Kitap Künyesi
Yazar: Mehmet Rauf
Yayın Evi:
İSBN: 9789750748417
Sayfa Sayısı: 48
Bir Hastalığın İlacı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
MEHMET RAUF, 27 Ağustos 1875’te İstanbul’da doğdu. Balat Mahalle Mektebi’ni bitirdikten sonra sırayla Eyüp Rüştiyesi, Soğukçeşme Rüştiyesi ve Bahriye Mektebi’nde okudu. Daha sonra memuriyete atıldı. İlk öyküsü 16 yaşındayken Halid Ziya’nın İzmir’de çıkardığı Hizmet gazetesinde yayımlandı. Erken yaşlarda kendini gösteren tiyatro ve edebiyat merakı, memuriyet yıllarında Servet-i Fünun çevresine girmesini sağladı. Tevfik Fikret’in halası Ayşe Sermet Hanım’la evlenip Fikret’in Rumelihisarı’ndaki yalısında yaşamaya başladı. Daha sonra Halid Ziya’ yla sıkı bir dostluk kurdu. Büyükada’da bir kadına âşık oldu ve aşkına karşılık bulamayınca intihara kalkıştı. Hüseyin Cahid ve Halid Ziya son anda yetişerek hayatta kalmasını sağladılar. Meşrutiyet’in ilanından sonra tekrar yazmaya başladı. Eylül romanıyla edebiyatımızda önemli bir yer tutan Mehmet Rauf, diğer eserlerinde de aşk maceralarını konu edinmiştir. Mehmet Rauf 1926’da felç geçirdi, 1931’de İstanbul’da öldü.
Bir Hastalığın İlacı Alıntıları - Sözleri
- Neydi,ah,kaçtığımız halde bizi kovalayan bu şeyler,bu fedakarlıklarımızı beğenmeyen işkenceler neydi?
- Hayat böyle vesveselere değer mi?
- "O kadar uzun müddet, o kadar vahşi birtakım elemlerden zayıf düşmüştü ki şimdi bu saadete tahammül edemiyordu, içeriden gelen bir basınçla bir gazoz şişesi gibi sanki patlayacaktı."
- "İşte hayat böyledir, verdiği bir müsaadeyi diğer mahrumiyetlerle kahreder."
- "Ah, her hastalığın keşke benim doktorum gibi usta hekimi, benim şifam gibi hızlı şifası, benim aldığım ilaç gibi hayat verici etkisi olsaydı..."
- Ah, ne kadar seviyordum, bu zavallı bahtsız kadını ne kadar seviyordum...
- ‟⟮…⟯ Neydi, ah, kaçtığımız halde bizi kovalayan bu şeyler, bu fedakarlıklarımızı beğenmeyen işkenceler neydi? Bunlardan nasıl kurtulmalıydı? Ve bu hastalıklı asabiyet bizde oldukça ne yapsak bunlardan kurtulmanın mümkün olmadığını, bu ateşler içinde çaresiz yanacağımızı düşünerek bu çaresizliğin, hayatımızda bu tedavi kabul etmez uğursuz çaresizliğin elinde gamlıca, başını eğerek düşündü ki ancak evet, bu hayat denilen bu müzmin hastalığın tek ilacı, bu rüyasız, bu geleceksiz uyku, bu ölüm bizi merhametli ve şefkatli yokluk kucağına almadıkça müsterih ve endişesiz yaşamak mümkün olamayacak ve daima, daima böyle sürükleneceğiz․”
- "İnce bir ruhu, hararetli bir kalbi, şairane bir hayali olduğundan gençliği, emellerinin saflığı devresinin tertiplediği aşk terbiyesi onu zarar veren, aşk saçan hanımlar, hayal edilmez, imkansız sevdalar için hırslandırmış ve susatmıştı; onun için birinci emeli hürmet ederek sevmek ve sonra bu aşkın uğruna ölmek, işte buydu."
- “…burada kol kola gezmek, bahtının fevkaladeliğini göstermek ne güzel olurdu.”
- "Bir görüşte bu kadar sevilmek için ruhlar arasında nasıl bir itilaf lazımdı, zira muhakkak ki bu adi bir heves olamazdı..."
- “İşte hayat böyledir,” diyordu, “verdiği bir müsaadeyi diğer mahrumiyetlerle kahreder.”
- “Bu küçük bir burnun altında az büyükçe fakat o kadar leziz bir ateş gibi renklenmişti ki genç hemen bunları ısırmak çılgınlığını güç yeniyordu.”
- “Zaten seyir yeri deyince insanın hemen aklına sular gelir... Göksu, Küçüksu, Çırçır Suyu, Hünkâr Suyu, sonra Fıstık Suyu, Kestane Suyu ve daha ne bileyim, bütün kuruyemişlerin suyu...”
- İşte hayat böyledir diyordu,”verdiği bir müsaadeyi diğer mahrumiyetlerle kahreder.”
- Zaten insanlar... Bir avuç çamur değil mi?
Bir Hastalığın İlacı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Merhabalar. Dün akşam, gece okumak ve ekim ayının sonuna bir kitap sıkıştırabilmek için elimin gittiği kitap oldu "Bir Hastalığın İlacı". İçerisinde iki tane hikâye var. İlki kitaba ismini veren hikâye. Bu hikâyede karısını sürekli olarak aşağılayan ona "hayvan" diyerek hitap eden, onu ciddiye almayan bir adamın; karşısına çıktığı bir kızla mektuplaşıp karısını aldatışını okuyoruz. Mektuplaştığı kız nasıl biridir peki? İkinci hikâye ise "Verven". Burada da yine bir adamın aşkını okuyoruz ama psikolojik tahliller kendini daha ön plana çıkartıyor ve bu özellik bu öyküyü daha güzel hâle getirmiş. Çünkü Mehmet Rauf bu konuda çok başarılı. Kitap konu itibariyle beni çok etkilemese de yazarın kalemi çok çok iyi. Kitabı elinize alırsanız bir çırpıda okursunuz bence. Yazar okutturuyor çünkü.. Kısa bir kitap arayışında olanlara önerebilirim. Şimdiden keyifli okumalar diliyorum. :) Alıntı "Zaten insanlar... Bir avuç çamur değil mi?" (•Sema Okay)
Mehmet Rauf ile Eylül eseri aracılığıyla tanışanlar hep kaçar nedense eserlerinden. Oysa Böğürtlen benim en sevdiğim eserlerindendir. Bir Hastalığın İlacı da fena sayılmazdı. Eser 2 öyküden oluşuyor. Birinci öykümüz Bir Hastalığın İlacı... Evli, 22 yaşında olan karakterimiz otuzlarında bir kadına gönlünü kaptırır. O kadar ki yediği yemek, içtiği su o olur. Her vakit evinin önünden geçer. Aralarındaki mektuplaşmalar daha da bağlılığı arttırır. Lakin işin sonunda ev sahibi onu yanına çağırır ve o kadının bu adamın kızı olmadığını ve aslında bücür olduğunu öğrenir. Eve geldiğinde eşi mektupları hizmetçisi sayesinde görmüştür ve üzgündür. Lakin karakterimizin yalanı hazırdır. Eşine yazdığı kitap için bu mektupların müsvedde olduğunu söyler ve eşini inandırır. (Öyküde karakterin eşine bir çok kez "hayvan" demesini ve sevdiği kadının bücür olmasını öğrenmesinden sonra o büyük aşkının bitmesini sevmedim️) İkinci öykümüz Verven... Nedir bu verven? Orjinal ismi ile Verveine, mine çiçeğiymiş. Ayrıca bir parfüm markası Burada da bir kadından hoşlanan bir erkek karakterimiz var. Kadında en çok dikkat çeken şey de bu verven kokusu. Sonunda buluştukları gün kadın zamanı kısıtlı olduğu için adamı gece bir eve buluşmaya çağırıyor. Lakin adam kadını eski sevgilileri ile kıyaslıyor, kendini çağıran bu kadını ahlak terazisinde ölçüyor biçiyor ve bu düşünceler içindeyken bir arkadaşına rastlıyor. Arkadaşı ile vapura bindiklerinde gitmekten vazgeçiyor. Lakin vapurda bir anda burnuna gelen verven kokusu onu pişman etmeye yetiyor. Öykülerde yazıldığı dönemin tüm özelliklerine rastlamak mümkündü. İç konuşmalar, hayal hakikat çatışmaları, kuruntulu düşünceler ve daha neler neler... Yine de ben dönem eserlerini seviyorum. Türü severler kitaplığına ekleyebilir. (Feyza Uçak)
Bir Hastalığın İlacı|Mehmet Rauf Lacivert klasiklerden okuduğum ikinci kitap ve 2021’in nefret edilen ikinci karakteri. İki ayrı öykü var ama ben Bir Hastalığın İlacı’na değineceğim. Karısına hayvan diyen bir adam. İsteyerek evlenmemiş,bir kızları var. Kendisine benzemediği için karısına sinirli. Her şey böyle iğrenç düşüncelerler ilerlerken yeni biriyle tanışıp mektuplaşmaya başlıyor. Mektup göndermeye giderken bahçede karşılaştığı köpekler dolayısıyla her şey ortaya çıkıyor. Karısı mektupları herkese okutmuş,ortalığı ayağa kaldırmış. Mektuplaştığı kadın dadının cüce kızı çıkmış. E hani dünyan haline gelmişti mektuplaştığın kadın? Cüce olduğunu görünce birden uçtu gitti hislerin. Tam bir dizi havası veriyor size. Gözünüzün önünde olayların canlanmasının daha kolay olduğunu ve fazlasıyla keyif verdiğini söyleyebilirim. Beni en çok sinir eden noktalardan birini daha söylüyorum. Daha doğrusu alıntılıyorum: “Her hastalığın keşke benim doktorum gibi usta hekimi benim şifam gibi hızlı şifası,benim aldığım ilaç gibi hayat verici etkisi olsaydı.” Tek düşündüğü kendi rahatı olan,dış görünüş ve paraya vurgun olan insanlar umarım hep bizden uzak olur. Yaptıkları hatayı kabullenmeyenler,iğrençliğini reddedenler gün geldiğinde kendi çamurlarında boğuluyor. İşte Mehmet Rauf’un hissettirdikleri tam da bunlar. Kaçırmayın derim! Bu yaralar niçin her hatırlayışta daha başka,daha yeni,daha hissedilmemiş zehirlerle yeniden kanıyordu. Memduh gözlerinde can çekişmelerle saati ona gösterirken düşünüyordu ki aşkın mesudu da acı verici olursa dünyada günler başka nasıl geçer? Zaten insanlar...Bir avuç çamur değil mi? Ben şu keşmekeşten kurtulayım diye,”Ne olursa olsun!”,dedim ve her şey de oldu,o kadar oldu ki işte bugün şu haldeyim... Daha pek genç,ne hacet,görüyorsunuz ya,yirmi iki yaşımdayım;asıl garibi bu değil,herkes yirmi iki yaşında olabilir,ben bundan başka ölüyüm de. (Ezgi Su Çıldır)
Kitabın Yazarı Mehmet Rauf Kimdir?
Mehmed Rauf Servetifünun romancılarından, 1875 yılında doğdu, 1931 yılında İstanbul'da öldü. Bahriye Mektebi'ni bitirdi (1893), deniz subayı oldu, staj için Girit'e (1894), Kiel kanalının açılış töreninde bulunmak üzere Almanya'ya (1895) gönderildi, dönüşte İstanbul'da Tarabya'da elçilik gemilerinin irtibat subaylığına atandı. 1908'den sonra bahriye'den ayrıldı, hayatını yazarlıkla kazanmaya başladı. Cumhuriyet devrinde kadın dergileri çıkardı, ticaretli uğraştı. On altı yaşındayken yazdığı Düşmüş adlı hikayesini İzmir'e, Halit Ziya'ya göndermiş, Halit Ziya da Hizmet gazetesinde basmıştı, daha sonra İstanbul'da Mektep dergisinde yazıları çıktı. Halit Ziya, Cenap Şehabettin, Hüseyin Cahit'le böylece önceden tanışan Mehmed Rauf, sanatının en başarılı eserini Eylül romanıyla verdi; psikolojik roman örneği olan Eylül'de olduğu gibi öteki eserlerinde de özellikle aşk maceralarını konu yaptı. Romanları: Eylül (1901), Genç Kız Kalbi (1925), Böğütlen (1926), Define (1927), Son Yıldız (1927), Kan Damlası (1928), Halâs (1929) Hikâye Kitapları: İhtizar (Cançekişme, 1909), Âşıknâme (1909), Son Emel (1913), Hanımlar Arasında (1914), Bir Aşkın Tarihi (1915), Üç Hikâye (1919), İlk Temas İlk Zevk (1923), Aşk Kadını (1923), Eski Aşk Geceeri (1924) Mensur Şiir: Siyah İnciler (1901, 1925) Oyunlar: Ferdi ve Şürekâsı (1909, filme de alındı: 1917), Cidal (Kavga, 1911), Sansar (1920), Ceriha (Yara, 1927)
Mehmet Rauf Kitapları - Eserleri
- Eylül
- Genç Kız Kalbi
- Böğürtlen
- Ferdâ-yı Garâm
- Define
- Kan Damlası
- Halas
- Eski Aşk Geceleri
- Bir Aşkın Tarihi
- Define ve Kan Damlası
- Bir Hastalığın İlacı
- Yara
- Uzaktan
- Bir Zambak Hikayesi
- Üç Hikaye
- Karanfil ve Yasemin
- Siyah İnciler
- Kabus
- Serap
- Menekşe
- İsyanlar, Direnişler, Zaferler
- Âşıkane
- Edebi Hatıralar
- Son Emel
- İhtizar
- Eylül
- Eylül
- Sansar
- Son Yıldız
- Yağmurdan Doluya - Cidal - Sansar
- Seçme Hikayeler
- Harabeler
- Menekşe
Mehmet Rauf Alıntıları - Sözleri
- Yani hayale, yani şiire, yani aşka aşıktım. Aşkı evrenle hayatın tek varlık sebebi sayacak kadar deli bir aşık. (Eski Aşk Geceleri)
- Sende bir şey var, öyle bir şey ki hiçbirinde rastgelmiyorum. (Eylül)
- "Ah bu eksiklik duygusu.. İnsan değilim sanki bir denklemim.." (Eylül)
- O anda kapıdan genç bir hanım girdi. Fakat bu tam manasıyla bir güneşin doğuşu gibiydi. (Define ve Kan Damlası)
- "Ah insan denen mahlukat ne kadar zayıf ve alçak birşey (Üç Hikaye)
- “Günlerce ev bir hastane gibi, delirmiş genç kadına gelen giden hocalarla, hekimlerle dolar. (…) genç kadın bir deri bir kemik kalmıştır. (…) Hastalık geçer, fakat bu yara, bu valide yarası geçmez, aylarca kadını inletir.” (İhtizar)
- Biliyor musunuz, kadın olmasaydım belki Mesut olurdum. Zira kadın olmak, kadınlar arasında çirkin olmak gibi bir şey. (Ferdâ-yı Garâm)
- Zaten hayatımız âdet ile tesadüfün elinde zalim ve yırtıcı bir pençe içinde dayanıklılık ve katlanabilme yetisini kaybetmiş sefil bir hastalıktan başka bir şey miydi? (Serap)
- “Nedir bu insanın içten içe çürüyüşü...” (Eylül)
- Ah niçin bütün aşklar böyleydi? Niçin birbirlerini bugün sevenler hayattaki mutlulukları birbirlerinden bekler ve mutluluğu bulmakla bahtiyar ve zevk dolu olurken, iki gün sonra, birbirlerine iki amansız düşman oluyorlar, dişleri, tırnakları, pençeleri kan içinde, birbirini didiklemekten, mahvetmekten, helak etmekten başka bir şey istemiyorlardı? Buna nasıl razı oluyor, nasıl dayanıyorlardı? (Menekşe)
- Hayat böyle vesveselere değer mi? (Bir Hastalığın İlacı)
- Gök, yaldız içinde, aynı zamanda berrak, hayran hayran sevdiğine bakan bir genç kız gözü gibi saf ve berraktı (Karanfil ve Yasemin)
- "İnsanın içtenliğine inanmıyorum!" (Böğürtlen)
- “Ah, kim bilir ne nefis bir ruhu vardır.." (Menekşe)
- Dünyada şefkat, af, insanlık gibi güzel şeyler varken neydi bu insanlardaki vahşilik ki hâla birbirlerini yiyorlar, hâla birbirlerini yemekten zevk alıyorlardı ? (Kabus)
- ''Kalabalık içinde yalnız yaşamak, kalabalık içinde gezip beraber bir köşeye kaçmak, işte asıl zevk budur. İnsan, kalpleri birbirine bağlayan bu bağları o zaman anlar.'' (Eylül)
- “Zavallı hiç! Bazen ne etkili olarak zıddını ifade etmek ve anlatmak için kullanılır ve bir bakış açısına göre ne büyük, ne kahredici bir heptir!” (Serap)
- "Yaşamda o denli kötülük gördüm ki kimden olursa olsun, iyilik beklemiyorum." (Böğürtlen)
- Zaten hayatımız tamamen zannetmekten ibaret değil midir ? (Bir Aşkın Tarihi)
- Gün oluyor ki hiçbir şey görmemek için gözlerimi kapayarak oturmak istiyorum. (Ferdâ-yı Garâm)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin