İşgal rejiminin Gazze'deki katliamları sürerken, Şırnak Üniversitesi Doktor Öğretim Üyesi Kayhan Bayram, muhabirine yaptığı değerlendirmede boykot hareketinin önemine dikkat çekti.

Boykotun pasif bir direniş olmadığını, küresel güçlerin bile hesap vermek zorunda olduğu makro bir mücadele olduğunu belirten Bayram, bu mücadelenin kesinlikle sürdürülmesi ve gündemden düşürülmemesi gerektiği çağrısında bulundu.

"Artık boykot bir sosyal eylemdir, toplumsal bir eylemdir"

Boykot mücadelesini Bakara süresinin 249 ayetiyle açıklayan Dr. Öğretim Üyesi Bayram, "Şırnak Üniversitesi'nde çalışıyorum, İlahiyat Fakültesindeyim Felsefe ve Din Bilimleri Ana Bilim Dalında Din Sosyolojisi bölümünde görev yapmaktayım. Şimdi boykot meselesi bir ümmet meselesi, artık sadece bir sivil toplum kuruluşları meselesi olmaktan çıktı. Belli bir kesimin verdiği bir mücadele olmaktan çıktı. Bu artık bir ümmet meselesi, sadece ümmet de değil mazlumları savunma mücadelesi. Dolayısıyla biz kısaca boykotu bir safını belirleme mücadelesi olarak da belirtebiliriz, yani safını belli etme mücadelesi olarak Filistin meselesindeki boykot bu mücadelenin en önemli konularından birisini teşkil ediyor çünkü bir duruş veriyor Müslüman'a. Ben bu konuyu işlerken genellikle Bakara Suresi'nin 249 ayetinden örnek vererek ilerliyorum. Burada Talut ordusunun Calut'la karşılaştığında verdiği mücadeleyi örnek gösteriyorum. Burada Talut nehri geçerken Kur'an-ı Kerim'de geçen bu ayete binaen biz konuşuyoruz. Orda diyor ki 'bu sudan içmeyin.' O sudan içmemek o suya ne zarar verebilir ki, o suda ne kadar azaltabilir ki, o suyu ne anlama getirebilir ki? Ama bu bir duruştur ve bu emir üzerine o ordudan çok azı müstesna herkes o suyu içti. O suyu içenler pasifleşti, o suyu içenler düşman karşısında korkaklaştı o suyu içenler düşman karşısında sadece pasifleşmedi aynı zamanda ibadetlerde de zayıfladı aynı zamanda kişisel manada duruşlarındaki gerileme de oldu. Dolayısıyla burada boykotu biz buna benzetiyoruz ya, burada sen bu ürünleri tüketmediğinde evet belki kendi çapında düşündüğünde çok büyük zarar vermiyor ama sen kendi safını belirleyerek bu ayet üzerinden ilerlediğimizde kendini onlar karşısında daha güçlü görebiliyorsun. Boykot bugün mesela Türkiye'de sadece bir buçuk milyon insan sürekli telefondan uygulamalara girerek hangi ürünün boykot olup olmadığını test ediyor, kontrol ediyor. Demek ki artık boykot bir sosyal eylemdir, bir toplumsal eylemdir, bu bireysel bir şeyden çıkmış durumda." ifadelerine yer verdi.

Şırnak Üniversitesi Doktor Öğretim Üyesi Kayhan Bayram

"Bizim sırtımızı dayadığımız Allah varken bu boykota zayıf duruyorsak bu örnekte bence biraz utanmamız gerekiyor"

Boykotun pasif direnişten aktif mücadeleye geçtiği bir eylem olduğunu söyleyen Dr. Bayram, "Boykot mücadelesine baktığımızda insanlar artık politikadan spora, spordan ekonomiye, insanların küresel bir saf belirleme kontrolizasyonuna dönüşmüş boykot. Yani sen boykot karşısındaki duruşunu sergileyerek politik duruşunu belli ediyorsun, spordan sanata, sinemaya, ekonomik küresel müşterilere her yerde burada boykot senin hangi tarafta durduğunu ve kimlerin hangi tarafta durduğunu belirleyebiliyor. Ya kısaca bu şekilde bir girişgah yapabiliriz. Diğer taraftan boykot Müslümanın safını belirleme mücadelesidir. Bu mücadelede insanların klasik adı bir direnişi, bir protestosu değil, bu makro düzeyde insanların verdiği bir mücadeledir. Bireysel olarak verilen bir mücadele olsaydı günümüzde küresel güçlerin açıklama yapmak zorunda kalabileceklerini biz zannetmiyoruz.  Müslüman alemine baktığımızda yani İslam'ın ilk dönemlerinde Ebu Cehil gibi şahıslar, yani bir puta tapan bir kesim Müslümanlara karşı boykot yapabiliyorlarken bizler nasıl bunlara karşı, ki Allah'a inanan bir kesim olarak, boykot yapmayız? Yani bizim sırtımızı dayadığımız Allah varken bu boykota zayıf duruyorsa bu örnekte bence biraz utanmamız gerekiyor.  Boykot bireyin pasif direnişinden aktif mücadeleye geçtiği bir eylemdir. Bugün boykotla yapılan mücadelenin ses getirdiğini biz İspanya örneklerinde görebiliyoruz. Boykotun toplum üzerindeki en büyük etkisi kuşkusuz ekonomidir. Ekonomi de yerel ekonominin güçlendirilmesini sağladı, bilinçli bir tüketim meydana getirdi. Yani insanların hedonik ve sadece tüketim için bir alışverişten ziyade etik tüketim bilincini meydana getirdi. Neyi niçin aldığını sorgulayan, sağlığı düşünen, ekonomik olarak kime zarar ya da fayda sağladığını düşünüp sorgulayan bir kesim meydana getirdi. Bunu meydana getiren en büyük gücün başında kuşkusuz boykot gelmektedir. Boykot diğer tarafta küresel finansal güçlerin zayıflamasını sağladı. Yerel ekonomik güçlere, yerel ekonomik değerlere güç sağladı, yerel finanslar güç kazandı, daha fazla ürün satabildi. Yani boykot öncesinde ismini dahi bilmediğimiz yerel firmaların bugün reklamlarını görebiliyoruz, billboardlarda afişlerini görebiliyoruz, çarşıda gezerken büyük araçlarda bunları görebiliyoruz, sosyal medyada büyük büyük reklamlarını görebiliyoruz. Demek ki bugün boykot sadece dini bir eylem olmaktan çıktı; ulus mücadelesinde ya da ülke millet bilincinde insanların bağımlı bir hedonik tüketimden bilinçli bir tüketime, bağımlı bir ekonomiden kendi ayakları üzerinde duran bağımsız bir ekonomiye ulaştırdı. Boykotun böyle bir tarafı var, bizi kendi ayaklarımız üstünde tutturabilen bir bilinç sağlayabildi." şeklinde konuştu.

 "Boykotu onların kültüründe de uygulamalıyız, siyonist değerlerde de uygulamalıyız"

Boykotun ilkeli bir duruş olduğunu, utanılacak bir eylem olmadığını vurgulayan Dr. öğretim üyesi Kayhan Bayram, "Boykotu düşündüğümüzde bugün Nisa Suresi'nde de gördüğümüz üzere, bizden yardım dileyen mağdur, muhtaç, mazlum, mustazaf bir kesimi nasıl duymazdan gelebiliriz? Bu kesim bugün bizden yardım isterken, en pasif yardımımız boykot dahi olmuyorsa, burada oturup kendimizi sorgulamamız gerekiyor. Bu sadece dini bir sorgulama değil, bu etik bir sorgulamadır, bu hümanist bir sorgulamadır. Onların deyimiyle ben konuşuyorum, bu insani bir duruştur aynı zamanda. Aslında boykot kendi benliğimizi, özgünlüğümüzü savunma mücadelesidir. Örneğin Mahatma Gandhi İngilizlere karşı kendi ürünlerini üretme ve tüketme mücadelesi verdiler; İngilizlerin hiçbir kumaşını almadılar, satmadılar, tüketmediler. Bu İngilizlerin Hindistan'daki ekonomik gücünü inanılmaz derecede olumsuz etkiledi. Dolayısıyla burada boykotun sosyolojik, ekonomik, dini, kültürel ve en önemlisi inanç bazındaki yansımalarını görebiliyoruz. Boykot pasif bir eylem değildir. Boykotu sadece içeceklerde, yiyeceklerde, giyimlerde uygulamamalıyız. Boykotu onların kültüründe de uygulamalıyız, siyonist değerlerde de uygulamalıyız. Onların istediği politik düşünceyi de boykot etmeli, istediği eğitim politikasını da boykot edebilmeli, istediği siyasal duruşu da boykot edebilmeliyiz. Siyonist siyasal duruşu da boykot edebiliriz. Onlar gibi olmayı reddetmenin adıdır boykot. Onlar gibi olmanın karşısında Müslümanca duruşun adıdır boykot. Son olarak yaptığımız şey yanlış bir şey değil. Yaptığımız şey ilkeli bir duruştur, onursal bir duruştur. Utanılacak bir şey yapmıyoruz. 'Ben bunu içmiyorum' dediğimizde utanarak bunu söylememeliyiz." dedi.