İnsan Hakları ve Mazlumlar İçin Dayanışma Derneği (MAZLUMDER), Türkiye'de son dönemde artan adil yargılanma hakkı ihlalleri, kolluk ve savcılıkların hukuksuz uygulamaları ile düşünce ve ifade özgürlüğüne yönelik müdahalelere ilişkin yazılı açıklama yaptı. Yargının, düşünce ve ifade özgürlüğü açısından kullanışlı bir baskı aracına dönüştürüldüğüne dikkat çeken MAZLUMDER, bazı vatandaş ve siyasetçilere tanınan masumiyet, lekelenmeme ve soruşturma gizliliği gibi hukuk güvencelerinin sıradan vatandaşlardan ve muhalif düşüncelere sahip kişi ve kurumlardan esirgenmesinin yolunu kaybetmiş bir yargı düzenine işaret ettiğini vurguladı.
MAZLUMDER, daha önce de hukuka dönüş çağrısında bulunmak ve yaşanan hukuksuzluklara dikkat çekmek amacıyla defalarca açıklama, raporlama ve protesto gerçekleştirdiklerini hatırlatarak, gelinen noktada hukuksuzluğun adeta bir 'yol' haline geldiğini kaydetti.
MAZLUMDER, Seyyid Kutub'un kitaplarına yönelik yasak kararlarına tepki gösterdi
Açıklamada, geçtiğimiz haftalarda Kahramanmaraş'ta yürütülen bir soruşturmaya ilişkin eleştiriler henüz gündemdeyken, Ankara ve Mersin'de devam eden bazı soruşturma dosyalarına dair bilgilerin de kamuoyuna yansıdığı belirtildi.
Savcılık talepleri doğrultusunda Antalya 1. Sulh Ceza Hakimliği ve Adana 6. Sulh Ceza Hakimliği tarafından daha önce alınan kararlarla, İslam dünyasının önemli mütefekkirlerinden Mısırlı düşünür ve aksiyon adamı Seyyid Kutub'un 'Yoldaki İşaretler', 'Cihad ve Şehadet' ve 'Davetin Temel Özelliği' isimli eserlerinin suç unsuru olarak değerlendirildiği, bu kitaplar hakkında yasaklama ve toplatma kararları verildiğinin ortaya çıktığı ifade edildi.
Söz konusu soruşturma dosyaları kapsamında şüphelilere Seyyid Kutub'un kitapları hakkında çeşitli sorular yöneltildiğine dikkat çekilen açıklamada, bu soruların 'Kitapları nereden ve ne zaman temin ettiniz?', 'Kitapları temin etmekteki amacınız nedir?' ve 'Bu kitapların içeriğinde hangi hususlar anlatılmaktadır?' şeklinde olduğu aktarıldı.
Yasak kararlarının kamuoyuna yansımasının ardından Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açıklama yapıldığı hatırlatılan açıklamada, 'Yoldaki İşaretler' eserine ilişkin yasaklama ve toplatma kararının 16 Ekim 2026 tarihinde kaldırıldığının bildirildiği kaydedildi.
Ancak yapılan bu açıklamanın, söz konusu kitaplar hakkında yasaklama ve toplatma kararları alındığı, soruşturma şüphelilerinin bu kitaplar nedeniyle töhmet altında bırakıldığı ve bazı kolluk ve savcılık makamları ile sorgu hakimliklerinin bakış açısının bu yönde olduğu gerçeğini değiştirmediği vurgulandı.
Basına ve kamuoyuna yansıyan örneklerin çarpıcı olmakla birlikte benzer nitelikte genel bir tutumun varlığına da dikkat çekilen açıklamada, farklı mütefekkirlerin kitapları hakkında da benzer bir yaklaşım bulunduğu, başka şehirlerde de aynı tür uygulamaların yaşandığı belirtildi. Söz konusu kitapların veya genel olarak çeşitli mütefekkirlere ait eserlerin soruşturma dosyalarında hâlâ suç unsuru olarak yer aldığına işaret edildi.
"Kitapların suç unsuru olarak değerlendirilmesi düşünce özgürlüğünün ihlalidir"
Yaklaşık 70 yıldır Türkiye'de pek çok farklı yayınevi tarafından defalarca basılan, akademik çalışmalara konu olan ve geniş bir okur kitlesine ulaşan bu eserlerin ya da farklı mütefekkirlere ait kitapların yasaklanmasının, suç delili olarak değerlendirilmesinin ve şüpheli ifadelerinde gündeme getirilmesinin düşünce ve ifade özgürlüğünün açık bir ihlali olduğu belirtildi.
Türkiye'nin darbe dönemlerinde sıkça karşılaşılan kitap toplatma ve yasaklama uygulamalarının yeniden gündeme getirilmesinin kabul edilemez olduğu ifade edilen açıklamada, 'cihad', 'tevhid' ve 'infak' gibi Kur'ani kavramların ideolojik takıntılar, cehalet ve art niyetle kriminalize edilmesine tepki gösterildi.
Bunun ilk kez yaşanan bir durum olmadığına dikkat çekilen açıklamada, söz konusu uygulamaların uzun yıllardır devam eden ve değişmeyen bir zihniyetin tezahürü olduğu kaydedildi. Daha önce de 'terör' adı altında gerçekleştirilen operasyonlarda dini kitapların 'örgüt materyali' gibi dizilerek emniyet mensupları tarafından teşhir edildiği, İslam düşüncesine dair kaleme alınan eserlerin suç unsuru gibi gösterildiği hatırlatıldı.
"Fikirler yasaklarla, sansürle ortadan kaldırılamaz"
Fikirlerin yasaklama, sansür veya toplatma kararlarıyla ortadan kaldırılamayacağına vurgu yapılan açıklamada, yargı organlarının düşünceyi denetleyen, topluma neyi okuyup neyi okuyamayacağını dikte eden bir sansür ve tahakküm mekanizmasına dönüşmesinin hukuk devleti ilkesi açısından kabul edilemez olduğu belirtildi.
Türkiye'nin değişen iktidarlara ve aradan geçen onlarca yıla rağmen baskıcı zihniyeti aşamadığı ifade edilen açıklamada, hayattayken fikirleri nedeniyle sansüre uğrayan, tutuklanan ve idam edilen bir düşünce adamının eserlerinin bugünün Türkiye'sinde de sansüre tabi tutulmasının ve suç unsuru olarak gösterilmesinin son derece vahim ve utanç verici bir gelişme olduğu kaydedildi.
Yargı ve emniyet teşkilatına çağrı
MAZLUMDER, açıklamasının sonunda düşünce özgürlüğünü hedef alan kolluk ve yargı uygulamalarına tepki göstererek taleplerini üç başlık altında sıraladı.
Dernek, darbe dönemlerinin baskıcı ve yasakçı zihniyetini çağrıştıran kolluk ve yargı uygulamalarını kınadığını belirterek, kolluk ve yargı görevlilerinin entelektüel kapasitesini ve ifade özgürlüğü açısından vizyonlarını geliştirecek eğitim tedbirlerinin alınmasını beklediğini bildirdi.
Yargı mercileri ve idari makamlara da çağrıda bulunan MAZLUMDER, düşünce ve ifade özgürlüğünü daraltan keyfi uygulamalara son verilmesini ve hukuka uygun hareket edilmesini istedi.
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin