korkusunun psikolojik yardım arayışının önündeki en sık karşılaşılan nedenlerden biri olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Çiğdem Demirsoy, “Çevresi tarafından olumsuz değerlendirilme ve ‘hasta’, ‘zayıf kişi’, ‘deli’ gibi olumsuz etiketlenme endişesi yaşanan sorunları gizlemeye ya da ihtiyaç duyulduğu halde profesyonel destek almaktan kaçınmaya itebiliyor.” dedi.
Gerektiğinde profesyonel destek almanın, zayıflık olmadığına dikkat çeken Demirsoy, “Tam tersine kişinin yaşadığı güçlüğün farkında olması, yardım ihtiyacını kabul etmesi ve çözüm yolunda adım atabilmesi anlamına gelir ve bu da aslında ‘güçlü’ bir davranıştır. Yardım istemek kişinin çaresiz olduğunu değil, kendi sorumluluğunu alabildiğini ve ruh sağlığını koruyabilmek için aktif bir seçim yaptığını gösterir. Zorlandığını kabul etmek ve gerektiğinde destek istemek psikolojik dayanıklılığın bir parçasıdır.” şeklinde konuştu.
Erken yardım almak, sorunlar büyümeden müdahale etmeyi sağlıyor!
Yaşanan sıkıntıların görmezden gelinmesi ya da kendiliğinden geçmesinin beklenmesi durumunda olabileceklere değinen Demirsoy, şunları söyledi:
“Sıklığı ve şiddeti artarak kişinin ruhsal durumunu, sosyal, akademik, mesleki pek çok alanda işlevselliğini olumsuz etkileyerek yaşam kalitesini düşürebilir. Başlangıçta örneğin sadece uykusuzluk, kaygı ya da isteksizlik gibi görünen bir durum zamanında ele alınmadığında giderek kişinin aile ilişkilerini, iş performansını, günlük yaşamını daha fazla etkileyen bir hale gelebilir. Erken yardım almak sorunlar büyümeden, kronikleşip kişinin başa çıkma kaynaklarını tüketmeden müdahale etmeyi mümkün kılar.
Ruhsal sorunlarda kişiye akıl vermek değil, onu dinlemek gerekiyor!
‘Abartıyorsun’, ‘güçlü ol’, ‘kafana takma’ gibi sözlerin iyi niyetle söylenmiş olsa bile kişinin anlaşılmamış hissetmesine neden olabileceğine işaret eden Demirsoy, “Ya da bu sözlerden etkilenerek kendisini ‘zayıf’, ‘hatalı’ gibi değerlendirmesine, sonuç olarak da yardım istemekten vaz geçmesine neden olabilir. ‘Her şey senin elinde’, ‘kendi kendinin doktoru ol’, ‘istersen başarırsın’ gibi söylemler ilk bakışta kişiyi güçlendirmeyi, motive etmeyi amaçlıyor gibi görünebilir. Ancak kişinin yaşadığı psikolojik güçlükleri yalnızca irade ve çabayla aşabileceği mesajı verir.” dedi.
Bunun sonucunda da kişinin ‘yeterince güçlü değilim, yeterince çabalamıyorum’ diye düşünebileceğini aktaran Demirsoy, “Bu tarz düşünceler de kişinin mevcut sıkıntılarına bir de suçluluk, yetersizlik, başarısızlık gibi duyguların eklenmesine ve sıkıntısının artmasına yol açar. Ayrıca her şeyi kendi başına çözmesi gerektiğine inanması profesyonel yardım almasını geciktirebilir. Oysa ruhsal sorunlar kişinin iradesiyle ilgili değildir; biyolojik-psikolojik ve sosyal pek çok etkenin bir araya gelmesiyle ortaya çıkar. Kişinin iyileşme sürecinde aktif rol alması elbette çok önemlidir. Ancak kişinin kendi iyileşmesinde sorumluluk üstlenmesi ile bütün sorumluluğun ona yüklenmesi aynı şey değildir. Ruh sağlığında asıl güç, her sorunu tek başına çözebilmek değil, ne zaman desteğe ihtiyaç duyduğunu fark etmek ve bu desteği alabilmektir. Yakınların yapması gereken de; akıl vermekten çok dinlemek, yargılamamak ve gerektiğinde profesyonel yardım almaya destek olmak olmalıdır.” açıklamasını yaptı.
Psikolojik destek almak için hastalık belirtisi gerekmiyor!
Psikolojik destek almak için çok büyük sıkıntılar yaşanması, hastalık belirtileri taşıması gerekmediğini dile getiren Demirsoy, “Psikolojik destek yalnızca ‘hastalık tedavisi’ değildir, aynı zamanda kişinin kendini daha iyi tanımasına, yaşadığı güçlükleri anlamlandırmasına, ilişkilerini düzenlemesine, başa çıkma becerilerini geliştirmesine ve yaşam olaylarına daha sağlıklı bir şekilde uyum sağlamasına yardımcı olur.” dedi.
Kişinin bir kayıp, boşanma, iş değişikliği, evlilik ya da ebeveynlik gibi yeni bir rol üstlenme veya ilişki çatışmaları, karar verme güçlüğü, tükenmişlik hissi, yoğun stres gibi durumlar yaşayabileceğini kaydeden Demirsoy, “Bunların hiç biri tek başına psikiyatrik bir hastalık anlamına gelmez, ancak üstesinden gelinemediğinde kişinin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyebilir. Bu nedenle psikolojik desteği yalnızca ‘çok kötü olunduğunda başvurulacak bir yer’ olarak görmemek gerekir. Koruyucu sağlık hizmetlerinde sorun ortaya çıkmadan önce önlem almak nasıl değerliyse, ruh sağlığında da erken farkındalık ve destek önemlidir. Bazen birkaç görüşme bile kişinin yaşadığı durumu daha net görmesine, baş etme yollarının güçlenmesine ve sorunun daha fazla büyümesinin önlenmesine yardımcı olur.” ifadelerini kullandı.
Ruhsal hastalıklar utanılacak değil, tedavi edilebilir sağlık sorunlarıdır!
Ruhsal hastalıklarla ilgili önyargıları azaltmak için bilgilenmek çok önemli olduğunu vurgulayan Çiğdem Demirsoy, “Öncelikle ruhsal hastalıkların ‘kişilik zayıflığı’, ‘irade eksikliği’ ya da ‘abartı’ olmadığının anlaşılması, bunların biyolojik-psikolojik-sosyal etkenlerin rol oynadığı ‘sağlık sorunları’ olduğu bilinmelidir. Bu konuda ailelere sorumluluk düşüyor.” dedi.
Toplum olarak da ruhsal sorunlarla ilgili kullanılan dile dikkat etmenin, ruhsal sıkıntıları olan kişileri küçümseyici, damgalayıcı ifadeler kullanmaktan kaçınmanın önemli olduğunun altını çizen Demirsoy, sözlerini şöyle tamamladı:
“Ruhsal hastalıkları utanılacak, gizlenecek durumlar olarak görmeyip; üzerinde konuşulabilir, anlaşılabilir ve tedavi edilebilir sağlık sorunları olarak gördüğümüzde stigma da azalır. Toplumsal olarak; okullar, çeşitli kurumlar ruh sağlığı konularında eğitimler düzenleyerek ve medya toplumun genelini bilgilendirme gibi sorumluluklar alarak katkı sağlayabilir. Ailelerin ve toplumun ruhsal sorunları ve psikolojik desteği olağan bir sağlık hizmeti olarak görmesi, insanların yardım arama davranışını kolaylaştıracaktır.”
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin