Kitap Künyesi
Yazar: Said Halim Paşa
Çevirmen: Fatih Yücel
Orijinal Adı: L’Empire Ottoman et la Guerre Mondiale
Yayın Evi: Kronik Kitap
İSBN: 9789752430914
Sayfa Sayısı: 224
Osmanlı İmparatorluğu ve Dünya Savaşı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Osmanlı İmparatorluğu, Dünya Savaşı’na nasıl girdi, niçin katıldı? Savaş sonrasındaki buhranda Bab-ı Âlî’nin iflası nasıl gerçekleşti? İngiliz siyasetinin Yakın Doğu siyaseti içinde Türkiye faaliyetleri nasıl bir yer tutuyordu? İngiliz siyasetinde işlenen hatalar nelerdi?
1864’de Kahire’de doğan ve 1921’de Roma’da şehid edilen Said Halim Paşa, Osmanlı İmparatorluğu 1914’te Almanya’nın müttefiki olarak Birinci Dünya Savaşı’na girdiğinde, Hariciye Nazırı ve Sadrazamdı. İmparatorluğun savaşa girişini belgeleyen 2 Ağustos 1914 tarihli muahede, Said Halim Paşa’yla Alman İmparatorluğu’nun büyükelçisi Baron von Wangenheim tarafından paşanın Yeniköy’deki yalısında imzalanmıştı. İşte bu kitap, Bâb-ı Âlî’nin son dönemini yaşamış ve bu dönemin en önemli şahsiyetlerinden birisi olmuş paşanın kaleminden imparatorluğun savaşa girişini ve yıkılışını anlatmaktadır.
Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşa girişinden itibaren dış siyaset, Hilafet, Düvel-i Muazzama Yakın Doğu’daki emelleri gibi konulara dair tüm kritik meselelerin Said Halim Paşa tarafından tafsilatıyla ele alındığı kitabın en önemli bölümlerinden biri devrin yükselen aktörlerinin başında gelen Mustafa Kemal Paşa hakkında yazılanlardır. Burada Said Halim Paşa, Mustafa Kemal Paşa’nın geçmişi, şahsiyeti, dış görünüşü, kılık kıyafeti, askerî ve siyasî görüşleri üzerinde durmakta; Anadolu’ya ne şartlarda geçtiğini ve oradaki faaliyetlerini anlatırken, dikkatini çeken bazı insanî taraflarını da ele almak suretiyle, vatanın bağımsızlığını her şeyin önünde tutmasından ve askerî kahramanlığından bahsetmektedir.
Fransızca orijinalinden çevrilen Osmanlı İmparatorluğu ve Dünya Savaşı, devrinin diğer şahsiyetleri ve devlet adamları arasında oldukça iyi derecede yetişmiş bir devlet adamıolan Said Halim Paşa’nın kaleminden Osmanlı İmparatorluğu’nun son birkaç senesini teferruatıyla anlatan mühim bir kaynak kitap…
Osmanlı İmparatorluğu ve Dünya Savaşı Alıntıları - Sözleri
- Mustafa Kemal'in kusuru, memleketi kurtarma meselesinde onun şanını elinden alabilecek bütün rakiplerini ortadan kaldırmak için her yola başvurmasıdır.
- Türkiye aleyhinde yürütülen bütün faaliyetlerde şuurlu-şuursuz, açık ya da saklı olarak katı bir Haçlı Seferleri ruhuna dönüş ortaya çıkmaktadır.
- Bugün Türkiye, İslamiyet'in buyruğu altındaymış görüntüsüne rağmen, aydınları tarafından İslamiyet'in temel kaidelerini reddetmeye yönlendirilmektedir. Fakat milletin çoğunluğu, orta sınıflar da buna dahil olmak üzere, bu kaidelere sadık kalmaktadır.
- İngiltere'nin Türkiye'yi yok etmek istemesinin sebebi Türkiye'nin geçmişteki Batı'ya karşı üstünlüğü ve bunun gelecekte tekrarlanma ihtimalinden korkulmasıdır.
- Aslında Vahdettin sadece ağabeyi Abdülhamit’in zulüm taraftarı politikalarını devam ettirmek için tahta çıkmış gibi gözükmekteydi,bunun haricinde o ağabeyinin kötü bir kopyasından ibaretti.Abdulhamitin entrika kabiliyetine sahipse de,Allah’ın bir lütfu olarak,onun zekasından nasibini alamamıştı.O da, ağabeyi gibi ‘’Benden sonra fırtına’’ demekteydi.Milli Teşkilata her türlü saltanat aleyhtarı niyetleri atfederek,İngiltere ile ittifak kurmuştu;fakat bunu yaparak bir despot olarak yönetmek istediği imparatorluğun parçalanmasına ve köleleştirilmesine yardım etmekte olduğunu bilmemekteydi. Bu zavallı şahıs memleketinin haklarını müdafaa eden bir önder vazifesini üstlenebilecek zihin yapısına sahip değildi.
- Bu adam, en gülünç bir cani kukla ve aynı zamanda medeni dünya tarihinde hükumet başkanı olarak bir anda ortaya çıkarılmış bir aptaldı.
- Rusya'nın İstanbul'u ele geçirme hayali ile Fransa'nın Suriye'yi, İngiltere'nin ise Irak'ı almak için can attıklarını bilmeyen kimse kalmamıştı. Türkiye'ye karşı ilan edilmiş olmasa da şimdi herkes bu savaşı, uğursuz ve asırlardır süregelen bir siyasetin elim sonucu onca yıldır sahneye konulup oynanan Şark Meselesi'nin son provası olarak görüyordu
- Dinî müessese ve Devlet’in bir olduğu İslamiyet’te bu ikisini birbirinden ayırmak imkansızdır. Bu emelin taraftarları, bunun vukuunun İslamiyet’in ortadan kalkması manasına geldiğini unutmaktadırlar ya da bunun farkında değillerdir. Dolayısıyla Türkiye’deki bazı Müslümanların bu gayenin peşinden gitmeleri sadece yanlış yola sapmak değildir, bir küfürdür; ülkelerini Peygamber’in yasasının tatbikinden çıkardığı büyük gücü kaybetmesine mahkûm etmektir.
- Tek kurtuluş İslamiyet’in doğru yolunun benimsenmesindedir.
- Türkiye'nin söz konusu taraflardan birine katılması gerekmekteydi. Rusya'nın mevcudiyeti sebebiyle Üçlü İtilaf'a katılma imkanı yoktu. Geriye kalan tek ihtimal olan Üçlü İttifak'a dahil olma hususunda ise bir mani bulunmamaktaydı. İttifak bana oldukça sorunluymuş gibi görünmekle birlikte kendi kendime, "Almanya'nın Türkiye'nin kaderiyle giderek daha yakından ilgilendiği ve çıkarlarını onun parçalanmasında değil korunmasında gördüğü besbelli" diyordum.
Osmanlı İmparatorluğu ve Dünya Savaşı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Bir dönemin tanığı: Kitap, Said Halim Paşa'nın Fransızca yazdığı hatıralarının I.Dünya Savaşı ve sonrasına dair düşüncelerini içeren bölümlerinden oluşuyor. Fransızcadan Türkçeye çevrilmiş bir kitap. Said Halim Paşa, 1913- 1917 arasında sadrazamlık yapıyor. 1919'da tutuklanarak Malta Adası'na sürülmüş serbest kaldıktan sonra ise gittiği Roma'da 1921'de Ermeni terörist tarafından şehit edilmiştir. Okumaya değer bir kitap. Tavsiye edebilirim. Bugün o döneme dair yapılan suçlamalara dönemin birebir tanığı açıklık getiriyor. Said Halim Paşa'nın olaylara yaklaşımından gayet aklı selim bir insan olduğu, konulara devletin çıkarı doğrultusunda yaklaştığını görüyoruz. Osmanlı Devleti, kimin yanında yer almalıydı? Osmanlı Devleti'nin tarafsız kalması mümkünmüydü? İttihat ve Terakki liderleri sırf Alman hayranlığı için mi Almanya'nın yanında savaşa girdi? Sorularına birinci ağızdan cevaplar veriyor Said Halim Paşa. Üstelik cevaplar, öyle kendini haklı çıkarma, aklama veya hamasi söylemlerle verilen cevaplar değil. Verilen cevaplar dönemin şartlarını ortaya koyar cinsten. En başta Rusya'nın Osmanlı ülkesi üzerindeki en temel hedefinin, İstanbul'u ele geçirmek olduğunu anlatıyor Said Halim Paşa. Sonra İngiltere ve Fransa'nın Irak ve Suriye ile ilgili emellerine değiniyor. Daha savaş başlamadan gerek Rusya gerekse İngiltere ve Fransa'nın emellerinin bilindiğini söylüyor. Savaş öncesinde Almanya ve İngiltere Osmanlı ile Musıl ve Bağdat'ta petrol çıkarmak için prensipte anlaşıyor ancak savaş patlak verince anlaşma yapılamıyor. Savaş öncesinde petrol için arayışa giren İngiltere savaş sonrasında uygun ortam bulunca petrol pastasını tek başına çöküyor. Bu durum Osmanlı Devleti tarafsız kalmış olsaydı da İngiltere'nin ilk göz dikeceği toprakların Musul ve Bağdat olmasının muhtemel olduğunu gösteriyor. Zaten Osmanlı Devleti savaşa giriyor ve 30 Eylül 1918'de ateşkes anlaşması imzalanmasına rağmen ateşkes anlaşmasından bir gün sonra İngiltere Musul'u işgal ediyor. Kitap, bugün İttihat ve Terakki ve yöneticileri Enver, Cemal ve Talat Paşalara yönelik ithamların kaynağının Damat Ferit Paşa olduğunu anlatıyor. Kitabın Son bölümlerinde ise Osmanlı Devletine karşı, Avrupa'nın dönemlere göre değişen yaklaşımlarını anlatıyor. Kitabın son bölümünü İstanbul'da tutuklanan ve mahkemeye çıkarılan Saİd Halim Paşa'nın, Osmanlı Devletinin savaşa girmesi konusunda yargılanmasını içeren mahkeme tutanakları oluşturuyor. (Mustafa BAKIRHAN)
Kitap son dönem Osmanlısında çok kritik bir rol oynamış Sait Halim Paşa tarafından yazılmıştır ve bir nevi savunma niteliğindedir. Paşa yaptığı icraatlerin altını doldurmaya, onları haklı çıkarmaya çalışmış bunu yaparken de kafa karıştıran ve tartışılan sorular hakkında eşsiz bilgiler sunmuştur. Örneğin hangi görüşte olunursa olunsun, Osmanlı'nın Birinci Dünya Harbine Girişi, Mütareke döneminde İngiliz yanlısı tasfiyeler gibi konularda es geçilmemesi gerekir. Her şeye rağmen bunun bir hatırat olduğu da göz önünde bulundurulmalıdır. Özenli bir çalışmayla hazırlanan bu eser Türk tarih yazıcılığının 1914-1919 literatüründe kritik öneme sahiptir. Kitap Şuuru İnsanlık Şuurudur KitapSuuru (Cengizhan Özdemir)
Kitap Osmanlı'ya, Osmanlının içinden en tepedeki adamın bakışını çok güzel şekilde aktarıyor. "Mustafa Kemal zamanında sadrazamlık yapmış birinin gözünde kimdir nasıldır? II.Abdulhamid nasıl bir adamdır? Vahdettin hain midir?" gibi sorulara cevap bulmanın yanında nasıl savaşa sürüklendik ve bu süreci ve sonrasını anlatmış. Kesinlikle tavsiye ederim. Mutlaka bir göz gezdirin. (Kürşat)
Kitabın Yazarı Said Halim Paşa Kimdir?
Sait Halim Paşa, 11 Haziran 1913 - 14 Şubat 1917 tarihleri arasında, fiili gücün İttihat ve Terakki ve özellikle de Talat Paşa - Enver Paşa - Cemal Paşa üçlüsü elinde olduğu bir dönemde sadrazamlık yapmış bir Osmanlı devlet adamıdır.rnrn1863 yılında Kahirede doğmuştur. Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşanın dört oğlundan biri olan Mehmet Abdülhalim Paşanın oğludur. Sait Halim Paşa ilk ve orta tahsilini Kahirede özel olarak yapmış, Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca öğrenmiştir. Daha sonra İsviçrede beş yıl siyasal bilgiler öğrenimi görmüştür.rnrn1888de Mîr-i Mîran rütbesi ile ve Mecîdî nişanı ile Şûra-yı Devlet (Danıştay) âzâsı olmuştur. Kendisine, 1889da II. ve 1892de I. rütbe Osmânî ve 1899da murassa Mecîdî nişanı, 1900de de Rumeli Beylerbeyi pâyesi verilmiştir. 1908de ise bulunduğu Şûrâ-yı Devlet âzâlığından kadro dışı bırakılmış, ancak aynı dönemde Belediye genel seçimlerinde Yeniköy belediye dairesi reisliğine tayin olunmuştur. Daha sonra ise Cemiyet-i Umumiye-i Belediye ikinci reisliği, 1908de de Âyân Meclisi âzâlığı yapmıştır. 23 Ocak 1912-23 Temmuz 1912 tarihlerinde Şura-yı Devlet reisliği de kendisine verilmiştir.rnrnSait Halim Paşa 1912de reislikten çekilmiştir. Bu sırada İttihat ve Terakki Cemiyetinin genel sekreterliğine seçilmiş, Mahmut Şevket Paşanın sadrazamlığı sırasında 1913de de 2. defa Şûrâ-yı Devlet reisliğine ve üç gün sonra Hariciye Nezaretine (Dışişleri Bakanlığına) atanmıştır. Mahmut Şevket Paşanın şehit edilmesinden sonra 1913de Sadrazamlığa (Başbakanlığa) ile getirilmiştir.rnrnSait Halim Paşa, 1913 Eylülünde, Bulgarlarla Edirnenin Osmanlı devletinde kalması ve Meriç nehri hudut olmak üzere sulh imzalanması hizmeti sebebi ile Padişah tarafından İmtiyaz Nişanı ile onurlandırılmıştır.rnSait Halim Paşanın mezarırnrnOsmanlı Devleti 1914 yılında tarafsızlığının ihlal edilmesi nedeni ile I. Dünya Savaşına katıldı. Bu süreçte Almanya sefiri Baron Wangenheim ile Yeniköyde Sait Halim Paşa Yalısında ittifak anlaşması imza edilmiştir. 1915te Hariciye Nazırlığından, 1917de Sadrazamlıktan çekilmiştir (yerine Talat Paşa geçmiştir).rnrn1919 Mart ayında harp ilanı sırasındaki bazı kabine azaları ve Sait Halim Paşa tutuklanmış, Paşa, diğer milletvekilleri ile beraber tahliye olunduktan sonra Romaya gitmiştir. 6 Aralık 1921de bir Salı günü akşamı araba ile evinin kapısına geldiği sırada Ermeni komitacısının silahlı saldırısına uğrayarak hayatını kaybetmiştir. Naşı İstanbula getirilmiş ve 30 Aralık 1921 günü Yeniköydeki yalısından alınarak büyük törenle II. Mahmut Türbesinin bahçesine defnedilmiştir.
Said Halim Paşa Kitapları - Eserleri
- Buhranlarımız ve Son Eserleri
- Osmanlı İmparatorluğu ve Dünya Savaşı
- Buhranlarımız
- Said Halim Paşa Bütün Eserleri
- Bütün Eserleri
- Buhranlarımız ve İçtimai Hayatımız
- Buhranlarımız
- Toplumsal Çözülme
Said Halim Paşa Alıntıları - Sözleri
- Batı uygarlığının parlaklığına öyle hayran olmuş, öyle tutulmuşuz ki, onu oluşturan nedenleri kavramaktan aciz kalmışız. Söz konusu nedenlerin sonuçlarını, uygarlığı oluşturan nedenler gibi anlama yanlışına düşmüşüz... (Bütün Eserleri)
- Kadının da bir medeniyet unsuru olmak kıymet ve ehemmiyetini taşıdığında şüphe yoktur. Buna hiçbir şekilde itiraz edilemez. (Buhranlarımız ve Son Eserleri)
- Çünkü eğer biz bir ilerleme neticesi olarak daha fazla serbestliğe hakikaten ihtiyaç duysaydık, onu elde etmeye ciddi olarak gayret ederdik. (Buhranlarımız ve İçtimai Hayatımız)
- Çok garip bir ihtilal devresi yaşıyoruz. Bizzat memleket, kendini idare etmekte olanlarla mücadele ediyor. Onların aşırılıklarına, evham ve hayallere dayanan tasavvurlarına karşı devamlı harp ederek aydınlarını itidale, hikmet ve basirete davet ediyor! (Buhranlarımız ve İçtimai Hayatımız)
- Bir bireyin ya da bir toplumun durumunun iyiliğinin, manen ve fikren yükselmesinin yalnızca kendi çabasına bağlı olduğu bir gerçektir. Öyleyse başkalarının çaba ve çalışmaları sayesinde aczimizi telafi edemeyeceğimizi itiraf ve kabul etmek zorundayız. (Said Halim Paşa Bütün Eserleri)
- Bir milletin sahip bulunduğu hürriyetinin derecesi, manevi ve fikrî ilerleme yolunda sarf edeceği cehd ve gayretlerle ölçülür. (Buhranlarımız ve İçtimai Hayatımız)
- Bir yönetim, yalnız bir adamın veya bir partinin değil, belki bütün bir kuşağın eseridir. (Buhranlarımız)
- Bir Fransız'a sorunuz ki eğer Fransa hükümet adamları, komşuları olan İngilizlerin kanun ve tüzüklerini uygulamaya kalkışacak olurlarsa Fransa'nın hâli ne olur? Buna cevap olarak, şüphesiz Fransa'nın mahvına sebep olur diyeceğinden şüphe yok. (Buhranlarımız)
- Özgürlük, insanoğlunun gerçeği arayıp bulma ve adaleti uygulama yolunda harcanan çabasının ürününden başka bir şey değildir ve bir milletin eriştiği özgürlüğün derecesi, ancak fikri ve manevi ilerlemenin ana yolunda harcayabileceği adımların ölçüsüdür. (Buhranlarımız)
- Bir idare yalnız bir adamın veya bir partinin değil, bütün bir neslin eseridir. (Buhranlarımız ve İçtimai Hayatımız)
- Ona göre "her yol Roma'ya değil, "her yol Mekke'ye gider". (Buhranlarımız ve İçtimai Hayatımız)
- Çünkü memleketin çöküşüne sebep olan eski nesiller gibi duyup düşündüğümüz müddetçe ve onlarla aramızdaki fark aynı fikir ve hislerin meydana çıkış şeklinden ibaret bulundukça, bizim neslimizin de geçen nesillerden daha iyi bir şey yapamayacağı apaçık ortadadır. (Buhranlarımız ve İçtimai Hayatımız)
- Yine öğreneceğiz ki, herhangi bir ulusun yasa ve gelenekleri, üzerinde yaşadığı topraktan daha değerli olan manevi yurdunu temsil eder. Çünkü, herhangi bir topluluğu ulus durumuna getirenler bunlardır. Başka bir ulusun egemenliği altına giren bir toplum, toprağını değil, yasa ve geleneklerini kaybettiği için bağımsızlığını kaybeder... (Bütün Eserleri)
- Toplumsal sorunlar konusunda gösterdiğimiz bütün bu Batıperestlik bizi, Batı biçimide demokratlaştırma isteğinden başka bir şey değildir. Oysa biz, ortaya çıkışımızdan beri en gerçek bir demokrasi içinde yaşamış, temelden demokrat bir toplumuz. Uygulamak istediğimiz Batı demokrasisi ise daha dün doğmuş, türlü kötülüklerle lekelenmiş, iğreti ve geçici bir durumdur. Aristokratik bir geçmişle, bugünkü Batı toplumunu bıktıran ve bazı önlemler almaya zorlayan eşitlikçi eğilimler arasında bir değişim durumudur. (Said Halim Paşa Bütün Eserleri)
- Batı uluslarının imrenmemiz gereken yönleri, geleceğe doğru aşama yapmak için seçtikleri ilkeler, bu ilkelere gösterdikleri saygı ve bunları korumak için gösterdikleri özveri olmalıdır. Onların amaçlarına ulaşmak için uyguladıkları yöntemlere bakmamalıdır. Asıl imrenilecek şeyler, onların çalışma biçimleri, eğitim yöntemleri ve özverili yurtseverlikleridir. İşte Batı uluslarının gerçekten hayran olunması ve örnek alınması gereken yönleri bunlardır. (Said Halim Paşa Bütün Eserleri)
- Türkiye aleyhinde yürütülen bütün faaliyetlerde şuurlu-şuursuz, açık ya da saklı olarak katı bir Haçlı Seferleri ruhuna dönüş ortaya çıkmaktadır. (Osmanlı İmparatorluğu ve Dünya Savaşı)
- Bir ulus, bir zorbayı zorla tahtından indirmekle özgürlüğünü kazanmış olmaz. Öncelikle yapılması gereken şey, zorbalığın geri gelmesini engelleyici önlemleri almaktır. (Bütün Eserleri)
- Vatanın başına gelen felaketler, vatan evlatlarının ahlaki noksanları sebebiyledir. (Buhranlarımız ve Son Eserleri)
- Mustafa Kemal'in kusuru, memleketi kurtarma meselesinde onun şanını elinden alabilecek bütün rakiplerini ortadan kaldırmak için her yola başvurmasıdır. (Osmanlı İmparatorluğu ve Dünya Savaşı)
- Oysa biz ortaya çıkış zamanımızdan beri, en gerçek bir ” demokrasi sistemi altında yaşamış, esasen demokrat bir milletiz. Uygulamak istediğimiz Batının demokrasisi ise henüz dün varlık kazanan, çeşitli kötülüklerle lekeli, sahte ve geçici bir yapıdır. Aristokratik uzun bir geçmişle bugün Batı toplumunu bıktıran ve bazı önlemlere sarılmaya zorlayan eşitlikçi eğilimler arasında bir inkılâp durumu dur. Osmanlı demokrasisi ise esaslı ve kesin toplumsal bir durumdur. (Buhranlarımız)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin