Siirt Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Macit Sevgili, tarikatlar üzerinden İslam'a yönelik eleştirilerin genelleştirildiğini, sosyal medyada bazı olayların bağlamından koparılarak tasavvufi yapılar ve cemaatlerin itibarsızlaştırılmaya çalışıldığını söyledi.

Sevgili, İslam'ın temel kaynaklarının da bu tartışmalar üzerinden hedef alındığını belirterek, özellikle gençlerin bu tür algılara karşı dikkatli olması gerektiğini vurguladı.

Tarikatların toplumsal yardımlaşma ve dayanışmada önemli bir yere sahip olduğunu ifade eden Sevgili, 6 Şubat depremlerinde bu yapıların sahada aktif rol aldığını belirtti. Sevgili, tasavvufi yapıların tarih boyunca İslam'ın yayılmasında ve toplumların manevi hayatının şekillenmesinde etkili olduğunu dile getirdi.

“İslam'ın görünürlüğünden rahatsızlar”

Türkiye'deki seküler yapının insanların özgürlüklerine müdahale ettiğini belirten Sevgili, şu ifadeleri kullandı:

“Türkiye'de seküler bir yapı var. Bu seküler yapı, esasında kendilerinden olmayan insanların özgürlüklerine ve hürriyetlerine karışmaması gerekirken maalesef insanların hürriyetine ve özgürlüğüne müdahale etmeyi kendilerine görev edinmiş, kemikleşmiş bir yapı var. Bu yapı, mesele tarikatlardan ziyade İslam dini. İslam dininin bu kadar Müslümanlar tarafından benimsenmesinden, sahip çıkılmasından ciddi anlamda rahatsızlar. Dolayısıyla İslam'ın görünürlüğünden rahatsızlar. İslam'ın temeline dinamit yerleştirmek için ellerinden gelen her türlü yola başvuruyorlar. Bazen bu yol, Müslümanları ciddi anlamda rahatsız edici bir boyutta olabiliyor. Yani mesela tarikatlar, tasavvufi yapılar bazı münferit yanlışlar yapmış olabilirler. Bazı istismarlar da söz konusu olabilir. Ama bunu genelleştirmek suretiyle sanki bütün Müslümanların böyle bir hata yaptığını, İslam'ın özünde bu yanlışın bulunduğunu söyleme gibi bir genelleştirme yaptıkları zaman bu, ciddi anlamda Müslümanları rahatsız etmektedir.”

“Tasavvufi yapılar toplumun omurgasını oluşturan sivil müesseselerdir”

Tasavvufi yapıların toplumsal yardımlaşma ve dayanışmada önemli bir yere sahip olduğunu belirten Sevgili, 6 Şubat depremlerinde bu yapıların yürüttüğü çalışmalara dikkat çekti.

Sevgili, “Çünkü tasavvufi yapılar, cemaatler toplumsal yardımlaşmayı, dayanışmayı her zaman sağlamış, ciddi anlamda yardım kuruluşları ve bu toplumun omurgasını oluşturmuş sivil müesseselerdir. 6 Şubat depremi örneğini de gördük. En fazla sahaya inen, kendi imkânlarıyla yardım götüren, insanların dertleriyle hemhâl olan, hiçbir ayrım gözetmeksizin, sağcısı, solcusu, herhangi bir etnik ya da dini yapı ayrımı yapmaksızın herkesin yardımına koştular. Ama biz bahsettiğimiz bu dinden bağımsız olan seküler yapıya baktığımız zaman, bunların insanların, bırakın Müslümanları, insanların derdiyle dertlendiklerini ve somut anlamda herhangi bir eylemde bulunduklarına şahit olmadık maalesef.” ifadelerini kullandı.

“Bazı yanlışlar üzerinden bütün tasavvufi yapılar hedef alınıyor”

Tasavvufi yapılar denildiğinde akla toplumun manevi hayatına yön veren büyük şahsiyetlerin geldiğini belirten Sevgili, günümüzdeki bazı yanlışların bütün tasavvufi yapılara mal edilmesine tepki gösterdi.

Sevgili, “Tasavvufi yapılar, cemaatler dediğimiz zaman bizim aklımıza kimler gelir? İmam Gazaliler, İbnü'l Arabiler, Abdülkadir Geylaniler. Yani şimdiye kadar topluma öncülük etmiş, toplumun manevi hayatını tanzim eden büyük şahsiyetler gelmektedir. Dolayısıyla günümüzde popüler bazı yanlış kültür figürlerini gösterip, efendim, bunun tasavvufun böyle olduğunu, cemaatlerin bu şekilde yapılandırıldığını söylemek aslında art niyet taşımaktadır ve İslam'a karşı savaş açmak, İslam'a karşı mücadele etmek anlamına gelmektedir. Toplumun manevi yönünü her zaman düzenleyen ve kendilerini iyiliğe yönlendiren, sevk eden kesim tasavvufi yapılar olmuştur. Yani evet, bir yerde bir hurafe, bir yanlış varsa hepimiz buna karşıyız ve bunun İslam'ın özüne aykırı olduğunu ifade etmekteyiz. Ama bunun böyle olması, yapılan güzellikleri göz ardı edeceğimiz anlamına gelmiyor.” dedi.

“Tasavvuf, Kur'an ve sünnetin özüne uygun bir yaşam sergilemektir”

Tasavvufun İslam'ın yayılmasında önemli bir rol oynadığını belirten Sevgili, farklı etnik yapılara mensup insanların Müslüman olmasında tasavvufi yapıların etkili olduğunu söyledi.

Sevgili, “Tarih içerisine baktığımız zaman, Müslüman olan farklı etnik yapılara mensup insanların Müslüman oluşlarına baktığımız zaman tasavvufun burada ciddi anlamda etkili olduğunu görmekteyiz. Zira tasavvuf, Kur'an ve sünnetin özüne uygun bir şekilde hareket etmek ve böyle bir yaşam sergilemektir. Dolayısıyla savaşta fethedilemeyen yerlerde gerçek sufiler, sufi meşrepli insanlar gidip orayı değiştirip dönüştürüp İslamileştirmişlerdir. Mesela Uzak Asya ülkelerine örnek verdiğimiz zaman Endonezya'sıdır, Malezya'sıdır. Bunlar savaşta Müslüman olmamışlardır. Tasavvufi sufi tüccarlar, tacirler gidip orada güzel yaşantılarıyla, örnek yaşantılarıyla oradaki insanların Müslüman olmasını sağlamıştır.” ifadelerini kullandı.

“Sosyal medyada bir derinlik söz konusu değildir”

Sosyal medyada bazı olayların bağlamından koparılarak sunulduğunu ve bunun toplumda önyargılara yol açtığını belirten Sevgili, özellikle gençlerin bu konuda dikkatli olması gerektiğini söyledi.

Sevgili, “Sosyal medyada bir derinlik söz konusu değildir. Yüzeysellik vardı, sathilik vardı. Dolayısıyla orada yapılacak olan manipülatif bir haber, on binlerin, yüz binlerin beğenisini kazanabilecektir. Yani insanlar bunun öncesini, sonrasını, uzantısını bilmeyebilirler. Dolayısıyla bir işi bağlamından koparıp o şekilde verdiğiniz zaman, manipüle ettiğiniz zaman insanlarda hemen insanlara karşı kötü bir niyet başlayacak, bir mesafe, önyargı başlayacak ve dolayısıyla bunu genelleştirip bütün tasavvuf yapılarına ve cemaat yapılarına teşmil edebileceklerdir. Sosyal medyada bu yola başvurulmasının sebebi etkili olmaya çalışmaktır.” dedi.

“Haz ve hız zamanı”

Genç neslin seküler hayatın cazibesine kapılarak daha az okuduğunu ve geçmişteki medeniyet birikimini daha az bildiğini ifade eden Sevgili, şu değerlendirmelerde bulundu:

“Yani mesela genç nesil özellikle bu seküler hayatın cazibesine kapılmak suretiyle daha az okuyorlar. Kayıp bir medeniyetimizin olduğunu daha az biliyorlar. Biz bu döneme haz ve hız zamanı diyoruz. Sadece gördüklerine binaen hareket ediyorlar. Ailevi, toplumsal bir disiplin olmadığı zaman, yani popüler kültürel o figürün yanlışından ziyade bunu genelleştirmek suretiyle bütün tasavvufi yapılar böyledir, bütün cemaatler böyledir. Hatta İslam dini bunları barındırdığına göre İslam dini de yerinde kalmış bir din olarak yaklaşıyorlar.”

“Tasavvufi yapılar hiçbir zaman toplumsal eylemlerden kayıtsız kalmamıştır”

Tasavvufi yapıların tarih boyunca toplumsal mücadelelerin içerisinde yer aldığını belirten Sevgili, İslam'ın evrenselliğine yönelik eleştirilerin de bazı hükümlerin bağlamından koparılmasıyla ortaya çıktığını dile getirdi.

Sevgili, “Tasavvufi yapılar hiçbir zaman toplumsal eylemlerden kayıtsız kalmamıştır. Tunus'a baktığımız zaman, Cezayir'e baktığımız zaman, Kafkaslar'a baktığımız zaman hepsi İslami mücadeleyi ve mücahitliği sürdüren kimselerin tarikatların başındaki isimler olduğunu görmekteyiz. Yani mesela diyorlar ki, 'Ya efendim, bu din evrensel bir din değildir. Sadece kendi dönemine hitap eden bir dindir. Dolayısıyla bu çağ dışıdır. Bu, efendim, dogmatik bir dindir.' Bunu İslam içerisindeki bazı hükümleri alıp genelleştirmek suretiyle bu şekilde lanse ediyorlar. Bazı bilinçli oyunlar da yapılıyor, sinsi oyunlar. Mesela bir ayet vardır, bir hadis vardır. Onun indiği bir ortam vardır. Biz buna sebeb-i nüzul ya da sebeb-i vürud diyoruz. O bağlamından koparmak suretiyle, efendim, kendilerince bir bağlam bulmaya çalışıyorlar. Ve böyle olunca aslında şunu ifade etmeye çalışıyorlar: 'Biz kendi aklımıza göre ne şekilde muhakeme edebiliyorsak, ne şekilde anlayabiliyorsak o şekilde hüküm verebiliyoruz.' şeklinde. Hâlbuki bu, metodolojiyi bilmemek, yöntem bilimine sahip olmamak anlamına gelmektedir.” ifadelerini kullandı.

“Bütün Müslümanların, özellikle gençlerin uyanık ve dikkatli olmaları önem arz etmektedir”

Tasavvufun tarih boyunca İslam'ın yayılmasında ve farklı akımlara karşı mücadelede etkili olduğunu belirten Sevgili, sözlerini şöyle tamamladı:

“Nice büyük İslam âlimi var ve bunların çoğu da sufi, bu tasavvuf insanlardır. Şahı nakşibendi Şeyh Abdülkadir Geylani, İmam Gazali, İmam Güveyni... Tasavvufun tarih içerisinde etkisi olmuştur. Farklı akımlara karşı, Batınilere karşı, diğer din mensuplarına karşı ciddi anlamda bir mücadele etmişlerdir. Ve örnek yaşantılarıyla, zühd hayatıyla, dünyadan el etek çekmek suretiyle de güzel bir örneklik teşkil etmişlerdir. Böyle olunca bu, çok ciddi anlamda İslam'ın genişlemesinde etkili olmuştur. İslam'a karşı önyargılı olan seküler kesimin de aslında istediği budur ve bu durum onların işine gelmektedir. Bazı yerleri çarpıtmak, bazı yerleri manipüle etmek suretiyle bu algıyı oluşturmaya çalışıyorlar. Bu algı karşısında bütün Müslümanların, özellikle gençlerin uyanık ve dikkatli olmaları önem arz etmektedir.”