İTTİHADUL ULEMA'nın geleneksel hale getirdiği Alimler Buluşmasının bu yıl 11'ncisi düzenledi.

Program, Diyarbakır'ın merkez Yenişehir ilçesinde bulunan Selahaddin Eyyubi Camii Konferans Salonu'nda başladı. İki gün sürecek programda davet çalışmaları, İslam ümmetinin birliği ve davette yeni yöntem ve arayışlar ele alınıyor.

11’inci Âlimler Buluşması’nın Birinci Oturumu Suriye'den Muhammed Veli'nin moderatörlüğünde başladı.

Irak Kürdistan’ından Dr. Ahmed Şafii “Ümmeti Ayakta Tutacak İki Sütun: İhtilaf Ahlakı ve Kardeşlik Hukuku” konulu konuşmasını yaptı.

"Âlimler, tarih boyunca Müslüman toplumların öncüleri ve yol göstericileri olmuştur"

İslam dünyasının yaşadığı sorunların bir kısmının, aşırılığın ve ölçüsüzlüğün ortaya çıkardığı sonuçlarla ilgili olduğunu söylene Şafii, "Bu nedenle aşırılığın toplumsal, ekonomik, psikolojik ve güvenlik alanlarında meydana getirdiği etkileri doğru değerlendirmemiz gerekir. İslam âlimlerinin ve davetçilerinin bu noktadaki rolü son derece önemlidir. Çünkü onların sorumluluğu yalnızca dinî bilgileri aktarmakla sınırlı değildir. Aynı zamanda topluma rehberlik etmek, insanları doğruya yönlendirmek ve ümmetin birlik ve beraberliğini korumaya katkıda bulunmak da görevleri arasındadır. Âlimler, tarih boyunca Müslüman toplumların öncüleri ve yol göstericileri olmuştur. İslam ümmetinin önemli dönüm noktalarında âlimlerin üstlendiği sorumluluklar, toplumların geleceği üzerinde belirleyici etkiler meydana getirmiştir." dedi.

Bu nedenle âlimler ve davetçilerin ıslah, toplumsal barış ve ümmetin birliği konusunda belirgin bir sorumluluk üstlenmesi gerektiğini vurgulayan Şafii, "Birbirimizi tanımak, birbirimize saygı göstermek, birlikte yaşama kültürünü geliştirmek, hoşgörüyü yaygınlaştırmak ve ayrılıkları derinleştiren tutumlardan uzak durmak zorundayız. İmam Mâlik'e nispet edilen bir rivayette âlimler yıldızlara benzetilir. Karanlık gecelerde yıldızlar sayesinde insanlar yollarını bulduğu gibi, âlimler de karanlık ve belirsizlik dönemlerinde insanlara yol gösterir." diye konuştu.

"İslam, her konuda insanların aynı düşünmesini zorunlu kılmamıştır"

Bugün de böyle bir rehberliğe ihtiyaç olduğunu aktaran Şafii, "Çünkü birçok yerde fikir ayrılıkları zamanla kişisel husumetlere, ardından kopuşlara, nefrete ve gruplaşmalara dönüşebiliyor. İslam, her konuda insanların aynı düşünmesini zorunlu kılmamıştır. İnsanların farklı görüşlere sahip olması mümkündür. Ancak İslam, görüş ayrılıklarının düşmanlığa dönüşmesini engelleyecek ahlaki ilkeler ve ölçüler ortaya koymuştur. Kardeşlik de yalnızca dille ifade edilen bir slogan değildir. Kardeşlik, haklardan ve sorumluluklardan oluşan bir bütündür. İnsanların birbirlerine karşı görevlerini yerine getirmelerini, farklı düşündüklerinde dahi birbirlerinin haklarını korumalarını gerektirir." şeklinde konuştu.

Ümmetin bugün iki temel ilkeye ihtiyacının olduğunu ifade eden Şafii, bunları, "Fikir ayrılıkları karşısında ihtilaf ahlakı, kalpler arasındaki farklılıklar ve kırgınlıklar karşısında ise kardeşlik hukukunu korumak." olarak sıraladı.

İhtilaf ahlakının, ümmetin farklı görüşler sebebiyle parçalanmasını engellediğini ifade eden Şafii, kardeşlik hukukunun ise insanlar arasında düşmanlık ortaya çıktığında bu düşmanlığın büyümesini önlediğini kaydetti.

Şafii, "Güçlü, saygın ve birlik içinde bir ümmet oluşturabilmek için bu iki ilkeyi birlikte yaşatmamız gerekir." diye ekledi.

"İnsanların farklı görüşlere sahip olması, ümmetin gelişmesine katkı sunabilir"

İhtilaf ahlakının temel ilkeleri anlatan Şafii, şöyle devam etti:

"İnsanların farklı görüşlere sahip olması, ümmetin gelişmesine katkı sunabilir. Ancak bunun gerçekleşebilmesi için ihtilafın ahlaki sınırlar içinde kalması gerekir. Bu ahlakın başlıca ilkelerinden biri, insaflı olmak ve kişisel arzulardan uzak durmaktır.

İnsan, kendi görüşünü savunurken karşı tarafın düşüncelerini de nesnel bir şekilde değerlendirebilmelidir. Muhalifinin doğru yönlerini görebilmeli, kendi görüşündeki eksiklikleri de kabul edebilmelidir.

İmam Şâfiî'nin bu konudaki yaklaşımı önemli bir örnektir. Ona nispet edilen meşhur ifadeye göre kişi, kendi görüşünü doğru kabul ederken karşısındaki görüşün de doğru olabileceğini göz önünde bulundurmalıdır.

Buradaki temel mesaj, insanın kendi düşüncesini mutlaklaştırmaması ve farklı görüşlere karşı açık olmasıdır.

İkinci önemli ilke, karşı tarafın sözünü en iyi şekilde anlamaya çalışmaktır. İhtilaf sırasında insanların niyetlerini sorgulamak, meseleleri kişiselleştirmek ve karşı tarafı suçlamak yerine tartışılan konunun kendisine odaklanmak gerekir.

İmam Ahmed bin Hanbel'in kendi dönemindeki âlimlerle ilişkisi de bu açıdan örnek gösterilebilir. Âlimler arasında görüş ayrılıkları bulunmasına rağmen birbirlerinin ilmini ve ilmî birikimini takdir edebiliyorlardı.

Tarih boyunca âlimler arasında ihtilaf bulunmuş, ancak bu durum her zaman kardeşlik bağlarının kopmasını gerektirmemiştir.

Üçüncü ilke ise diyalog dilini korumaktır: Görüş ayrılıkları sırasında alay etmekten, aşağılayıcı ifadeler kullanmaktan ve karşı tarafın onurunu zedelemekten kaçınmalıyız. Tartışmayı bir üstünlük mücadelesine dönüştürmek yerine hakikati bulmaya yönelik bir çaba olarak görmeliyiz."

İmam Şâfiî ile öğrencisi arasındaki örnek

İmam Şâfiî ile öğrencisi Yûnus bin Abdüla'lâ arasında yaşandığı aktarılan olayın anlatan Şafii,  "Rivayete göre İmam Şâfiî ile öğrencisi Yûnus bin Abdüla'lâ, fıkhî bir mesele üzerinde görüş ayrılığı yaşarlar. Tartışmanın ardından Yûnus öfkelenir, ders halkasından ayrılır ve evine gider. İmam Şâfiî ise o gece öğrencisinin evine giderek kapısını çalar. Yûnus kapıyı açtığında karşısında hocasını görür ve şaşırır. İmam Şâfiî, öğrencisine şu anlamlı sözleri söyler:

'Ey Yûnus! Yüzlerce meselede birlikte hareket ediyoruz da bir meselede anlaşamadığımız için kardeşliğimizi mi kaybedeceğiz?'

Ardından ona, ihtilaf sırasında dikkat edilmesi gereken önemli ilkeleri hatırlatır:

'Ey Yûnus! Hatalı olan düşünceye karşı çık; fakat o düşünceyi savunan kişiye düşmanlık besleme. Bütün kalbinle günahı reddet; ancak günah işleyen kişiye merhamet göster. Sözü eleştir, fakat sözü söyleyene saygı göster. Çünkü bizim görevimiz insanları değil, yanlışları düzeltmektir." diye konuştu.

Bu sözlerin ana mesajının, "Bir görüşün yanlış olduğunu düşünmek, o görüşü savunan kişiye düşman olmayı gerektirmez" olduğunu vurgulayan Şafiî, "İnsanlar farklı konularda anlaşamayabilir. Ancak anlaşamadıkları her mesele, aralarındaki kardeşlik bağını koparmak için bir gerekçeye dönüştürülmemelidir. İhtilaf sırasında asıl amacımız karşı tarafı yenmek değil, hakikati ortaya çıkarmak olmalıdır. Bazen bir tartışmada haklı çıkmaktan daha önemli olan, insanlarla aramızdaki bağları koruyabilmektir. Bu nedenle köprüleri yıkmak yerine onları korumaya çalışmalıyız." diye ekledi.

İhtilafın düşmanlığa dönüşmesinin tehlikeleri

Görüş ayrılıklarının ahlaki ölçülerden uzaklaşmasının, ümmeti ciddi tehlikelerle karşı karşıya bıraktığını ifade eden Şafiî, "Bu tehlikelerin başında insanların birbirlerini küçümsemesi, dinî ve ilmî meselelerde birbirlerini kolayca suçlaması ve farklı görüşleri düşmanlık sebebi olarak görmesi gelir. Fikir ayrılıklarının zamanla tekfir ve dışlama anlayışına dönüşmesi, toplumsal yapıda derin yaralar açabilir. İnsanlar arasındaki güveni zedeler, ortak çalışma imkânlarını ortadan kaldırır ve ümmetin birliğini zayıflatır. Bu nedenle âlimler ve davetçiler, ihtilafın nasıl yönetilmesi gerektiği konusunda topluma örnek olmak zorundadır." şeklinde konuştu.

7 önemli mesaj

Dr. Ahmed Şafii, şöyle devam etti:

"İlk olarak, İslam'ın doğru ve dengeli bir şekilde temsil edilmesine özen göstermeliyiz. Dinin mesajını aktarırken aşırılığa düşmemeli, ölçülü ve adil bir yaklaşım benimsemeliyiz.

İkinci olarak, İslam ahlakının gerektirdiği şekilde birbirimize karşı saygılı davranmalıyız. Birlikte yaşama kültürünü güçlendirmeli, farklı düşüncelere karşı tahammüllü olmalı ve insanlar arasındaki ilişkileri korumalıyız.

Üçüncü olarak, farklılıklarımızı ümmetin aleyhine değil, ortak iyilik için değerlendirmeliyiz. Birbirimizi tamamlayan yönlerimizi öne çıkarmalı, ortak meselelerde iş birliği yapmalıyız.

Dördüncü olarak, ayrılıkları derinleştiren tutumlardan uzak durmalıyız. İnsanları birbirine düşüren ithamlardan, önyargılardan ve haksız suçlamalardan kaçınmalıyız.

Beşinci olarak, ümmetin birlik ve beraberliğini tehdit eden sorunlar karşısında ortak bir duruş sergilemeliyiz. Görüş ayrılıklarımız olsa bile Müslümanların temel hakları, güvenliği ve geleceği konusunda sorumluluk üstlenmeliyiz.

Altıncı olarak, kardeşlik bağlarını güçlendirmek için çaba göstermeliyiz. İhtilafları büyütmek yerine çözmeye, insanları birbirinden uzaklaştırmak yerine yakınlaştırmaya çalışmalıyız.

Son olarak, birbirimizi kolayca suçlamaktan ve itham etmekten kaçınmalıyız. Farklı düşüncelere sahip olmak, kardeşlik hukukunu ortadan kaldırmaz.

Görüşlerimiz farklı olabilir; ancak kardeşliğimiz devam etmelidir. Çünkü kardeşlik, ihtilaf ettiğimiz meselelerden daha geniştir."

İslam âlimlerinin ve medreselerin sorumluluğu

Âlimlerin, tarih boyunca aşırılığın ve yanlış dinî yorumların karşısında durduğunu, İslam'ın hakikatini ve ahlaki ilkelerini savunduğunu vurgulayan Şafiî, "İslam'ı şiddet ve aşırılıkla özdeşleştiren anlayışlara karşı, dinimizin gerçek mesajını ortaya koymak hepimizin sorumluluğudur. İslam, aşırılık adına işlenen yanlışlardan sorumlu tutulamaz. İslam'ın ilkeleri ile bu ilkeleri istismar eden kişilerin eylemlerini birbirinden ayırmak gerekir. Bu nedenle âlimlerin ve davetçilerin çabalarını takdir etmeli, karşılaştıkları zorluklara rağmen sürdürdükleri hayırlı faaliyetleri desteklemeliyiz." dedi.