Kitap Künyesi
Yazar: Jean Genet
Çevirmen: Başar Sabuncu
Orijinal Adı: Le Balcon
Yayın Evi: Ayrıntı Yayınları
İSBN: 9789755395135
Sayfa Sayısı: 125
--reklam--
Balkon Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Bayan Irma, Balkon adlı lüks bir genelevin, bir yanılsamalar evinin sahibesidir. Toplumun önde gelen kişileri onun evine gelip, acınası zavallılıklarından sıyrılarak, kibir ve sahte bir acımasızlık kisvesi altında güçlü olduklarını hissetmek, dış dünyadan kaçmak isterler. Ne var ki fazla duygusal olduğu için bu genelevden kovulan Chantal'in simgesi haline geldiği bir ayaklanmayla birlikte tüm dengeler aniden altüst olur.
Bayan Irma kraliçeye ve dünya ise gerçek bir geneleve dönüşmüştür artık.
Kendisiyle yapılan bir röportajında, gerçeğin ancak sanatta dile getirilebileceğini söyleyen Jean Genet, aldatıcı görünüşlerin "gerçek" dediğimiz olgulardan daha gerçek olduğunu öne sürer. Balkon'un ana teması da, dekordaki aynalarla simgelenen işte bu yanılsamadır.
Oyunun daha en başından itibaren gerçeklikle sahteliği bir potada eritmek istediğini gösteriyor Genet. İlk tabloda, ana karakter ve aksesuarlar sayesinde dini bir ortam yaratılmış olmasına rağmen, oldukça genç ve fazlasıyla süslü Kadın'ın davranışları ve giysisi dini görüntüyü yadsıyarak günahkârlıkla bütünleştirmekte; üstelik tüm oyun boyunca bu ikilik her alanda çok açık bir biçimde kendini hissettirmektedir.
Toplumun düzenini sağlayan temel taşlar diyebileceğimiz üç kuruma, kilise, ordu ve yargıya mensup üç karakterin, Piskopos, General ve Yargıç'ın, oyundaki gerçeklikten uzak varoluşları "gerçek hayat"ta ne derece gerçektir? "Gerçek hayat" bu genelevde yaşananlardan çok mu farklıdır?
Yaşadığımız ve gerçek kabul ettiğimiz hayat da bir yanılsamalar bütünü değil midir aslında?
Sonuç olarak Balkon, tüm yerleşik düşünce ve inançları yerle bir eden, Genet'nin asi ruhunu, sorgulayıcı kişiliğini, tiyatroya ve hayata bakışını çok iyi yansıtan bir yeraltı edebiyatı başyapıtı. Yazarının da arzu ettiği gibi, suret ve yansımanın bir yüceltilişi.
--reklam--
Balkon Alıntıları - Sözleri
- Ah sevgilim, yüreginde tut beni, orada sakla. Bekle beni.
- Dünya bir elma, ikiye bölüyorum bu elmayı: İyiler, kötüler.
- "Burada kötülük etme olasılığınız yok. Kötülüğün içinde yaşıyorsunuz çünkü."
- ''Yargıç olarak varlığım kaynağını senin hırsız olarak sahip olduğun varlıktan alıyor. Olduğun insanı yadsısaydın eğer... Ama sakın yapma bunu... Bir yadsısaydın bunu, olduğun şeyi, yani olduğun kişiyi, o zaman varlık nedenimi yitirir... Yok olur, kaybolur giderdim.''
- Şeytan rol yapar. Bu özelliğinden tanırsınız onu. En büyük oyuncu odur. Kilise bu nedenle tiyatrocuları lanetlemiştir.
- Merhamet yanlışa sürükler bizi. İyiliklerimizin efendisi olduğumuza inanırız, dingin bir yumuşaklığın kölesiyiz bizler.
--reklam--
Balkon İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Jean Genet kendisinde 20. yüzyıl Fransa'sının ötekileştirdiği neredeyse her özelliğe sahiptir. O bir hırsızdır, bir anarşist, bir eşcinsel… Bunun yanında oyun yazarı, politik aktivist, düşünür gibi sıfatlara da sahiptir. O isimlerini hiç önemsemez. Toplumun tüm yapılandırmalarına, kalıplarına, değerlerine karşı çıkar. Bunu göstermek istercesine isimden isme dolaşır. Sartre'a göre bir aziz, Jelloun'a göre bir yalancıdır. Fakat o hepsinden kaçmak ister. Girebileceği her türlü kalıba kendisini sokarken bir öncekine arkasını dönüp bakmaz bile. Bir süre hırsız olur, ardından mahkum olur. Sonra Sartre ve dönemin edebiyatçıları tarafından kurtarılır, politik aktivist kimliğine girer. Bir süre sonra ne olacağına dair kimsenin tutmayacağını bildiği sözler verir. O aynı zaman da iyi bir şairdir; görmediklerine tanıklık eder, yalanlarına kendisini de inandırır. ''Hakikat yalnızca galiplere ait değildir.'' der vakti zamanında. Onun için hakikat hiçbir yerdedir. Özellikle onun bulunduğu yeraltı dünyasında hakikatin gölgesini bile görmek mümkün değildir. Genet, Balkon oyununu yanılsamalar ve düşler üzerine kurar. Toplum yapılandırmasını bir genelev tasviriyle sunmaya çalışır. Orası bu sefer kendisinin içinde bulunmadığı bir yeraltı dünyasıdır. O kendi dünyasına eserlerinde birçok noktadan işaret eder fakat asla adımını atmaz. Çünkü artık sıradan bir oyun yazarı kimliğindedir. Oyununda yaşananları kendisi de bir seyirci gibi balkondan izlemek zorundadır. Tasarladığı genelevde bir yargıç, piskopos ve general bulundurur. Bu üç anti- kahraman, simgeledikleri toplum organları değildirler. Geneleve olmak istedikleri kişiye bürünmek, düşlerini gerçekleştirmek için gelirler. Oyunun başında insanlara nutuk çeken piskoposun aslında bir memur olduğu anlaşılır örneğin. Ya da karakterlerin beklediği emniyet müdürü imparatorluk kurma uğruna devrimcileri öldürmeye başlar. Toplumun ezilen, hor görülen kişilikleri böylece ezen tarafa, birer anti-kahramana dönüşür. Bu anti-kahramanların da kendilerinden haberi dahi yoktur oysa. Genet’ye göre insanın kendi kimliğinin farkına varabilmesinin tek yolu, onun yansımasını bir başkasında görmektir. Oyunun her sahnesi aynalarla doludur. İnsanlar algılayamadıkları kimliklerine aynalarda şahit olurlar. Neye dönüştüklerinin, neyi düşlediklerinin birer yansımasıdır aynalardaki görüntüler. Karakterler oyun içinde aynalarla karşılaştıkça kendi eylemlerine dair cevaplarını bilmedikleri sorular sormaya başlarlar: ''Hadi ayna, hadi, yanıtla beni. Buraya kötülük ve masumluğu keşfetmek için mi geliyorum?’’ Bir anlamda aynalar karakterlere dünyadaki mevcudiyetlerini kanıtlarlar. Genet'nin karakterleri toplumun onlara itelediği rollere uygun yaşamakla yükümlüdürler. Aslında bir memur olan karakterin karşımıza piskopos olarak çıkışı bu rol kavrayışına getirilen trajik bir başkaldırıdır Balkon'da. Karakterler rol yapmaya, yalan söylemeye o kadar alışırlar ki bir süre sonra tek düşleri başka bir rol olur. Oyunun içinde oyun oynanır. İnsanlar istedikleri kişinin kılığına bürünüp oynamak için genelevin sahibine para öderler. Genelev gerçek işlevinden çıkmış, insanların yaşamak için en temel ihtiyaçlarından birisi oyun oynamaya dönüşmüştür. Evin balkonu da bunun için tasarlanmıştır. Genet'nin bizzat kendisinin de yaptığı gibi karakterleri yeraltından çıkıp onları ezenlerin dünyasına balkonda girerler. Bunlar yaşanırken dışarda ise devrimcilerin isyanı baş gösterir. İsyan iyiden iyiye büyüyünce dışardaki gerçek yönetici sınıfının görevleri sona erer ve oyuncular oynadıkları kişilerin içine girer. Oyun gerçeğe dönüşür ki istenilen şey bu değildir. Öyle ki kurulu gerçek, her an alaşağı edilebilecek bir düzendir. Oyun ve gerçek birbirine karışabilir, bu yalnızca bir ana bakar. Oyunun gerçeğe dönüşümü canlandırılacak nesneleri de ortadan kaldırır. Aslında özne kimlikleri de değişmiştir, şimdi eski ezenler ezilenleri oluşturmuş, yeni oyuncular da onlar olacaktır. Oyun hiç bitmeyecek, roller sürekli değişecek, gerçeğin tek işlevi her zaman farklı bir yalana inandırmak olacaktır. Sartre bir çalışmasında Genet için şöyle der: ''O ölü bir adamdır; hala yaşıyor görünüyorsa bunu, bazı insanların mezarlarındaki ölülere yakıştırdığı şu kurtçuk varlığında sürdürür. Bütün kahramanları yaşamlarında en az bir kez ölmüşlerdir.'' Genet ölü bir adamdır evet, karakterleri de öyle. Genet'nin insanları yaşamak nedir bilmez. Onlar her zaman var olma arzusu dışında ölümü arzulamışlardır. Fiili ölümlerini değil, kişiliklerinin ölümünü. Bir benliklerini öldürüp diğerine geçmek tek hayatta kalma kaynaklarıdır. Öyle ki onun eserleri hayatın dışında, ölümün kıyısındadır. Tüm karakterleri ve kendisi de bu yüzden ölümün çizgisinden en az bir kez geçmiştir. Onu diğer oyun yazarlarından ayıran şey de budur işte: Kişiliklerin ölümü uğruna oyun oynamayı kabul etmek. Genet oyun içindeki oyununu bilinçli oynatır. Diğer oyun yazarları oyunun doğal, gerçeğe yakın olması için çabalarken Genet hepsine karşı çıkarak asıl doğal olanın yalanlar ve kurallar olduğunu göstermeye çalışır. Onun karakterleri bir yalanın kurallarına göre oynarlar. Hırsız kadın suçunu itiraf ederken cellat bağırır: ''İtiraf zamanın gelmedi. Önce inkar et!'' Çünkü yargıcın da, celladın da varlık amacı suçlulardır, hırsız kadın oyunu kurallara göre oynamazsa onlar da oyunun içinden silinip giderler. Karakterlerin birbirlerine ihtiyacı vardır. Genet'nin kendisinin de bir hırsız kimliğine olduğu kadar oyun yazarı kimliğine ihtiyacı vardır. Kimlikleri onun zaaflarıdır ve o, hepsinden kaçmayı seçer. Bataille'in de söylediği gibi, ''Genet'nin yapıtlarındaki özgünlük yapıtların şiirsel gücünden değil, zaaflarını göstermesinden kaynaklanır.'' Eserlerini yazarken okuru asla umursamaz, olması gereken de budur. Bu yüzden okur olarak onunla her bağ kurmaya çalıştığımızda o ipi kendisi koparır. O, ona atfedilen her şeydir. Hem bir aziz, hem de bir yalancıdır. Onun birden fazla şeytanı vardır, eserlerinde onları bize bulaştırır ve sonra, yine, kaçıp yeraltındaki dünyasına sığınır. (Başak)
İcinde yaşadığımız zaman için bile ahlak ,devlet, din, siyaset düzenini eleştirme anlayişinin çok ötesinde bir oyunu okudum diyebilirim.Ahlaki sınırları zorlamasi açisindan her tiyatro grubunun elini kolunu sallaya sallaya bu oyunu sahneye koyacaklarini sanmiyorum.Ama bu oyunu yazma cesareti açısından bile okunmasi gerektiğini düşünmekteyim.. (salihcan kılınç)
Absürd tiyatronun önemli eserlerinden, "Yanılsamalar" şaheseri: Şehrin önde gelen kişileri Bayan Irma’nın lüks genelevi Balkon’da her gece yanılsamalar oyunları oynarlar. Kendilerine özgü hazırlanmış dekorda yanlarında fahişeler ile kendilerini güçlü hissetmek ve otoritelerini göstermek oyunudur bu, ama aslında kendilerinden, gerçek hayattaki rollerinden kaçmaktır istedikleri. Gerçek hayatlarındaki acınası zavallılıklarından kurtulabilmek, baş edemeyecekleri zorlukların yükünden kaçabilmek, kendilerini olduklarından akıllı, yetkili, yetenekli hissedebilmektir oyunun amacı. Aynada görünen kahramanlarımızın sefil gerçek yüzleri değil, büyümüş ve güçlenmiş yanılsamalarıdır. Şehri yönetmesi beklenen Yargıç, Piskopos ve General genelevde oyunlarla kendilerini tatmin peşindeyken şehirde bir isyan başlamıştır; hiçbirinin ortaya çıkıp isyanı bastırmaya ya da saraya gitmeye cesareti yoktur. İsyan kapıya ulaştığında kahramanlarımızın yapabileceği tek şey, en iyi bildikleri şey, yine yanılsamalar yaratmaktır. Bu yanılsamalar dünyasında nihayetinde hepsi genelev patroniçesi "Bayan Irma"nın sadık kullarıdır. Genet önsözünde der ki: ‘’Bütün bu yazdıklarım elbette akıllı bir yönetmene göre yönelik değil. O ne yapması gerektiğini bilir. Ya ötekiler? Bir şey daha: Bu oyun şunun ya da bunun taşlaması olarak oynanmamalı. Suret ile yansımanın yüceltilmesidir bu oyun, dolayısıyla öyle oynanmalı. Taşlama ya da değil, anlamı ancak öylece anlaşılır.’’ Oyun gerçekten çok etkileyicidir. Bizi ahlaki olarak çok rahatsız eder Genet; oyunun başrolleri fahişelere ve pezevenklere aittir, dekor bir genelevdir. Oyunun başından itibaren yargıç, piskopos, general, polis şefi ve genelevin patroniçesi Irma’nın gerçekten oyunun asıl karakterleri mi, yoksa genelevdeki rollere giren kişiler mi olduklarını ayırt etmekte zorlanırız. Genet vermek istediği belirsizliği ve önsözünde belirttiği suret ile yansımayı daha ilk sahnedeki bu algı yanıltmasında çok iyi şekilde vurgular. Oyunda aynalar bu amaçla çok güzel kullanılır. Nitekim final sahnesinde esas darbeyi indirir Genet; izleyici aslında sahneye değil aynaya bakmaktadır. Jean Genet sıra dışı zor bir hayat yaşamış, anne-babasını hiç tanımadan yetiştirme yurtları ve koruyucu aileler arasında geçen ilk gençlik yıllarından itibaren roman ve oyunlarında yer verdiği suça, ahlaksızlığa bulanmış ve her türlü vahşet ve rezillik ile tanışmış bir yazar. Öyle ki işlediği sayısız suçlar sonunda ömür boyu hapse mahkum edilmişken hapishanede yazdığı romanından etkilenen Andre Gide ve Sartre gibi ünlülerin cumhurbaşkanına rica mektubu sayesinde affedilmiş. Travmatik çocukluk ve gençlik döneminin ve sefalet yıllarında sokaklarda yaşadığı zorlukların rahatsız edici etkisini Genet, saklamak yerine tüm açıklığı ve rezilliği ile bizimle paylaşarak atar içinden; bu aşırılıkları, suçu, şiddeti, ahlaksızlıkların ortaya serilmesini tüm eserlerinde görürüz. Balkon, bu kapsamda önemli bir eserdir. İktidar gücünü kullanmayı gurur duyulacak bir eylem sayan insanlarla her karşılaştığımda "Balkon" gelir aklıma. Hepsi içi boş birer yanılsamadır; onları yaratan toplumun yaldızlarını kazıdığımızda ise karşımıza çıkan işte bu; "Balkon"dur. (AkilliBidik)
--reklam--
Kitabın Yazarı Jean Genet Kimdir?
Jean Genet (Jan Jöne diye okunur) (1910-1986) Fransız düşünür, yazar. Daha çok tiyatro oyunlarıyla tanınır.
1910 yılında Camille Gabrielle Genet tarafından kimsesizler yurduna bırakılan yeni doğmuş bebeğe Jean adı verilmişti. Jean, yedi yaşına geldiğinde zanaatçı bir ailenin yanına yerleştirildi. 10 yaşında hırsızlığa başladı, on üç yaşında bir zanaat okuluna kaydoldu. Ancak orada da çok kalmayacaktı; 1926'da, 3 ay süren ilk hapishane deneyimini yaşadığında 15 yaşındaydı. Serbest kaldığında uslanmamıştı; bu kez reşit olana kadar kalmak üzere ıslahevini boyladı. 1930ların sertliği ile ünlü bu ıslahevi Genetyi gerçek bir suçlu haline getirdi.
Islahevinden kurtulabilmek için yazıldığı askerlikten ve ardından Fransadan firar eden Genet, pekçok ülkeyi ve hapishaneyi ziyaret edeceği bir yıllık seyahatinin sonucunda 1937de Fransaya geri döndü ve yeniden suç dünyasına daldı. Beş yıl boyunca ya hırsızlık yaptı, ya fahişelik. 1942de bir kez daha cezaevine düştüğünde olgunlaşmıştı artık. İlk şiirini yazdı, ilk kitabı Notre-Dame des Fleurs (Çiçeklerin Meryem Anası) yayımlandı. Ardından Miracle de la rose (Gülün Mucizesi) geldi. 1948 ylında yayımlanan Journal du voleur (Hırsızın Günlüğü) bir anlamda Genet'nin otobiografisi niteliğindedir. Le balcon (Balkon), oyunları ve hatta tüm eserleri içinde en çarpıcı olanı kabul edilir. Balkon adlı oyununda yeryüzü egemenlerini alaycı ve acımasız bir dille eleştirir. Bu oyun Türkçe olarak 1998 yılında Tiyatro Stüdyosu tarafından sahnelendi. Ölümünden kısa süre önce, atölyesinde ziyaret ettiği Alberto Giacometti ile yaptığı röportaj ve Giacometti'nin sanatı üzerine kendi yorumunun bulunduğu L'Atelier d'Alberto Giacometti Giacometti'nin Atölyesi adlı röportaj/sanat içerikli kitabı, Genet'nin son yapıtıdır.
Kitapları sayesinde tanıştığı André Gide, Jean Cocteau ve Jean-Paul Sartre'ın cumhurbaşkanına verdikleri dilekçe sonucu özgürlüğüne kavuşmuştur. Bu af sonrası, tekrar yeraltı dünyasına dönmemiş, kendisini tamamıyla edebiyata vermiştir. Ancak toplumsal olaylara, ezilen insanlara karşı hiç duyarsız kalmadı; 1968 mayısında öğrencilerin, Vietnam Savaşı sırasında Amerikan solunun, ırkçılığa karşı Kara Panterler'in ve İsraile karşı da Filistinliler'in yanındaydı. Bu konular hakkında yazdıkları ve röportajları Türkçe olarak Açık Düşman başlığıyla yayımlanmıştır.
1986'da Paris'te bir otel odasında ölü olarak bulunmuştur.
--reklam--
Jean Genet Kitapları - Eserleri
- Balkon
- Hırsızın Günlüğü
- Hizmetçiler
- Zenciler
- Açık Düşman
- Gülün Mucizesi
--reklam--
- Denizci
- Paravanlar
- Çiçeklerin Meryem Anası
- Giacometti'nin Atölyesi
- Sıkı Gözetim
- Cenaze Merasimi
- Sevdalı Tutsak
--reklam--
- Tek Başına
- Nasıl Oynanmalı
--reklam--
Jean Genet Alıntıları - Sözleri
- “Güzel cümleler ezberlemeliydim. Böyle şeyler öğrenilir. Ama ben kendim güzel bir cümleyim, işte bu öğrenilemez.” (Sıkı Gözetim)
- Kendi kendimin heykelini yapmayı bitirmedim, kendi kendimi dantel haline getireceğim. Kendi kendimi bir virane halinde tekrar işleyeceğim, ebedi bir virane. Şu anda beni yok eden zaman değil. Beni bitiren yorgunlukta değil. Sadece ölüm içime işleyen ölüm. (Zenciler)
- Bu yaşamı sürmekten, bu oyunu oynamaktan başka hiçbir çaremiz yok bizim. (Hizmetçiler)
- Ama ben, kendim güzel bir cümleyim, işte bu öğrenilemez. (Sıkı Gözetim)
- Sevgilimin bana yüz vermeyişi beni daha da güzelleştiriyor. (Hizmetçiler)
- Geceleyin, uçsuz bucaksız bir alanın ıssızlığında, yalnız ikiniz varsınız yeryüzünde. Bedenlerinizin çifte yontusu her bir yarısında yansıyor. Yalnızsınız ve çifte yalnızlığınız içinde yaşıyorsunuz. (Denizci)
--reklam--
- Nesnelere gülümsemeyi ve onlar hakkında düşünmeyi öğreniyordum. (Hırsızın Günlüğü)
- Şimdi hoşlanıyorum kendimden. Siz hoşlanmıyor musunuz benden? (Sıkı Gözetim)
- Her insanın bir kimliği vardır ama insan kendi kimliğini algılayamaz; kendisinin düşsel bir yansısını başka bir insanın gözünde görebilir. (Sıkı Gözetim)
- Aranızda özgürlüğün tadını iletmek önemli. Ne var ki Beyazlar özgürlükten korkuyorlar. Onlar için fazla kuvvetli bir içki bu. (Açık Düşman)
- sayesinde aşkın ne olduğunu anladığımız davranış: Bir tekten ayrılmanın bilinci, ikiye bölünmüş olmanın bilinci, benliğinizin hayran hayran sizi seyre daldığının bilinci. (Denizci)
- çekicilik güzellikte değildir, bir varolma biçimindedir. (Açık Düşman)
- ...devlete tabi olan halk değildir, devlet halka tabidir; çokuluslu hisse senedi ortaklığına dayalı şirketlere ve onların fabrikalarına ihtiyacı olan halk değildir, halka ihtiyacı olan o pislik kapitalistlerdir... (Açık Düşman)
--reklam--
- Kamplardaki sivil halka dokunulmayacağına söz veren Reagan, Mitterrand ile Pertini'ye inanıp Arafat ile beraber giden anne babalara şimdi bunu nasıl söyleyeceğiz? Çocukların, yaşlıların, kadınların katledilmesine ve cesetlerinin öylece başlarında bir dua bile okunmadan öylece ortada bırakılmasına kimsenin sesini çıkarmadığını nasıl söyleyeceğiz onlara? Ölülerinin nereye gömüldüğünü bilemediğimizi nasıl söyleyeceğiz? (Tek Başına)
- İdam sehpasında ölmek; mutluluğumuz, şanımızdı bizim. Harcamone “başarmıştı” ve bu başarı her gün karşılaşılan işlerden olmadığından, servet ya da yüksek görevler gibi, bende şaşkınlık ve hayranlık uyandırmış, aynı zamanda da büyülü bir olaya tanık olan kimseyi altüst eden türden bir korku vermiştir bana. (Gülün Mucizesi)
- "Kim ki bu yalnızlık karşında büyülenmemiştir, resmin güzelliğini anlayamaz. Anlıyorum derse, yalandır." (Giacometti'nin Atölyesi)
- Çünkü Siyah-lar'ın baskıcı ve faşist bir rejimde yaşadıklarını anlayabilmek için Beyazlar'ın hayal güçlerini adamakıllı çalıştırmaları gerekiyor. (Açık Düşman)
- Düşüklüğün belirtilerini taşıdığınız sürece düşüksünüzdür ve hileciliği bilmenin pek az yararı olur. Yalnızca yoksulluğun gerektirdiği gurur kullanıldığı için, en iğrenç yaraları besleyerek acıma uyandırıyorduk. Sizin mutluluğunuzun bir kınaması oluyorduk. (Hırsızın Günlüğü)
- hayır, hiçbir zaman bizim için aşk olmayacak... (Zenciler)
- Buralarda, gülme yalnızca bir dramdan doğar. Bu bir acı çığlığıdır. (Çiçeklerin Meryem Anası)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin