Kitap Künyesi

Yazar: Rene Girard

Çevirmen: Arzu Etensel İldem

Orijinal Adı: Mensonge Romantique et Verite Romanesque

Yayın Evi: Metis Yayıncılık

İSBN: 9789753423083

Sayfa Sayısı: 256

--reklam--

Romantik Yalan ve Romansal Hakikat Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Girard, beş büyük romancının (Cervantes, Stendhal, Flaubert, Proust ve Dostoyevski) yapıtlarını çözümleyerek, "üçgen arzu" romanı adını verdiği belli bir roman türünü tanımlamaya girişiyor. Romantik yanılsamanın en keskin eleştirilerinden birini içeren bu çalışma, edebiyatın kapsamının dışına çıkarak çağdaş yaşamın psikolojisini, moda, reklamcılık ve propaganda gibi olguları da inceliyor ve şu temel soruya yanıt arıyor: İnsanlar kendilerini nasıl aldatırlar ve ne zaman artık aldatamaz hale gelirler?

"Girard'ın yapıtı, Lukacs'ın Roman Kuramı ile birlikte çağdaş roman üzerine yapılmış en sistemli çalışmalardan biridir."

- Lucien Goldmann-

(Arka Kapak)

Romantik Yalan ve Romansal Hakikat Alıntıları - Sözleri

  • Nefret duyan kişi, bu nefrette saklı olan hayranlık nedeniyle önce kendinden nefret eder. Bu çılgın hayranlığı başkalarından ve kendisinden saklamak için dolayımlayıcısını yalnızca bir engel olarak görmek ister.
  • "Aynı cehalet, aynı kararsızlık, aynı kişisel tepki eksikliği onları, kendi içlerinden gelen bir telkinin yokluğunda dış çevrenin telkinine boyun eğmeye hazırlamaktadır adeta."
  • Dostoyevski, bugüne değin kat ettiğimiz yolun tamamını bir cümlede özetliyor. Cervantes'in sarsılmaz sadakatıyla her zaman kendisine benzeyen kahramanından yola çıktık, adım adım, tam bir enkaz olan, kendisini utanca ve köleliğe teslim etmiş, "batı hümanizmasının" kalıntılarının üstüne çakılmış gülünç bir fırıldağa benzeyen yeraltı adamına kadar indik.
  • Herkes kendini cehennemde yalnız sanır ve zaten onu cehennem kılan da budur.
  • Eleştirinin asla sistematik olamayacağını öne sürmek, hiçbir zaman gerçek bilgi olamayacağını öne sürmekle birdir.
  • Herkes kendini cehennemde yalnız sanır ve zaten onu cehennem kılan da budur.
  • Herkes kendini cehennemde yalnız sanır ve zaten onu cehennem kılan da budur.
  • İstemeyin, size verirler; aramayın, bulursunuz; kapıya vurmayın, açarlar.
  • İçsel dolayımla ilgili Dostoyevski sezişini Stavrogin'in kişiliğinde incelemek gerekir. Stavrogin Ecinniler romanında tüm kişilerin dolayımlayıcısıdır. Onu hiç tereddüt etmeden bir Deccal olarak görmek gerekir.

Romantik Yalan ve Romansal Hakikat İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Podcast: Romantik Yalan ve Romansal Hakikat, René Girard: Podcasti dinlemek için YouTube linki: https://m.youtube.com/watch?v=Yec8j3oTtuU Selam kitapçokseverler. Bu bölümümüzde eserleri antropolojik felsefe içinde değerlendiren, Fransız edebiyat eleştirmeni, antropolog, filozof René Girard'ın Romantik Yalan ve Romansal Hakikat: Edebi Yapıda Ben ve Öteki yapıtı üzerine sohbet ediyoruz. Romantizm ve romantik eserler için Girard'ın, "Arzunun öznenin kendi şansından değil bir başka etken tarafından kişide uyandırılması" şeklinde ifade ettiği "dolayımlayıcı" kavramı üzerinden romantik yapıtlar ve hakikate varma çabası içinde olan romansallık, insanların birbirleri için birer Tanrı olması durumu, efendi ve köle ilişkisi, Mazoşizm ve Sadizm konuları başlıklarına dair düşüncelerimizi tartışıyoruz. Girard’ın Cervantes, Stendhal, Proust ve Dostoyevski yapıtlarını “üçgen arzu” romanı adını vererek çözümlediği eseri üzerine edebiyatın kapsamının dışına çıkarak çağdaş yaşamın psikolojisini, moda, reklamcılık ve propaganda olgularına dair fikirlerimizi paylaşıyoruz. Keyifli dinlemeleriniz olması dileğiyle. okursohbetlerigmail.com üzerinden görüş ve önerilerinizi bekleriz. Sevgiler (Okur Sohbetleri)

https://www.kitaphaber.com.tr/roman-ve-cagdas-roman-kurami-uzerine-k4654.html Roman ve Çağdaş Roman Kuramı Üzerine 21.03.2022 09:00 - Ülker GÜNDOĞDU "İnsan ya bir Tanrı'ya sahiptir ya da bir puta" Max Scheler İnsanlar kendilerini nasıl aldatırlar ve ne zaman artık aldatmaz hale gelirler? Arzu etmeyi nasıl ediniriz? Arzu devredilir mi? Kültür, miras, bilgi, düşünce aktaran kitaplar arzu aktarımı sağlar mı? Arzu bize kitaplar aracılığıyla mı devredilir? Taklidin arzunun doğumuna neden olduğu mu? Kültürün kuruluşuna kolektif şiddetin etkisi nedir? Bu sorulara yanıt arayan Girard, bir arzu kuramı geliştirmektedir. Sahtelik, riyakarlık ve değersizleştirme duygularını devraldığımız eserler üzerinden üç duyguyla, oluşturduğu üçgen arzu ile adlandırdığı kuramıyla arzuyu irdelemektedir. Rene Girard'ın eseri Romantik Yalan ve Romansal Hakikat Edebi Yapıda Ben ve Öteki 1961'de yayımlandığı bütün bir dönem boyunca yankı uyandıran ve arzunun irdelenmesinden ötürü tepki çeken eleştiri yapıtlarındandır. Arzunun devralındığını savunması ve arzumuzun kendimize ait olduğu özgün öykünmeci mimetik doğasını vurgulamasıydı. Arzunun öykünmeci doğası o dönem yapısalcı duyarlılığına hoş gelecek bir kavram olan "üçgen arzu" ile betimlenir. Üçgenin köşelerinde arzulanan nesne, arzulayan özne ve arzunun dolayımlayıcısı vardır. "Safdil" anlayış için, esas olan nesnedir; öznenin arzusunun sebebi ve kaynağı o nesnedir. Bir sonraki anlayışa göre, her şey özneden kaynaklanıyordur; nesne önemsiz değildir ama arzunun kendisi nesneden bile önce gelir: Arzu, nesnesini arayıp bulacak, yoksa yaratacaktır. Bu iki anlayışta da üçüncü köşe silinmiştir; bir üçgen değil, bir düz çizgi vardır ortada. Girard'ın eserinde yaptığı, bu gizli, üstü örtülmüş "kışkırtıcıyı" ön plana çıkarmaktır. Girard, dolayımlanmış arzuyu bazen "Ötekine göre arzu", bazen "metafizik arzu", bazen de "mimetik arzu" olarak adlandırmaktadır. "mimetik" arzu terimi, taklit arzu olarak çevrilmektedir. Girard, Scheler'in "organik sahtelik" ya da "organik riyakârlık" kavramına değinmektedir. Ressentiment; "değersizleştirme ve küçültme itisini" uç noktaya götürecek, bütün değer yargılarının daha kaynağında ters dönmesine yol açıyordu. Bütün bilinç yalan ve tahrifatların ötesinde, daha derin bir "organik riyakârlık" vardır. Burada tahrifat bilinçte oluşmaz, deneyimin bilince doğru gittiği yol üzerinde oluşur. İnsanın zihninin kendi "çıkarına" ya da içgüdüsel tavrına uygun düşen izlenimleri kabul edebildiği her yerde bir "organik riyakârlık" var demektir. Scheler'le aynı yıllarda Proust da Madame Verdurin figüründe Hegel'in "mutsuz bilinç" ve Scheler'in "organik sahtelik" kavramlarıyla paralel bir düşünce de Sartre'ın "bozuk inanç" kavramıdır. Sartre'ın psikanalitik bilinç dışı kavramını eleştirirken ortaya sürdüğü bu kavram da "tek bir bilinç içinde bir ikizleşmeye" işaret eder. Bir kendini kandırma durumu olarak da görülebilir bu: Bilinç bilerek bilmiyordur ya da bilmeden biliyor. Girard üç düşünceyi; "mutsuz bilinç", "ressentiment" ve "bozuk inanç" eserinde test etmek için devreye sokar ve üçünü de eleştirmektedir. Üçü de romansal hakikâti içermeyecek kadar tekbenci yani solipsist ve öznelci kavaramlardır, Girard'a göre. En çok yakınlık duyduğu, tarihsel olarak temellendirilmiş olması ve özneler arası alanı bir şekilde ima etmesiyle Scheler'in düşüncesidir, ama onu da "model" ve "dolayımlanma" düşüncelerini yeterince kavrayamadığı için eserinde eleştirmektedir. Arzu kendi kaynağımızdan özgürce derlediği, yoktan var ettiği, doğal ve kendiliğinde, özerk ve özgün bir duygu değil; dolaylı ve ödünç alınmıştır. Özne ve nesneyi birleştiren çizgiden değil, bir "modelin dolayımı" oluşur, üçgen arzu. Arzunun kökeninde "öteki", başkasının arzusunu, başkası olma arzusunu buluruz. Dolayımcı model ve engeldir. Arzuyu harekete geçirir, arzuyu aşılar, kışkırtır ve engeller. Büyülenme ve hayal kırıklığı, hayranlık, nefret saplantıya dönüşmüş bir kıskançlıktan da oluşmaktadır arzu. Girard'ın "metafizik arzu", taklitçi arzu, "dolayımlanmış arzu" yani "üçgen arzu" arzu kuramıdır. Eserin sunuş bölümü Orhan Koçak tarafından yazarın konuyu ele alışını değerlendirmesi, okurun eseri kavram aşamasının ilk hazırlığı niteliğindedir. Diğer on bir bölümün özü eleştirel düşüncenin değeri, kendi sistematik niteliğini ne kadar ustalıkla gizlediği ya da temel sorunların ne kadar uzaklaştırdığıyla değil, edebi malzemenin ne kadarını kavradığı ve konuşturabildiğiyle ölçülmektedir. Bu öz edebiyat eleştirisinin özü niteliğindedir. Başlıkların özünü kavradığımız kadarıyla değerlendirmeye, eleştirmeye çalışalım. "Üçgen" Arzu, romantik ya da neo-romantik yazarlardan farklı olarak bir Cervantes, bir Flubert, bir Proust, bir Dostoyevski ve bir Stendhal büyük yapıtlarını irdeleyerek "üçgen arzu" adını verdiği belli bir roman türünü çözümleyerek tanımlamaktadır. Bu eseri son yapıtlara adanmıştır. Bu yapıtlarda arzunun arkasındaki gerçeği açığa çıkarmaktadır. Ama bu gerçek açığa çıkarılırken bile gizli kalır. Genellikle kendi doğallığına inanan okur, zaten etrafındaki dünyaya yansıttığı anlamları yapıta da yansıtmaktadır. Romantik okur, temelde sadece daha üst bir hakikat olan olağanüstü bir yanlış okumayla, Don Kişot gibi mükemmel bir taklitçiyle özdeşleşerek onu örnek kişi yapar. Romansal deyiminin tüm belirsizliğiyle, her türlü dolayım hakkındaki cehaletimizi yansıtmasına şaşmamak gerek. Romantik deyimini dolayımlayıcının varlığını asla açığa vurmadan yansıtan yapıtlar için kullanmaktadır. Romansal yapıtlar iki temel gurupta toplanır. Birinin merkezinde dolayımlayıcının ötekinin merkezindeyse öznenin bulunduğu iki olasılık küresi arasında teması önleyecek kadar mesafe olduğu dışsal dolayım ve iki kürenin iç içe geçmesine izin veriyorsa içsel dolayımdan söz etmektedir Girard. Tutkulu kişi arzusunun gücünü başkasından değil kendinden alır. Bu ben. Tüm psikolojik çözümlemeler kibrin çözümlemesidir, başka bir deyişle üçgen arzunun açığa çıkarılması. Dostoyevski alçakgönüllülüğün korkunç gücünü överken romansal yaratıcılıktan söz etmektedir. Arzunun "sembolist" kuramı da Stendhal'ın kristalleşme kuramının ilk biçimi kadar anti-romansaldır. Cervantes'ten yola çıkarak romancının dehası Öteki'ne göre arzunun tüm aşırı biçimlerini kucaklamaktadır. Tüm romancılar birbirinin elinden tutmakta, Flubert, Stendhal, Proust ve Dostoyevski bir Cervantes'ten ötekine kesintisiz bir zincir oluşturmaktadır. Dışsal ve içsel dolayımın bir yapıtın içinde aynı anda bulunması Girard'a göre romansal edebiyatın bütünlüğünü doğrulamaktadır. Edebiyatın bütünlüğü de Don Kişot'un bütünlüğünü doğrulamaktadır. Birini diğeriyle kanıtlamaktadır. Dünyanın yuvarlak olduğunu etrafında dönerek kanıtlıyorsak. Düşüncelerin düşüncesi, doğrulanan düşünceden yola çıkarak, her şeyi bulabildiğimiz ana düşünce, üçgen arzudur. Bu arzu romansal roman kuramına temel olmaktadır. İnsanlar Birbirleri İçin Birer Tanrı Olacaklar, Girard'ın bu başlık altında cevabını verdiği sorular: Neden insanlar acılarını iki katına çıkaran yalnızlık yanılsamasına kapılırlar? Neden insanlar acılarını paylaşarak hafifletemiyorlardır artık? Neden herkesin hakikati her bireysel bilincin derinliklerinde gömülü kalmaktadır? Her birey yalnız kendisinin tanrısal mirastan yoksun olduğunu sanır ve bu talihsizliği gizlemeye çalışmaktadır. Kadirimutlaklığın ve göz kamaştırıcı üstünlüğünü ilan eden öznelliğin sahip olduğu sırrıdır bu. Herkes kendini cehennemde yalnız sanır ve zaten onu cehennem kılan da budur. Ben tek başımayım, oysa onlar birlikte. Diye düşünmektedir. Yanılsama öylesine grotesktir ki neredeyse her Dostoyevski kahramanının yaşamında bir çatlak belirir, Girard'a göre, sahte peygamberler, yarının dünyasında insanların birbirlerinin tanrısı olacağını bildirmektedirler. Çoğulanlamlılık taşıyan bu mesajı Dostoyevski'nin körleşmiş kişileri vermektedir. Arzunun Dönüşümleri, üçgen arzunun farklı biçimleri evrensel bir yapı içinde düzenlenmektedir. Herhangi bir romancıda arzunun tek bir yönü yoktur ki o romancının yapıtının başka yönlerine ve bütün diğer yapıtlara bağlanmasın. Arzu da romansal edebiyatın bir ucundan öbür ucuna yayılan dinamik bir yapı olarak belirmektedir. Bu yapıyı, uzaydan düşmekte olan bir nesneye benzetmektedir Girard. Düşüşün artan hızı nedeniyle nesnenin şekli durmadan değişmektedir. Değişik aşamalarda bulunan romancılar bu nesneyi gördükleri haliyle betimlerler. Genellikle geçirmiş olduğu ve geçireceği değişimleri tahmin etmekle kalırlar yalnızca. Kendi gözlemleriyle öncellerinin arasındaki gözlemleri, arasındaki ilişkileri her zaman görmezler. Bu ilişkileri aydınlatma görevi romansal yapıtların "görüngübilimine" düşmektedir. Bu görüngübilim, taklitçi arzunun bir "topolojisini" oluşturmaya yönelmektedir. Efendi ve Köle, güç, cebir, içsel dolayımın evreninde en azından en yüksekteki bölgelerinde saygınlığını yitirmiştir. Kişilerin bireysel haklarına saygı gösterilmektedir, ama kişi özgür yaşayacak kadar güçlü değilse kibirli rekabetin uğursuzluğuna yenik düşecektir. Siyah'ın Kırmızı üzerindeki zaferi de gücün bu yenilgisini simgelemektedir. Çağdaşları Stendhal'in Kırmızı ve Siyah'tan sonra parti çekişmelerinin dışında kalacağını anlamamışlardır, der Girard sorar: Peki biz anladık mı? Kırmızı ve Siyah, edebiyat tarihçilerinin bize söylediklerine göre Stendhal'in düşüncelerinin çoğu filozofların ya da ideologların mirası olduğunu belirtmektedir. Çok parlak olduğu söylenen bu romancının bir tek kendine ait düşüncesi yoktur. Ve ölünceye kadar başkalarının düşüncesine sadık kalmıştır... Girard bu başlık altına Stendhal ve Flaubert üçgen arzunnun yayılma imkânlarını azımsadılar, metafizik doğasını çok iyi algılayabildikleri için 20. yüzyılın aynı anda hem yıkımsal hem de önemsiz çatışmaların öngöremediler. Gelmekte olan çağın groteks niteliğini algılıyorlar ancak bunun bir trajedi halini alabileceğini hiç düşünmediklerini de aktarmaktadır. Stendal, Cervantes ve Flaubert'de Teknik Sorunlar, kendiliğinden arzunun Cervantes'te olağan durum olduğunu görmektedir. Stendhal'de istisnaya dönüştüğünü. Cervantes'te metafizik arzu bir sağduyuya karşı belirginleşir; Stendhal'deyse metafizik bir zemine karşı. Üçgen arzu en sıradan arzu durumuna gelmiştir. Flaubert'in romansal dehası arttıkça karşıtlıklar giderek içeriksizleşir; karşıtların kimliği de daha belirgin çizgiler kazanmaktadır. Düşünceler ve sistemler, kuramlar ve ilkeler, her zaman olumsuzca belirlenmiş karşıt çiftler olarak çatışırlar. Aynılığın ve Birbirinin-yerinegeçebilir'in doruğuyla son buldurmaktadır. Kahramanın Çileciliği, kendini gösteren her arzu bir rakibin arzusunu uyandırabilir ya da arttırabilir. Arzu uğruna ikiyüzlülük, dinsel çilecilik kadar irade ister. Arzunun her zaman Öteki'den geçtiği bir evrende gerçekten etkili eylem her zaman Ben'le ilgilidir. Tümüyle içseldir. Mazoşizim ve Sadizm, bu başlık altında betimlediği içsel dolayımın alt aşamalarında özne kendini o kadar küçük görür ki, kendi yargısına hiçbir zaman güvenmez. Peşinde olduğu yüce iyiden çok daha uzak olduğunu sanır; bu iyi'nin etkisinin kendisine kadar yayılacağını düşünmez. Bu yüzden dolaylı yoldan anlatıcıyı, sıradan kişilerden ayırt edebileceğinden emin değildir. Artık mazoşistin değerini anlayabileceğine hükmettiği tek bir nesne vardır: bu nesne kendisidir ve de değeri sıfırdır. Kötülük nefretin negatif anlaşmasıdır. Ve birçok insan, birbirini yok etmek için bu anlaşmaya harfi harfine bağlı kalır. Proust'un Dünyaları, büyük yapıtlar yüksek sosyetenin kısır soyutlamasıyla sonuçlanırlar çünkü tüm toplum yavaş yavaş bu soyutlamaya yönelmektedir. Eleştirmenlere hak vermek gerekir ama bu parıltılı kafa karışıklığında yaratıcılığın önemli sırlarından biri de yatmaktadır. Toplumsal seçkinleri betimleyenler, metafizik arzuyu yalnızca yansıttıkları zaman en yüzeysel, açığa çıkardıkları zamansa tersine tersine en derine inen yazarlar, sıradan kişiler ve dehaları buna cüret eder. Basit bir yetenekse bu onur kırıcı yavanlık ya da olağanüstü yüreklilik karşısında geri çekilmektedirler. Proust'ta ve Dostoyevski'de Teknik Sorunlar, romansal tekniklerdeki değişmeler esas olarak metafizik arzuya bağlıdır. İşlevseldir. Yollar her zaman farklıdır; ama amaç aynıdır: metafizik arzunun açığa çıkarılması. Dostoyevski Kıyameti, daha önceki yazarlar genellikle üstü kapalı bir biçimde metafiziktirler yalnızca. Psikolojileri, sosyolojileri ve imgeleri, ancak onları Dostoyevski'nin metafiziğine doğru devam ettirdiğimizde kazanır tüm anlamlarını. Birbirine bağladığımız bütün olay dizileri, sürdüğümüz bütün izler, birbirine yaklaşır. Romansal edebiyatın tamamını taşıyan da aynı dalgadır. Sonuç, arzunun hakikati ölümdür. Ama ölüm romansal yapıtın hakikati değildir. Tüm romansal sonuçlar bir inanç dönüşümüdür. Kimse bundan kuşku duymaz. Ama daha ileri gidebilir miyiz? Bütün bu dönüşlerin aynı anlamı taşıdıklarını da söyleyebilir miyiz? Şonuç iki kategoride toplanırsa: Bir yalnız kahramanın, yeniden başkalarının arasına katıldığını gösteren sonuçlar ile bir "sürücül" kahramanın sonunda yalnızlığı ele geçirdiğini gösteren sonuçlar. Dostyoveski'nin romanları ilk türe aittir. Stendhal'inkilerse ikinciye. Raskalnikov yalnızlığı reddeder ve Ötekileri kucaklar, Julien Sorel Ötekileri reddeder ve yalnızlığı kucaklar. Karşıtlık aşılmaz gibi gözükmektedir. Ama değildir. Eğer inanç dönüşümü Girard'ın yorumladığı gibiyse, eğer üçgen arzuya son veriyorsa, o zaman sonuçları ne mutlak yalnızlık olarak ifade edilebilir ne de dünyaya geri dönüş olarak. Metafizik arzu insanın kendi kendisiyle ve ötekilerle ilişki kurmasına yol açmaktadır. Gerçek inanç dönüşümüyle kendisiyle ve ötekilerle yeni bir ilişki biçimidir. Yalnızlıkla sürü ruhu arasında, bağlanışla kopuş arasında kurulan mekanik karşıtlıklar bireysel bilinci aşmaktadır. Rene Girard Romantik Yalan ve Romansal Hakikat Edebi Yapıda Ben ve Öteki Metis Yayınları İlk Basım Nisan 2001 260 s. Ulker_Gundogdu kitap/kitap--44890 yazar/i16887 (Ülker Gündoğdu)

İstikrarlı hayal hakikattir: Rene Girard'ın tek kitapta ve tek kavramda, Dostoyevski, Flaubert, Proust, Cervantes ve Stendhal çözümlemesi yaptığı harika kitabı. Bu beş yazar üzerinden ''arzu'' olgusunu ele alıyor. Arzunun kendiliğinden oluşmayan yapısı üzerinde duruyor. Girard'a göre arzulamak, arzulayan ya da arzulanandan değil, üçüncü bir yoldan kaynaklanmakta... Girard'ın ünlü bir teorisi var. Adı, ''üçgen arzu teorisi''. Bu teoriye göre üçgenin bir köşesinde özne, diğer köşesinde nesne, diğer köşesinde ise dolayımlayıcı vardır. Arzunun oluşumunu dolayımlayıcı adı verdiği yere bağlar. Bu noktada arzunun doğasında taklit olduğunu öne sürer ve özne, nesne ve dolayılayıcının birbirilerine olan 'ruhani mesafesinin' de bu arzu oluşumunun niteliğini belirliyor. Romanları, romansal olanlar ve romantik olanlar olarak ikiye ayırıp, sadece özne-nesne arasında bağ olduğunu ve üçüncü köşeyi gizleyerek arzunun kaynağını özne ve nesneye atfeden romanlara romantik, dolayımlayıcıyı gizlemeyen romanlara ise romansal olarak kabul eder. Daha basit şekilde anlatmak gerekirse, okuduğunuz romanda karakterler arasındaki ilişkilerde bir yapmacıklık seziyorsanız, karakterlerde sürekli bir davranışsal hatalar görüyorsanız bu eserler romantik olarak sınıflandırılır. Ancak okuduğunuz karakterin çetrefilli davranışları, kesitirilemeyecek bir öngörüsüz ortam yaratmış ve sizi eline geçirmişse işte o kitaplar da romansal eserlerdir. Girard'da; Dostoyevski, Flaubert, Proust, Cervantes ve Stendhal'ın romanlarında üçgen arzu teorisini baz alarak inceliyor. Tabi bu isimler bahsettiği modelin en iyilerini bizlere sunan isimler. İnsan doğasında sürekli dolayımlayıcı ile var olan arzunun taklitçi olan yönünü araştıran ve romanlarında bunu açığa çıkaran yazarların bu yaptıkları şeye de ''romansal hakikat'' adını vermektedir Girard. (Uğur De Molinari)

Romantik Yalan ve Romansal Hakikat PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Rene Girard - Romantik Yalan ve Romansal Hakikat kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Romantik Yalan ve Romansal Hakikat PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Rene Girard Kimdir?

René Girard (25 Aralık 1923, Avignon) Fransız edebiyat eleştirmeni, antropolog, filozof. Eserleri antropolojik felsefe içinde değerlendirilmektedir.

Sayısı 30'u bulan eserleriyle edebiyat eleştirisi, eleştirel teori, antropoloji, teoloji, mitoloji, sosyoloji, iktisat, kültürel çalışmalar ve felsefe gibi birçok akademik alanda etkili olmuştur. Eserlerinin farklı alanlardaki alımlanması farklı olsa da, hakkında her geçen gün yeni çalışmalar yapılmaktadır.

--reklam--

Rene Girard Kitapları - Eserleri

  • Dostoyevski
  • Romantik Yalan ve Romansal Hakikat
  • Günah Keçisi
  • Şiddet ve Kutsal
  • Dünyanın Kuruluşundan Beri Gizli Kalmış Sırlar
  • Kültürün Kökenleri
  • Sanatın Dönüşümü
  • Clausewitz'i Tamamlamak
  • I See Satan Fall Like Lightning

--reklam--

Rene Girard Alıntıları - Sözleri

  • Yine yırtık cebime koymuşum umudu. (Dostoyevski)
  • İstemeyin, size verirler; aramayın, bulursunuz; kapıya vurmayın, açarlar. (Romantik Yalan ve Romansal Hakikat)
  • Hangi ırktan olursak olalım, önceden hazırlanmış dünyalarda yaşadığımızı biliyoruz. (Sanatın Dönüşümü)
  • "Kişide ne kadar çok kurbanlık işareti varsa, yıldırımı başına çekme ihtimali de o kadar fazladır." (Günah Keçisi)
  • Hassas bir kalbe sahipsen dünya seni elbette incitir… (Dostoyevski)
  • "Aynı cehalet, aynı kararsızlık, aynı kişisel tepki eksikliği onları, kendi içlerinden gelen bir telkinin yokluğunda dış çevrenin telkinine boyun eğmeye hazırlamaktadır adeta." (Romantik Yalan ve Romansal Hakikat)
  • Sık sık, şiddetin "akıldışı" olduğu söylenir. Oysa şiddet nedensiz değil; hatta zincirlerinden boşanmak istediğinde kendine gayet ye­rinde nedenler bulmayı da iyi biliyor. Ancak, bu nedenler ne kadar yerinde olursa olsun hiçbir biçimde ciddiye alınamaz. (Şiddet ve Kutsal)
  • "Salgına son vermek için, der kehanet, aşağılık suçluyu şehirden kovmak gerekir." (Günah Keçisi)
  • Yanlış anlama, din­sel inancın temel boyutlarından birini oluşturuyor. Yanlış anlama­nın temelindeki ise ikame kurbandan, onun gün ışığına çıkmamış sırrından başka bir şey değil. Ayinsel düşünce, deneyselci bir biçim­de, şiddete dayalı oybirliği işlemini yeniden üretmeye çalışıyor. (Şiddet ve Kutsal)
  • Şiddet arzusu bir kez uyandı mı, bunun ardından kişiyi kavgaya hazırlayan bazı bedensel değişmeler geliyor. Şiddete adanmışlık du­rumunun bir süresi var. Uyarı sona erer ermez nedeni de ortadan kalkan basit reflekslerle bir tutulmaması gerekiyor bu durumun. Storr, özellikle toplum halindeki olağan yaşam koşullarında, şiddet arzusunu yatıştırmanın, böyle bir arzuyu uyandırmaktan daha zor olduğuna işaret ediyor. (Şiddet ve Kutsal)
  • “Hassas bir kalbe sahipsen dünya seni elbette incitir.” (Dostoyevski)
  • Büyük sanatçı olmanın, insan ilişkilerinde, romanda, paranoyayı kamçılayan koşullarda paranoyaya kendini kaptırmamak demek olduğu söylenebilir. (Sanatın Dönüşümü)
  • "Kutsal, şiddettir ama dinsel alanda şiddete tapılmasının nedeni onun barış getirmek için gerekli olmasıdır; dinsellik olduğu gibi barışa yöneliktir, ama bu barışın yolları asla kurbanın şiddetinden yoksun değildir." (Dünyanın Kuruluşundan Beri Gizli Kalmış Sırlar)
  • Herkes kendini cehennemde yalnız sanır ve zaten onu cehennem kılan da budur. (Romantik Yalan ve Romansal Hakikat)
  • İçgüdüsel olarak, kardeşlik ilişkisini bir sevgi ilişkisi gibi düşün­me eğiliminde oluyoruz ama, aklımıza gelebilen mitolojik, edebi ve tarihsel örnekler hep çatışma örnekleri: Habil ile Kabil, Yakub ile Esav, Eteokles ile Polyneikes, Romus ile Romulus, Aslan Yürekli Ric­hard ile Topraksız john vb. (Şiddet ve Kutsal)
  • Her şeyin iyisi eskidenmiş... (Dostoyevski)
  • Eleştirinin asla sistematik olamayacağını öne sürmek, hiçbir zaman gerçek bilgi olamayacağını öne sürmekle birdir. (Romantik Yalan ve Romansal Hakikat)
  • "Kutsal, şiddettir ama dinsel alanda şiddete tapılmasının nedeni onun barış getirmek için gerekli olmasıdır; dinsellik olduğu gibi barışa yönelliktir, ama bu barışın yolları asla kurbanın şiddettinden yoksun değildir.." (Dünyanın Kuruluşundan Beri Gizli Kalmış Sırlar)
  • MutIu oImanın iki yoIu var: Ya istekIerinizi azaItacaksınız ya da imkanIarınızı zorIayacaksınız. (Dostoyevski)
  • Canavarlık, mitolojinin her yerinde vardır. Bundan çıkarılacak sonuç, mitolojinin durmadan kurban bunalımından söz ettiğidir; ancak, mitoloji bu bunalımdan yalnızca üstünü örtmek amacıyla söz etmektedir. Mitosların, kurban bunalımlarından doğduğunu, bu bunalımların geriye yönelik biçim değiştirmelerinden, bunalımın doğurduğu kültürel düzenin ışığında yapılmış birer yeni yorumdan ibaret olduklarını düşünebiliriz. (Şiddet ve Kutsal)