HÜDA PAR'ın, Kudüs'ün fethedilişinin yıl dönümü münasebetiyle organize ettiği "Uluslararası Selahaddin ve Kudüs Paneli", Haliliye Belediyesi Gençlik ve Kültür Merkezi Konferans Salonu'nda gerçekleştirildi.
Programa, HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, yerli ve yabancı akademisyen, araştırmacı, âlim, kanaat önderi ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri iştirak etti.
Açılış ve takdimin ardından program, İmam-Mehmet Hayati Baybostancı'nın Kur'an-ı Kerim tilaveti ile başladı, HÜDA PAR Genel Başkan Vekili İshak Sağlam'ın selamlama konuşmasıyla devam etti.
Ardından moderatörlüğünü Özgür Kudüs Platformu Başkanı Süleyman Kızılçınar'ın yaptığı panel sunumlarına geçildi.
Panelde Öğretim Üyesi ve Yazar Prof. Dr. Ahmet Ağırakça, "Selahaddin'in Kudüs'teki Adaleti ve Uluslararası Sistemin Gazze Sınavı" başlıklı sunumunu gerçekleştirdi.
Daha sonra Tunuslu Büyükelçi Dr. Rıza Bukadi, sunumunu yaptı.
"Selahaddin gerçekten ne yaptı? Ve geçmişe yönelik telafi edici/hastalıklı bir nostalji tuzağına düşmeden ondan ne öğrenebiliriz?" soruları üzerinden değerlendirmeler yapan Bukadi, şu karşılaştırmalarda bulundu:
"Birinci: Siyasi bağlam. Miladi 12. yüzyıla dönelim. Bağdat’taki Abbasi Halifeliği varlığını sürdürüyordu ancak sembolik bir biçimdeydi. Selçuklular atabeyliklere parçalanmıştı. Kahire’deki Fatımiler ise yavaş yavaş yok oluyor, vezirler arasındaki çatışmalar tarafından tüketiliyordu. Akdeniz’in doğusunda ise 1099’dan itibaren Urfa, Antakya ve Trablus kontlukları ile Kudüs Krallığı kurulmuştu.
Soru şu: Müslümanlar nasıl birleşti?
Süreç İmadeddin Zengi ile başladı. Ardından Musul, Halep ve Şam’ı birleştiren oğlu Nureddin geldi. Şirkuh’u ve yeğeni Selahaddin’i Mısır’a gönderdi. Böylece Selahaddin 1169 yılında vezir oldu, 1171 yılında Fatımi hilafetini sona erdirdi ve Nureddin’in ölümünden sonra Şam’ı topraklarına kattı. Ardından Temmuz 1187’de Hıttin ve sonrasında Kudüs geldi.
Sıralamaya dikkat edin: Önce birlik, ardından mücadele. Bu tesadüf değildi; bir şarttı."
Bugünkü İslam dünyasında ise parçalanmış ulus-devletlerden oluşan bir sistemin söz konusu olduğunu ifade eden Bukadi, "Bu devletlerin çoğu kendi iç durumlarıyla meşguldür. Çoğu siyasi istibdat, ekonomik başarısızlık, mali ve idari yolsuzluk, ahlaki gerileme, bilimsel ve teknolojik geri kalmışlık yaşamaktadır." diye ekledi.
"Selahaddin meşruiyetini birçok kaynaktan aldı"
İkinci olarak "Seferberlik ve meşruiyet" üzerinden karşılaştırmalar yapan Bukadi, "Selahaddin meşruiyetini nereden aldı? Tek bir kaynaktan değil, birçok kaynaktan. Birincisi, hilafet: Bağdat’tan gelen sembolik yetkilendirme. İkincisi, Sünni canlanma: Nizamülmülk’ün başlattığı çizgide medreseler ve hankahlar aracılığıyla. Üçüncüsü, cihat: Bu, anlaşmazlık yaşayanları ortak bir düşmana karşı bir araya getiren bir söylemdi. Tarihçiler bunun bir anda ortaya çıkmadığını, es-Sülemi, ardından İbn Asakir ve daha sonra Zengiler tarafından hazırlandığını yazmışlardır. Dördüncüsü, âlimler ve kâtipler: Kadı el-Fazıl, İmadeddin el-İsfahani ve İbn Şeddad. Bunlar aynı zamanda hem yönetim hem de propaganda mekanizmasıydı. Beşincisi, aile ve mevali: Eyyubiler ve Memlükler. Altıncısı ve en önemlisi, zafer: Çünkü meşruiyet zaferle yenilenir." diye konuştu.
"Peki bizim gerçekliğimiz nedir?" sorusunu yönelten Bukadi, uluslararası tanınmanın sağladığı meşruiyetin dağılmış durumda olduğunu, birleştirici bir referans noktasının bulunmadığı kaydetti.
Bukadi, "İslami aidiyet merkezîliğinin yokluğu söz konusudur; hatta dini söylemin kendisi bile bir çekişme alanına dönüşmüştür." diye ekledi.
"Askeri ve lojistik yapılanma" başlığı üzerinden Selahaddin’in ordusunun karma bir yapıda olduğunu değerlendiren Bukadi, "Bu ordunun iki yönü vardı. Esnek bir yönü ve kırılgan bir yönü. Bağlılık kişiseldi ve askerler sefer sona erdikten sonra izin istiyorlardı. Bu, onun liderliği açısından gerçek bir kısıtlamaydı." dedi.
Gençlerin ve ümmetin gelecek neslinin sahip olması gereken özellikler
Allah’ın Selahaddin Eyyubi’ye sahip olmasını nasip ettiği ve gençlerin ve ümmetin gelecek neslinin de sahip olmasını istedikleri özellikler olduğunu belirten Bukadi, şöyle devam etti:
1. Dört temel dayanağa dayanan derin tarih bilinci: Sağlam bir inanç temeli. Stratejik bir bakış. Konumu ve mevcut gerçekliği anlama. Yerel toplumda ve düşman nezdinde ağırlık merkezlerini belirleyebilme yeteneği
2. İç durumun caydırıcı koşullarına karşı temkin, sebat ve sabır ve gerçekliği hesaba katarak hareket etmesi."
Selahaddin dönemi kaynaklar ve ekonomik bağımsızlık
"Kaynaklar ve ekonomik bağımsızlık" ara başlığı üzerinden de kaynaklardan "Nil’in tarımsal zenginliği, Kızıldeniz ticareti, iktalar ve vakıfları" sıralayan Bukadi, Selahaddin'in kendi döneminde, meşru olmayan vergileri kaldırarak toplumsal meşruiyeti kazandığını kaydetti.
Bukadi, "Bugün ise bazı devletlerde petrol, diğerlerinde borçluluk, uluslararası finansman ve yardımlar bulunmaktadır." karşılaştırmasını yaparak, ekonomik gücüne sahip olanın, siyasi kararının bağımsızlığına da sahip olacağını vurguladı.
Başarılı bir diplomat
Selahaddin-i Eyyubi dönemini "ittifaklar ve diplomasi" üzerinden de anlatan Bukadi, onun, yalnızca savaşan bir kişi değil; aynı zamanda başarılı bir diplomat olduğunu aktardı.
Bukadi, "Bugün ise çok eksenli ağlar, Arap Birliği ve İslam İşbirliği Teşkilatı gibi kuruluşlar bulunmaktadır. Büyük güçlerle güvenlik ittifakları ve daha kurumsal bir diplomasi vardır. Ancak bölgesel örgütlerin bağlayıcılığı zayıftır. Kararlardan daha fazla bildiri üretiyoruz." çıkarımında bulundu.
"Bugün bizim bölünmelerimiz mezhepsel ve ideolojiktir"
Bukadi, "Bölünme ve kimlik" başlığı üzerinden şu değerlendirmeleri yaptı:
"On ikinci yüzyıl bölünmüştü: Sünni ve Şii, Araplar, Türkler ve Kürtler, rekabet halindeki emirler. Buradaki en derin ders şudur: Selahaddin, Hıttin’den önce İslami cepheyi güç ve siyaset yoluyla birleştirmek için yıllar harcadı. Çağdaşlarından bazıları onu, Frenklerle savaştığından daha fazla Müslümanlarla savaşmakla eleştirdi. Ancak o, birliği cihadın alternatifi değil, cihadın şartı olarak görüyordu.
Bugün bizim bölünmelerimiz mezhepsel ve ideolojiktir: İslamcı, laik ve milliyetçi. Devlet kaynaklı bölünmeler de vardır: Sınırlar ve ulusal çıkarlar. Bunun üzerinde de keskin bir bölgesel kutuplaşma bulunmaktadır."
Dönemin, "Sembol ve medya"sına işaret eden Bukadi, Kudüs'ün birleştirici bir sembol olduğunu; Selahaddin oraya girdiğinde bunun, "merhamet" sembolüyle birlikte gerçekleştiği belirtti.
Medya alanında ise seferberlik araçlarının; "hutbe, şiir ve resmi mektup" olduğunu aktaran Bukadi, "Bugün ise kanallar ve platformlar anlık ve sınırları aşan bir kamuoyu oluşturuyor. Ancak aynı zamanda dezenformasyon ve kutuplaşmayı da yayıyorlar." diye belirtti.
Selahaddin’in başarısını belirleyen 6 husus
Bukadi, Selahaddin’in başarısını belirleyen hususların 6 tane olduğunu ifade ederek bunları şöyle sıraladı.
"Birincisi: Mücadeleden önce iç cephenin birliği.
İkincisi: Bağımsız bir ekonomik temel.
Üçüncüsü: Dini, siyasi ve ahlaki olmak üzere bileşik bir meşruiyet.
Dördüncüsü: Fikri ve idari bir yapı.
Beşincisi: Zaman ve mekân seçiminde askeri zekâ.
Altıncısı: Düşmanın bölünmesinden yararlanmak ve diplomatik esneklik."
"Peki deneyimin aktarılmasını engelleyen farklılıklar nelerdir?" sorusunu yönelten Bukadi, "Düzenlenmiş bir uluslararası sistem, farklı çıkarlara sahip devletler, dışarıdaki teknik ve mali üstünlük, açık medya ve birleştirici bir referans noktasının bulunmaması." cevabını verdi.
Bukadi, önerilerini şöyle sıraladı:
"Askerî entegrasyondan önce ekonomik bütünleşme: Ortak pazarlar, gıda ve enerji güvenliği.
Kurtarıcı beklemek yerine kurumlar inşa etmek.
Medreseler modelinde eğitim ve araştırmaya yatırım yapmak.
Diplomasi ve uluslararası hukuku güç araçları olarak kullanmak."
Bukadi, konuşmasının sonunda "Haçlı seferleri, sömürgecilik ve Sykes-Picot" üzerinden değerlendirme ve karşılaştırmalarda bulundu.
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin