Kitap Künyesi

Yazar: Heinrich Von Kleist

Çevirmen: Ahmet Cemal

Orijinal Adı: Amphitryon

Yayın Evi: Yapı Kredi Yayınları

İSBN: 9789753633291

Sayfa Sayısı: 132

--reklam--

Amphitryon Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Alman edebiyatında, klasik dönemden romantizme geçiş evresinin en büyük yazarlarından olan Heinrich von Kleist, "Amphitryon" adlı oyununda Latin komedya yazarı Plautus'a kadar uzanan eski bir konuyu, "aldatılan koca-aldatmasına karşın suçsuz kadın" temasının işler. Kendi metninde ilke olarak Moliere'in aynı adlı oyununun kurgusuna bağlı kalan Kleist, az sayıda değişiklikle esere Moliere'inkinden çok farklı, bütünüyle kendi çağını yansıtan bir atmosfer kazandırmayı başarmıştır. "Amphitryon", Kleist'ın en güçlü eserlerinden biri olmasının yanında, kökenleri klasik Yunan mitolojisine kadar uzanan çok eski bir konunun dünya edebiyat tarihinin akışı boyunca nasıl hep yeniden gündeme getirilmiş olduğunu göstermesi bakımından da önem taşımaktadır.

--reklam--

Amphitryon Alıntıları - Sözleri

  • Neye ihtiyacımız olabilir, birbirimizden gayrı...
  • Bir delilikti dün bizi yanıltıp körleştiren, Ama bugün, her şey olması gerektiği gibi yeniden.
  • Ey insanoğlu, - daha da korkunçsun, Soluğumun yetip söyleyebileceğimden!
  • Yalnızca delilerdir sırf düşüncedeki Kötülükler yüzünden oturup acı çekenler..
  • Daha içten nasıl sevinebilir ki insan, Delice sevdiğine yeniden kavuştuğunda?
  • Elbette vardı bizim de bazı iyi yanlarımız, İçimizde öyle fark edilmeksizin saklanan, Ve dışa değil, daha çok yüreğimize yansıyan.
  • Kendi adından kuşku duyan, onu taşıma gerekçesinden de yoksun olur.
  • şeytan alsın, kim sardı başıma şuradaki herifi? (...)
  • iyi. hoşlanmadım senden.
  • Elimden ne gelir zamanın eskittiğine.
  • Tatlı bir düşünce senin bana ait olduğunu bilmek; Hissettiğim bu anlık hoşluğun karşılığı, Ateşli buluşmamızdaki okun O sevgili kalbe saplanmasıdır. Öyle ıssız ki bu ev sensiz! Sen yanımda değilsen, Öyle yavaş ki bütün gün, sensiz geçireceğim O saatlerin umursamaz akışı!
  • Aşk eksikse eğer, Olympos bile çorak bir toprağa döner. Ne verebilir yerlerde sürünen bütün bir dünyanın Tapınması, sevginin özlemiyle yanıp tutuşan yüreğe?
  • BİRİNCİ SOYLU Onu tanıyor, Birlikte evden çıktığını Üzüm bunca sarılır mı Yetiştiği yer olmasa kendi bağı?
  • Küfürleri severim, sohbet edebilir, İki kişi birbirine söverek.

--reklam--

Amphitryon İncelemesi - Şahsi Yorumlar

"bir insanın sürdürdüğü en acı dolu hayat" (ölüm mektubu): Kim bu HEINRICH VON KLEIST? - alman oyun, öykü yazarı ve şair. Bu kadar mı? Bence hiç değil. Önce yazar/stefan-zweig 'in kitap/kendileriyle-savasanlar-holderlin-kleist-nietzsche--9751 kitabında yer aldığı bölümü okudum. Fazla etkileyiciydi; yaşadığı hayat, içinde olduğu kasvetli ruh.. Hayatı boyunca her an yollardaydı, bir evi bir huzuru yoktu. Yurtsuzdu... Sürekli kendiyle savaş içindeydi. Kleist'in uçurumu içeridedir, Bu yüzden ondan kaçamaz. Kendi gölgesi gibi hep yanında taşır. Onun hayatı hayat değil, sadece sona doğru bir kovalamacadır. Neredeyse hiçbir görüntüsü yoktur. Zweig ona 'Portresizin Portresi' der. Eserlerinde; Dostoyevski gibi o da uzun uzun hazırlıklara, ince ince örülmüş dolambaçlı yollara, dehlizlere ihtiyaç duyar. "Harika bir ölüm" hayali kuruyordu. Beraber ölmek için, bir uçurum yoldaşı bulmak için sürekli bir sevgili aradı, sonunda buldu da... 1811 yilinda henuz 34 yasinda iken intihar etti, değeri her sanatçıda olduğu gibi öldükten sonra anlaşıldı. yazar/stefan-zweig, Kleist için şöyle demiş: alman edebiyatında onun öyküleri kadar gözlemci,donuk ama o oranda da ustaca bir maddecilik sergilenmemiştir.duyduğu gerilim ve acı karşısında okurun dudaklarını ısırdığını görebiliriz. AMPHİTRİYON kitabına gelirsek, Moliére'den esinlenerek yazılmış. Konusu olarak fazla ilginçti. Batı edebiyatında ilk defa işlendiği söylenilen, aldatılan bir erkek hikayesi... Hem güldüren hemde düşündüren trajikomik bir tiyatroydu, keyifle okuduğum ve çok sevdiğim bir kitap oldu. Son olarak Kleist'in bir sözüyle bitirmek istiyorum: "İnsan gözlerinin başardığı en yüksek şeyi yaptım ben. imkansızı denedim. her şeyimi şansa bıraktım. sonucu belirleyen zar, duruyor, duruyor anlamıyorum bunu- ve kaybettiğimi." ✿✿✿ (Mervé)

Bu tarz olan tiyatro kitaplarını pek sevmesemde yeni tarzlardanda fikir sahibi olmak için okumuş olduğum kitaplardan birisidir. Başta kitabın mantığını çözmekte zorlansamda 2. Perde de olayı anladım. Baş karakterlerin tıpa tıp benzeri olan karakterler türüyor aslında. Karakterlerin gerçekliği bir anda değişiyor. Kim asıl karakter kendinizi nasıl ispatlarsınız buna değiniyor gibi aslında. Kitabın eğlenceli kısmı burada başlıyor . Bir yandan sinir olurken bir yandan eğleniyorsunuz. Asıl garip olan ise Tanrı ve meleği sizin karakterlerlerinizi almış kahramanlar olması. (Hatice)

Benim ama ben değilim :) Düşünün ki sizin tıpatıp aynınız bir anda ortaya çıkıyor! Ve size ait herşeyi bu kimse de biliyor. Kendinizin, kendiniz olduğunu nasıl ispatlayabilirsiniz, hele ki tıpatıp aynınız bir Tanrı ise? Kral ve uşağının kılığına giren Tanrı ve meleği, gerçeklik algısını alt üst ediyor. Karısı, kocasının kılığına giren Tanrı ile kocasını aldatıyor. Uşak, kılığına giren melekten güzel bi sopa yiyor :) Komikti, keyifli okumalar... (Elfe)

--reklam--

Amphitryon PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Heinrich Von Kleist - Amphitryon kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Amphitryon PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Heinrich Von Kleist Kimdir?

Bir şair, oyun yazarı, roman ve öykü yazarı olan Heinrich von Kleist 1777 yılında Frankfurt'ta doğdu ve 1811 yılında öldü.

Yetersiz ve kısa bir eğitim hayatından sonra 1792 yılında Prusya ordusuna girdi ve 1799 yılında teğmen rütbesiyle ordudan ayrıldı. Ardından Viadrina Üniversitesinde hukuk ve felsefe eğitimi aldı. 1800 yılında Berlin’de Maliye Bakanlığı bünyesinde çalışmaya başladı. Ertesi yıl Kleist'ın düzensiz umursamaz ruh halı onu Paris'e ziyaret etmeye sürükledi ve sonrasında İsviçre'ye yerleşti. Orada yakın arkadaşlar edinen Kleist onlara ilk tragedyası olan Schroffenstein Ailesi adlı eserini okudu 1802 yılının sonunda Almanya’ya dönen Kleist Goethe, Shiller ve Wieland’ı Weimar’da ziyaret etti. Leipzig ve Dresden’de kısa bir süre kaldıktan sonra Paris’e geri dönen Kleist ardından Berlin’deki görev yerini Königsberg’teki bir devlet dairesi olarak değiştirdi. 1807 yılında Dresden’e giderken Fransız askerleri tarafından ajan suçlamasıyla tutuklandı. Cezaevinden çıktıktan sonra Dresden’e giden Kleist'ın yolu Heinrich Müller ile kesişti ve birlikte 1808 yılında Phöbus gazetesini çıkardılar.

Kleist 1809 yılında Prag’a gitti ve en sonunda Berlin'e yerleşti. Orada Berliner Abendblätter gazetesini çıkardı. O sıralar ümidini kaybetmiş ve hayata küsmüş olan Henrietti Vogel'in entelektüel ve müzik konularındaki başarılarına kendini kaptıran Kleist onunla birlikte ölmeyi kabul etti ve 1811 yılında 21 Kasımında Potsdam yakınlarındaki Wannsee nehri kıyısında Vogel'e ateş edip öldürdükten sonra kendisi de intihar etti.

Kleist’ın bütün hayatı ideal ve hayali mutluluğu bulmaya çabalamakla geçti ve bu onun çoğu eserine yansıdı. Kleist kuzey Almanya’nın şu ana kadar gelmiş geçmiş en önemli Romantik dönem Dramacısı olarak sayılmaktadır.

--reklam--

Heinrich Von Kleist Kitapları - Eserleri

  • Michael Kohlhaas
  • Amphitryon
  • Düello
  • Locarno Dilencisi
  • Toplu Oyunları-1 / Kırık Testi
  • Die Marquise Von O...
  • Locarno Dilencisi
  • Prens Von Hombourg
  • Toplu Oyunları 2

--reklam--

Heinrich Von Kleist Alıntıları - Sözleri

  • BİRİNCİ SOYLU Onu tanıyor, Birlikte evden çıktığını Üzüm bunca sarılır mı Yetiştiği yer olmasa kendi bağı? (Amphitryon)
  • Yasanın korumadığı kimseyi ben, devlet topluluğunun dışına atılmış sayarım... (Michael Kohlhaas)
  • Göbeği yağ içindeki bu kötü adamı pisliğin içine fırlatıp, bakır rengi yüzünü ayağıyla ezmek geliyordu içinden. Ama onun bir altın terazisi kadar hassas olan adalet duygusu hâlâ tereddüt içindeydi, yüreğindeki yargıç karşısındaki adamın suçlu olup olmadığına karar veremiyordu. (Düello)
  • “Kalbimde senin adına konuşan bir ses var.“ (Düello)
  • "...kısacası, bir erdemi aşırıya vardırmasaydı, dünya onun hatırasını saygıyla anacaktı. Fakat adalet duygusu, onu haydut ve katil yaptı." (Michael Kohlhaas)
  • Çünkü benim sevgili Lisbeth’im ben, haklarımı korumak istemeyen bir ülkede kalamam. Eğer ayaklar altında çiğneneceksem, insan olmaktansa bir köpek olmayı yeğlerim! (Michael Kohlhaas)
  • ‘sen benim boynumu uçurabilirsin; fakat ben sana üzüntü verebilirim, hem vereceğim de!’ (Michael Kohlhaas)
  • "... beklemek, varmaktan uzun sürer." (Düello)
  • "Çünkü sevgili Lisbeth, haklarımın savunulmadığı bir ülkede kalmak istemiyorum. Beni tekmeleyeceklerse insan değil köpek olmayı yeğlerim! (Düello)
  • "Dünyanın bozuk düzeninin farkında olan haklı bir duygu..." (Michael Kohlhaas)
  • Ruhun olmadığı yerde,yanılgı da olmaz. (Locarno Dilencisi)
  • Eğer tekmeleneceksem, insan olmaktansa, köpek olmayı tercih ederim! (Michael Kohlhaas)
  • Anlattıkça düşlemler kuruyor, sözcük­lerle sanki bir tablo çiziyordu (Locarno Dilencisi)
  • Elimden ne gelir zamanın eskittiğine. (Amphitryon)
  • “Ey çılgınlık, dünyaya egemen olan yalnızca sensin ve senin yerin de güzel bir kadın ağzıdır!” (Michael Kohlhaas)
  • Bilgi sonsuzluğu aştığında, zarafet geri dönecektir.O durumda zarafet en saf haliyle, ya hiç bilinci olmayan ya da sonsuz bilinç sahibi olan bir insan biçiminde görünecektir.Yani ya kuklada ya da Tanrı’da (Locarno Dilencisi)
  • Aşk eksikse eğer, Olympos bile çorak bir toprağa döner. Ne verebilir yerlerde sürünen bütün bir dünyanın Tapınması, sevginin özlemiyle yanıp tutuşan yüreğe? (Amphitryon)
  • Dünyanın böylesine bozuk bir düzenin içinde olduğunu görmenin verdiği acının içinden kendi yüreğinde bir düzen olduğunu bilmenin verdiği memnuniyet bir kıvılcım gibi yükseliyordu. (Düello)
  • Ona göre insanların acı çekmesi aslında gizli bir hazdır. Gerçeğe duyduğu özlemli sevgide aynı za­manda bir parça öfke de saklıdır. Sonsuz acı onu her zaman ken­dine çekmiştir. Yüreğinden yükselen haykırışlar aslında kendi içindeki sonsuz cehennemden gelmektedir. Tıpkı can evinden vurulan vahşi bir kuş gibi çırpınır durur kendi yalnızlığı içinde. Sevdiklerinden uzakta, kendi ruhunun oluşturduğu o yalnızlık adasında Tanrılarla savaşan efsane kahramanı Philoktet'in din­meyen acısını Kleist da aynen yaşamaktadır. Kleist, benliğinin bilincine varmanın acısıyla, ardına gizlendiği her şeyden arına­rak çırılçıplak, kanayan, yanan ve yenik düşen bir savaşçı gibi­dir. (Locarno Dilencisi)
  • “Çünkü ben, sevgili Lisbeth, benim haklarımı korumayan bir memlekette kalmak istemiyorum. (Michael Kohlhaas)