Kitap Künyesi
Yazar: Fatma Barbarosoğlu
Yayın Evi: Profil Yayıncılık
İSBN: 9789759963538
Sayfa Sayısı: 168
--reklam--
Rüzgar Avı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Yakın geçmiş ne kadar yakından geçmiş.
Neleri yakarak geçmiş.
Dünden biz mesul değildik lakin yarınlardan biz mesulüz diyen Barbarosoğlu kalemini yaralarda ve merhemlerde dolaştırıyor.
(Tanıtım Bülteninden)
--reklam--
Rüzgar Avı Alıntıları - Sözleri
- Kendimi kendimden saklayarak yola koyuldum
- Beklentilerimiz mi bizi yıkar, yıkımlarımız mı beklentilerimizi sonuçsuz bırakır?
- Yakın geçmiş ne kadar yakından geçmiş. Neleri yakarak geçmiş.
- “Konfor yalnızlığı azaltmıyor.”
- gitmek değildir kalmaktır zor olan giden kendini de götürecektir gittiği her yere kalan kendi ile birlikte gidenin gamını da taşıyacaktır gidenin iki hayatı olacaktır: buradaki ve oradaki geride kalanın payına bir hayat bile düşmeyecektir
- Yakın geçmiş ne kadar yakından geçmiş. Neleri yakarak geçmiş ??
- Bu şehirde gele gele kendime mi geldim?
- Yüreğimiz yerinde değildi ama yine de hiçbir şey olmamış gibi çayımızı içtik
- Beklentilerimiz mi bizi yıkar, Yıkımlarımız mı beklentilerimizi sonuçsuz bırakır?
- “Hayat teselli olmaktır.”
- Mağrur kimse, kendisinden başkasını göremez. Çünkü gözünün önünde gurur perdesi vardır. Eğer ona hakikati gösterecek bir göz bağışlasalardı kendisinden aciz hiç kimseyi görmezdi.
- Bir sor bakalım, ne acılara katlandım
- İçim hüzün topluyor.
- Nehirleri akmaya başlayacak atlas gibiyim.
- “Konfor yalnızlığı azaltmıyor.”
--reklam--
Rüzgar Avı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Kitap, iktidardaki kadının etiketler ve markalarla olan imtihanını anlatıyor.: Sabah kalktım. Ezana daha var. Dün elimde olan Mim Kemal Öke'nin Aşkın Ekolojisi kitabını aradım. Bulamadım. Anladım okulda unutmuşum. Ne yapalım, biz de şurada okunma sırasını bekleyen bir diğer kitabı elimize alırız. Rüzgar Avı. Fatma Barbarosoğlu yazmış. Kitabın ilk sayfasını açtım, farklı bir kitapla karşı karşıya olduğumu anladım. Kahramanların hepsi kadın. Ve kadınlar kitapta az konuşuyorlar. Daha çok perdesiz olarak kahramanların iç seslerine yer veriyor yazar. Ama ne sesler bunlar. Dert edilmeyecek dertler, yüzüne gülse de içinden verip veriştirenler; kırılan, kalpten değerli kıymetli kâseler, ne marka giysiler, ne oldum delisiler. Gecenin bir yarısı kına gecesinde başörtüsü üzerinde ünlü markaların güneş gözlükleri. Görmemişin güneş gözlüğü olmuş babında. Ne markalar, ne etiketler. Nasıl oluyorsa bütün iç sesler bana çok tanıdık geliyor. Çünkü etiket ve marka düşkünü, üst perde bakışlı, dudak büzüşlü, müşfik, müberra, müstehzi gibi mü’lü kelimeler sıfatlı muhafazakar kadınları çoğu yerde hayatımda görüyorum. Belki parayı sonradan bulanlar. Bir kadın yazarın, hayatımızın her an bir yerlerinde olan kadınları bu derece ironik ve canlı anlatması bana ilginç geldi. Asıl olarak kitap, iktidardaki kadının etiketler ve markalarla olan imtihanını anlatıyor. Yazar felsefe okumuş, sosyolojide doktora yapmış. Aldığı eğitime paralel olarak benim de içinde yer aldığım muhafazakâr toplumda gördüklerini çok canlı bir şekilde anlatıyor. Yazarın bundan önce iki kitabını daha okumuştum. O kitaplar da benim için oldukça güncel konular içeriyordu. Yakın zamanda yaşadıklarımı edebi eser olarak okuyor olmak benim için heyecan vericiydi. Kendinizi olayların bir tarafı olarak, kitabın bir yerlerine kahraman olarak yerleştiriyorsunuz. Keşke yakın tarihte yaşanılanlar, “öteki beriki” ayrımı yapılmadan edebiyatçılarımız tarafından bu şekilde kaleme alınsa. Kitap üç bölüm. Etiket, Hesap, Muhasebe. Her bölüm alt başlıklar halinde kısa öykülerle devam ediyor. Etiket bölümündeki öykülerde yazar zenginleşen, iktidar nimetlerinden yararlanan dindar kadınların güzellik sevdasına, gösteriş merakına kapılıp sıradanlaşmasına eleştiri getiriyor. Muhafazakarların merhametsizlik ve şefkatsizlikte, kapitalizmin ağına düşmesine can yakıcı şekilde ironik eleştiriler getiriyor. Yaraları ortaya döküyor. Aslında olumsuzu göstererek derde şifa merhemi de veriyor. Edebi edepsizden öğrenmek gibi bir şey. İkinci bölümdeki “Her Sabah Paris” ve üçüncü bölümdeki Psikiyatrist Reyhan’ın anlatıldığı “Gitmiyorgibigittim.blogspot.com” öykülerini edebî açıdan da kurgu açısından da beğendim. Bilhassa havaalanı yalnızlığındaki yetmiş yaşındaki yeşil pardösülü teyzenin gözleri dolu dolu kelimesiz, Doktor Reyhan’dan yardım dilenmesi hayalimde yer etti. Yine Aziz imamın sekiz kurşunla Hakkari’de şehit edilmesi hadisesi, kitabın son sayfalarının hüzünle dolu olması, kitabın bitirdiğimde belki bir müsait zamanda en azından üçüncü bölümü bir kez daha okuma iştiyakı bıraktı bende. (Sait Köşk)
Kitap, yaşamını başkalarına göre şekillendiren ve yaşamını kalbinin, aklının yönlendirmesine izin veren kadınların iç dünyalarından görünür dünyalarına doğru yolculuğa çıkarıyor okuru. Hayatı sürekli maskeler takarak yaşamak; üstün olmayı ve gösteriş yapmayı herşeyin üstünde tutmak; eşinin parasıyla, makamıyla, mesleğiyle var olmak; dostluğu, samimiyeti hiç bilmeden ömrünü tamamlamak çok korkunç olmalı. Markalı başörtülerin, hesaplanmış sohbetlerin, gösterişli masaların, imajların, hasetlerin arasında kaybolmak çok boğucu olmalı. Üretmek, kendin olmak, inandığını anlamak ya da anladığına inanmak, sevilen mekanlarda sevilen insanlarla olmak, kendi gayretinle ve kişiliğinle var olmak çok güzel olmalı. :) Kitabın üslubunu da anlattıklarını da beğendim. (Yasemin Çakır)
--reklam--
Rüzgar Avı PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Fatma Barbarosoğlu - Rüzgar Avı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Rüzgar Avı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Fatma Barbarosoğlu Kimdir?
Fatma Karabıyık Barbarosoğlu (d. 1962, Afyon) Sosyoloji doktoru, hikâyeci, roman yazarı. Yeni Şafak Gazetesi'nde köşe yazıları yazmaktadır.
Ortaöğrenimine, son yıla kadar, İstanbul'da devam etti, daha sonra 1980 yılında Afyon Lisesi'nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü'nden 1984 yılında mezun oldu. Yüksek lisans eğitimini, aynı bölümde "Türk-İslam Felsefesinde Tasavvufî Eğitimin Değerlendirilmesi" başlıklı bir tez hazırlayarak 1987 yılında tamamladı. İ.Ü. İktisat Fakültesi Sosyal Yapı-Sosyal Değişme Anabilim Dalı'nda "Modernleşme Sürecinde Moda-Zihniyet İlişkisi" başlıklı teziyle sosyoloji doktoru oldu. Söz konusu tezi, "Moda ve Zihniyet" adı ile İz Yayıncılık tarafından 1995yılında yayınlanmıştır.
Akademik çalışmalarının yanı sıra edebiyat ile de meşgul olmuştur, roman, hikaye ve deneme türünde birçok kitap kaleme almıştır.
--reklam--
Fatma Barbarosoğlu Kitapları - Eserleri
- İmaj Ve Takva
- İçimdeki Sazlar Başka Söz Başka
- Şov ve Mahrem
- Hakikat İncinmesin
- Gün Akşamsızdır
- Ahir Zaman Gülüşleri
- Son On Beş Dakika
- Senin Hikayen
- Sözün ve Sükûtun Renkleri
- Moda ve Zihniyet
- Hayat Teselli Olmaktır
- İki Kişilik Rüyalar
- Mutluluk Onay Belgesi
- Hiçbiryer
- Fatma Aliye: Uzak Ülke
- Cumhuriyet'in Dindar Kadınları
- Uzak Ülke
- Acı Deniz
- Yaşadığımız Şehir - Otobüsname
- Rüzgar Avı
- Hatıra Kadar Narin, Hafıza Kadar Zalim
- Okuyucu Velinimetimizdir
- Ramazanname
- Medya Senfoni
- Kamusal Alanda Başörtülüler
- Bahçeler Sokaklar
- Sözüm Söz
- Medya Senfoni
--reklam--
Fatma Barbarosoğlu Alıntıları - Sözleri
- Sosyal medya cumhuriyetinin sanal vatandaşı olarak kendimizi, dert anlatmaya yeten ya da yetmeyen, 140 karakter ile; ne kadar iyi bir tüketici olduğumuzu ispat etmek niyetiyle mutluluk efekti verilmiş fotoğraf paylaşımları üzerinden ifade ediyoruz. Bu "paylaşımlar" yüzünden, "beriki" bile giderek "öteki" haline geliyor. (Mutluluk Onay Belgesi)
- Vakte sohbet edebildiğimiz sürece egemen olacakmışız gibi durmadan konuşuyoruz. Ama hep dünü. Dünü konuşmak güzel. Bugünü konuşmak yavan. Ne zaman bugünü konuşmaya kalksak evler, arabalar, yazlıklar, tatil köyleri devremülkler giriyor odaya. Bize hiç bir yer kalmıyor. (Senin Hikayen)
- Ölülerimiz bile bize ölümü hatırlatamıyor. (İmaj Ve Takva)
- Yalnız olmak mesele değil. Ama kalabalıkların içinde yalnızlık sürekli izah bekleyen bir problem gibi duruyor. (Ahir Zaman Gülüşleri)
- ...Dinlemeseydin soylemeyecekti... (Ahir Zaman Gülüşleri)
- Modanın zevklere ve tercihlere bağlı olan değişim lokomotifi, tesettürün dini ilkelere bağlı olan değişmezlik anlayışı ile uyum içinde olabilir mi?... (Şov ve Mahrem)
- “Dostluk, ortak tarihi olanların yazdığı bir kitaptır.” (İki Kişilik Rüyalar)
- Kime söyledim? Hiç kimseye. İçime içime. Baktım içim doldu. Dolmasın dedim. Neticede atalarım istiridye değildi, içime attıklarımdan inçi çıkarabilecek kapasitem yok (Mutluluk Onay Belgesi)
- Modern toplumlarda, modanın daha hızlı bir şekilde yayılması tüketim toplumunun özellikleriyle ilgili olduğu kadar aynı zamanda modern insanın cemiyet içindeki yalnızlığıyla da alakalıdır. Bu noktada farklı olma ve faklı olmama isteğinin çatışması daha belirgin olarak ortaya çıkmaktadır. Modayı takip ederken fert, kendinden üstün gördüğü modayı takip edenler grubundan ayrı olmamak için onlarla arasındaki bütün farkları gidermeye çalışmakta; diğer yandan kendi içinde bulunduğu küçük grubun insnaları arasından seçilerek göze çarpmak istemektedir. (Moda ve Zihniyet)
- Modanın toplumsal, ahlaki ve dini bir değeri yoktur. (Moda ve Zihniyet)
- Biz çok ilimden ziyâde, az edebe muhtacız.. (Okuyucu Velinimetimizdir)
- “Kendin için okursan her öğrendiğini onlara satmak zorunda kalmazsın.” (İki Kişilik Rüyalar)
- "Sanki çok yakındasın. Aynı ağacı görüyoruz, aynı kuşların sesini işitiyoruz gibi bir his var içimde.." (Hiçbiryer)
- Annem daima ağaçtı. Gölge eden, koruyan, kollayan, meyve veren bir ağaç. (Hayat Teselli Olmaktır)
- Siyahlar siyahlığını beyaza,beyazlar beyazlığını siyaha borçlu ha. (Medya Senfoni)
- Sekülerleşmenin ikinci safhasında ise din önemsizleştirilerek dini ifadelerin kullanılması tamamen terk edilir. Mesela "Allah'a emanet olunuz" yerini "kendine iyi bak"a bırakır, "Allah'a ısmarladık" yerine "hoşça kal", "Selamün Aleyküm" yerine "iyi günler" ifadesinin kullanılmaya başlanması dinin kamusal hayattan çıkarılmasıyla doğrudan alakalıdır. (İmaj Ve Takva)
- Oysa kadınlar en çok birbirilerini eziyor. En çok birbirlerinin üzerinden politika üretmeye kalkıyor ve en çok birbirlerini yok sayıyor. (İmaj Ve Takva)
- "Kendini tanı.Kendini, yani eriyeni, dağılanı, dumanlaşanı. Sen acılarında ve zilletlerinde aynısın. Rüyaların, hayallerin ve dileklerinle bir başkası." (Şov ve Mahrem)
- İnsanın kaderi pek değişmiyor. Daha doğrusu herkesin kaderinin bir teması var, hayat itinayla o temaya dair hikayelerle dolduruyor o defteri. Ama çoğumuz kaderimizin ana temasının ne olduğunu hiç bilmiyoruz… (Hatıra Kadar Narin, Hafıza Kadar Zalim)
- "Aslolan kendi sesini duymaksa, gönül sesi neylesin kulağı." (Gün Akşamsızdır)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin