Kitap Künyesi
Yazar: Meşa Selimoviç
Çevirmen: Aldiana Güçlü
Editör: Bilal Yakup
Orijinal Adı: Magla i mjesečina
Yayın Evi: Saltokur Yayınları
İSBN: 9786257789059
Sayfa Sayısı: 142
--reklam--
Sis ve Ay Işığı Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Zaman, büyük değişimlerin yaklaştığı 1940’lar. Yer, Naziler tarafından işgale uğrayan ve dört bir yandan parçalanan, krallıktan Sosyalizme geçiş sancıları çeken Yugoslavya. Her yanı kuşatan kesif bir sis ve içinde her kırk yılda bir kendini tekrar eden savaş. Ve bu boğucu çemberin dışında kalmak isteyen mutsuz bir karı kocanın kışlaya dönen ıssız bir ovadaki evleri. Yaşananlardan uzak kalmak isteyen Yovan, varoluşu tümden sorgulayarak kendi içindeki savaşa dalmışken, genç karısı Luba ise bu kuşatmayı içselleştirerek kadın gözünden bir savaş anlatısı sunuyor bizlere.
Sis ve Ay Işığı (1965), İkinci Dünya Savaşı sırasında, Meşa Selimoviç’in Partizanlara bizzat katılarak gözlemlediği anti-Nazi direnişinden esinlenerek yazılmış bir roman. Yazar, savaşı yer yer şiirsel biçimde, yer yer de karakterlerin psikolojik çözümlemeleriyle tahlil eder. Selimoviç’i, Derviş ve Ölüm ile Kale gibi başyapıtları yazmasına hazırlayan eseri olarak görülen bu roman, aynı zamanda lirik dili ve Dostoyevskivari karakterlerinden dolayı Partizan edebiyatının zirvesi olarak kabul edilmektedir.
--reklam--
Sis ve Ay Işığı Alıntıları - Sözleri
- Şimdi ise paramparça olmuş şeylerin her yana dağılmış parçalarını bir araya getirerek eskiden hiç de farkına varmadığı güzellikleri hissediyordu.
- İnsan yalnız olunca dertler daha büyük görünür.
- Herkesin inandığı bir şey vardır hayatında. Ya bir fikri ya da gayesi. Onunsa hiçbir şey yoktu.
- İnsanların birbirleriyle konuşmasına engel olan sükunet, dünyadaki en kötü şey olup her türlü şüpheye yol açabilirdi.
- İnsan yalnız olunca dertleri daha büyük görünür.
- Bir yandan bu başına gelenlerden daha kötüsü olamaz derken, diğer yandan her şey daha kötüye gidebilir, diye düşünüyordu. İnsan başına neler geleceğinden hiçbir zaman emin olamazdı.
- İnsan yalnız olunca dertler daha büyük görünür.
- İnsan bazen sonucunu düşünmeden bir şey yapar ve bundan mutlu olur fakat, böyle bir şey yaptığına sonradan pişman olur.
- Yalnızlık ve kimselerin olmadığı sessizlik zararlı olabilir, insan kendisiyle tuhaf sohbetler yapar ve daha fazla korkuya kapılır. Yalnız bunları nasıl söyleyeyim sana? Bazen bu yalnızlığa zar zor dayandığım ve bazen de onu hiçbir şeyle değiştirmek istemediğim anları, seninle ilgisi olmayan bu tuhaflıkları kendi kendime nasıl izah edebilirim?
- "İnsanın kendine ait bir yeri, sevebileceği bir şeyi bulamaması ne kadar da üzücü!"
- Bir kadının aklından geçenleri kim bilebilir ki! Kapalı ve dipsiz bir mağara gibidir kadın.
- Hepimiz, bizden önce burada olanların yaşadıklarının aynısını yaşarız, ne kimsenin talihsizliği bize ders olur ne de derdi bir teselli. Ondan önce diğerlerinin de başına geldi diye kimse bu belalara razı gelmez. Bu dünya var olduğundan beri, her zaman savaş vardı fakat insanlar her seferinde aynı acıyı tekrar tekrar yaşadı. İnsanın başına her bela gelir ama kimse, yalnız değilim, acı çeken ne ilk ne de son insanım diyerek kendini avutmaya çalışmaz.
- “Herkesin kendi hayatı var ve benimkisi ise burada değil...”
- Kötü yolu bile terk etmek kolay değilken, seçtiği bu yol iyiyse, niye bıraksındı?
--reklam--
Sis ve Ay Işığı İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Benim anladığım kadarıyla kitap güzel, akıcı ancak çeviri sıkıntılı. Kitapta çoğu zaman kim konuşuyor, kiminle konuşuyor anlaşılmıyor bile. Kitabın ortalarına kadar bir "O" zamiri almış başını gidiyor ama bu "O"nun kimi temsil ettiği asla anlaşılmıyor. O kadar ki bazen iki kişinin diyaloglarına üçüncü bir kişi dahil oluyor ama yeni kişiyi de, mevcuttaki kişiler gibi, o konuştu, o sustu vs. diye diyaloğa kattığı için yeni kişinin diyaloğa girdiğini zar zor anlıyorsunuz. Bunun kitabın kendisinden mi yoksa çeviriden mi kaynaklandığını anlayamadım. Ama kitap da Türkçeye pek yedirilememiş. Konuşmalardaki yapaylıkları hissedebiliyorsunuz. Bu yüzden okumaya devam edip kendime eziyet etmek istemedim. Yine de güzel bir kitabın çeviriye kurban gittiğini düşünüyorum açıkçası. (Ezgi)
Yer Yugoslavya. Savaşın esir aldığı bir karı koca ve yardımda bulundukları askerler. Savaşın etkisini anlatmaktan ziyade bence kadının gözünden yaşanan mutsuzluğu okuyoruz. Hatta sadece mutsuzluğu değil; eski aşkına olan özlemini, yeni ile eski karışımı his yumağına tanık oluyoruz birazda. Keşkelerin anlamsız olduğunu ağır bir dille anlatıyor. Ama en nihayetinde keşke demek için bile artık çok geç. (Özge Yılmaz)
2.Dünya savaşı dönemi Nazi işgali altındaki Yugoslavya’da geçen Nazilere karşı savaşan direnişçilerin cephe gerisinde yaşananlara ve yaşayanlara dair geçen bir öykü. 2.Dünya Savaş dönemlerini anlatan romanlar genelde, savaşan taraflar içinde birebir aktif olarak bulunanları, cephede yaşananları ya da savaşan tarafların istihbarat /karşı istihbarat mücadelelerini, soykırım bağlantılı olayları odağına alıp kahramanlarını buralardan seçer ama Selimoviç değişik bir şey yaparak Savaşın gerisinde savaşan taraflarla ilgisi dolaylı olan lakin yine de savaşın etkilediği insanları ve onların yaşadığı bir öyküyü yazmayı seçmiş. Patlayan silahların,bombaların ve ölümlerin, birebir korkunçluğunu çok fazla öne çıkarmasa da savaşın doğurduğu kasveti ve belirsizliği romanda çok yakından hissediyoruz. Yazar romanın geçtiği mekanı yaratırken ıssız bir ortamı, geceler boyu insanların sürekli çeşitli faaliyetlerde bulunmasından kaynaklı ortamın karanlığını ,nehrin ve çevresindeki bataklık arazinin neden olduğu sisli zamanları , uzun süre yağan yağmurları o kadar güzel işliyor ve romanın içine katıyor ki bu mekansal etkilerle kendinizi karamsar bir atmosferde buluyorsunuz. Meşa Selimoviç savaşın kasvetini sadece mekansal olarak hissettirmekle kalmıyor. Yarattığı kahramanlar, geleceğe dair umutları ve beklentileri belirsiz, yarım kalan hayatları ve yarım kalan hayalleri olan, huzursuz, mutsuz, kararsız ve içten içe öfke biriktirmiş kişiler. Savaşın kötülüğünü,karanlığını ve belirsizliğini bu öğeler sayesinde canlı bir şekilde hissediyoruz. Hayatta en değerli olanın yaşam olduğunu, hırsların,hayallerin, arzuların hatta ideallerin yani geri kalan her şeyin ‘can’dan sonra geldiğini yazar anlatmayı başarıyor. Romanda önce çıkan üç karakter var. Yovan adında on hektar toprağı olan, çiftçiliği ve hayvancılığı hayattaki tüm ideallerinin merkezi yapmış, bir çiftçi, Yovan’dan daha genç ve savaş öncesinde yaşadığı bir aşkın yaralarını henüz tam saramamış, bunun üstesinden geldiğini sandığı halde aslında gelememiş ve bir şekilde Yovan’la yolu kesişip, gönülsüz de olsa Yovan’la evlenmiş bir kadın ve direnişçiler safında çarpışırken yaralanmış ve Yovan’ın evinde, Yovan’ın karısı tarafından tedavisi yapılan bir delikanlı. Roman bu üç kahramanın birbirleriyle olan ilişkilere ve bu ilişkilerin doğal dinamiklerine dayanıyor. Yaralı delikanlının sesi,konuşması,hali tavrı , kadına artık bitirdiğini, çoktan gömdüğünü sandığı eski aşkını hatırlıyor ve ona dair anılarını ve duygularını canlandırıyor. Delikanlı henüz yirmi yaşına yeni girecek derecede genç ve toy, üstelik on yedisinde savaşa katılmış biri ve kadının tedavi amaçlı yakın tavrından ve ilgisinden zamanla kadına karşı bir tutku geliştiriyor. Yovan ise tabi, bu durumdan rahatsız ve karısını kıskanıyor. Aslında göründüğü gibi basit bir aşk üçgeni söz konusu değil. Üç kahraman da nevi şahsına münhasır bazı özelliklere sahip tipler ve bu durum olayları daha ilginç kılıyor. Ay Işığı ve siz romanı olay örgüsü çok olmayan, diyalogları az 140 küsur sayfalık bir kitap. Diyaloglar az ama Kahramanların içsel konuşmaları ,gözlemleri ve kendi içlerine dönük düşünme ve sorgulama süreçleri oldukça derinlikli ve hacimli. Kahramanların psikolojisine, hayata bakışlarına çok yaklaşabiliyoruz. Karakterleri daha ete kemiğe bürünmüş olarak hissedebiliyoruz. Bu yüzden romanda tek bir anlatıcı yok öne çıkan kahramanların hepsi zaman zaman anlatıcı konumuna geçiyor. Bu bakımdan William Faulkner’in anlatım tekniğini andıran bir roman. Meşa Selimoviç’i ilk defa okudum ve kendi skalamda başarılı yazarlar arasına koydum. Linki tıklar. Videomu beğenir. Kanalıma abone olursanız müteşekkir kalırım. :https://youtu.be/2bFouuewC2Y (Fahri Çekirge)
--reklam--
Sis ve Ay Işığı PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Meşa Selimoviç - Sis ve Ay Işığı kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Sis ve Ay Işığı PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Meşa Selimoviç Kimdir?
26 Nisan 1910′da Bosna’nın Tuzla kentinde doğmuştur. Selimoviç, yetişme döneminde Andersen’den Charles Dickens‘a, Dostoyevski‘ye kadar birçok ünlü yazardan beslenmiştir. Beslendiği bu yazarlar içerisinde özellikle Dostoyevski’nin fazlaca etkisi altında kaldığı görülür. 1930 yılında Belgrad Üniversitesi Felsefe Fakültesi’nde, Sırp Dili ve Yugoslav Edebiyatı eğitimi almıştır. Üniversite eğitiminin ardından öğretmenliğe başlayan Meşa Selimoviç, Halk Kurtuluş Hareketi’yle iş birliği yaptığı gerekçesiyle, 1942′de, kız kardeşi ve ortanca kardeşiyle birlikte, Hırvat faşist güçleri tarafından tutuklanmıştır. Dört aylık hapishane hayatının ardından delil yetersizliği sonucu serbest bırakılmıştır. ‘Çember’ adlı son romanını tamamlayamadan 11 Temmuz 1982′de Belgrad’da vefat eden Selimoviç’in bugün özellikle ‘Kale’ ve ‘Derviş ve Ölüm‘ adlı eserleri dünyaca üne sahiptir.
--reklam--
Meşa Selimoviç Kitapları - Eserleri
- Derviş ve Ölüm
- Ada
- Sis ve Ay Işığı
- Kale
- Kızıl Saçlı Kız
- Çember
--reklam--
Meşa Selimoviç Alıntıları - Sözleri
- İnsan onu ya öldürmek ya da dinlemek zorundaydı. Üçüncü bir seçenek yoktu. (Ada)
- Acı bir hüznün kalbine hücum ettiğini hissediyordu. (Kızıl Saçlı Kız)
- Bir kadının aklından geçenleri kim bilebilir ki! Kapalı ve dipsiz bir mağara gibidir kadın. (Sis ve Ay Işığı)
- İnsanlar, hayatta başarı sağlayamayanları küçümser, kendilerinden üstün olanları da çekemezler. (Derviş ve Ölüm)
- Küçük bir lamba gibi sallanıyor ama sönmüyor. Düşünceleri daha düzenliyken acıları da daha muntazam ve şiddetli. (Kızıl Saçlı Kız)
- “Kusursuz insanlar mezarda yatanlardır. Onlar da insan değildir artık.” (Kale)
- ... güçlü ve duygusuz olmayı arzulamak, uğradığı hayal kırıklığı yüzünden insanın kendi kendinden öç alması demektir. (Derviş ve Ölüm)
- “Doğru bildiğinden şaşmayarak çirkin amaçlara hizmet ediyorsa eğer, insan dürüst mü, yoksa ahlaksız mıdır? Çirkin yollara baş vurup doğru amaçlara hizmet ediyorsa eğer, insan dürüst mü yoksa ahlâksız mıdır?” (Kale)
- Güce dayalı ahlak, etik değildir. (Ada)
- "Dün pazardan hastaneye kadar bir hemşirenin sepetini taşıdım. Pencereden içeri bakınca çocukları gördüm. Hepsi aynı giydirilmiş, saçları tıraşlı, yatakları beyaz, zemin parlıyor. Ama yine de bir şekilde can sıkıcı." (Kızıl Saçlı Kız)
- “Öyle tatlı sözcükler vardır ki Yılan sokmasına derman olur.” (Ada)
- Ormanın sıradışı bir gücü var. Hatıraları arkaya itiyor, unutkanlık soluyor ve kendisinden olmayan her şeyi soyutluyor. (Kızıl Saçlı Kız)
- Yalnızlık ve kimselerin olmadığı sessizlik zararlı olabilir, insan kendisiyle tuhaf sohbetler yapar ve daha fazla korkuya kapılır. Yalnız bunları nasıl söyleyeyim sana? Bazen bu yalnızlığa zar zor dayandığım ve bazen de onu hiçbir şeyle değiştirmek istemediğim anları, seninle ilgisi olmayan bu tuhaflıkları kendi kendime nasıl izah edebilirim? (Sis ve Ay Işığı)
- “Aynı anda, başka şeyler düşünen iki ayrı kişiydim sanki! İki ben vardı bende barınan; birbirinden büsbütün farklı, birbirine tamamen ters düşen. İkisi de aynı anda varlıklarını olanca güçleriyle hissettiriyorlardı. Biri tehlikeyi üzerine çekmediğinden son derece memnun, ötekisi pisliğin teki olduğundan müthiş mutsuzdu. İkisi de aynı ölçüde samimi, ikisi de haklıydı. Oysa, çok kısa bir süre önce, saçak altında dururken, Mahmut Neretlyak'ın çift kişiliğini korkunç bir şey olarak görüyordum. Hepimiz aynı yaratıklar ve aynı yüz karalarıyız.” (Kale)
- "Ama siz her zaman buyurun. Bu ıssız yere uğrayan herkese müteşekkirim. Böyle olunca gün bir çırpıda geçiyor. Yalnızken mahpusluk gibi. Çevremdeki herkes bayağı, tek söz edecek kimse yok." (Kızıl Saçlı Kız)
- Lanetlenmiştir insan, geçmediği yolların özlemini çeker daima. (Derviş ve Ölüm)
- Direniyorum, o halde varım. (Çember)
- Bana zarar vermiş olanları unutalı çok oldu; kaybedilene tahammül, pişmanlıktan kolay.. (Ada)
- Çocuk bir şey söylemedi. Ebeveyn bilgeliğine verilecek cevap yoktu. Hem, büyüklerin söyleyecek bir şey bulamadıklarında nasihat vermeye başladıklarını biliyordu. (Kızıl Saçlı Kız)
- "İnsan ağaç değildir. İnsanın mutsuzluğu bağlılıktır. Bağlılık, insanın cesaretini yok eder, kendine güvenini azaltır." (Derviş ve Ölüm)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin