Kitap Künyesi
Yazar: Oya Baydar
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750732409
Sayfa Sayısı: 128
Surönü Diyalogları Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Yaşamakta olduğumuz acılı günlerde, Diyarbakır Surönü’nde bir tanıklık, yüzleşme ve kendimizle hesaplaşma denemesi... Batı’dan gelen Türk’ün bakışı ile yakılıp yıkılmış bölge insanının içeriden bakışının dramatik karşılaşması. “Hendekçi çocukları hendeklerin arkasından çıkarıp önüne geçirmek için ne yaptık? Onlara eşit ve özgür yaşayacakları bir ülke verebildik mi?” sorusuna cesur ve içten bir cevap arayışı.
Her ölümün bizi birbirimizden biraz daha uzaklaştırdığı bu savaş günlerinde, Oya Baydar barışı neden bir kez daha ıskaladığımızı iki tarafa da soruyor.
Siyaseti aşan, yürekten gelen, duygularla örülmüş bir barış çığlığı...
Surönü Diyalogları Alıntıları - Sözleri
- Zulmü gör, bu halkın kılcal damarlarına işlenmiş acıları bil, isyanımızı anla, kendi gözlerini bırak, buradan bizim gözlerimize bak, diyorum.
- Ne iklimini ne dilini, ne insanını bilirdin ne de surlarını... Buranın şehrin yüreği olduğunu bilmezdin.
- Bir de,amacın yüceliğinin,iyiliğinin,oraya varmak için başvurulan araçları aklayıp meşrulaştırmayacağını; kötü araçla iyi amaca varılamayacağını,varıldığını sanmanın yanılgı olduğunu öğrendim.
- Çocukluğum, ilkgençliğim, ilk aşkım. Yasak kitaplar ısmarladığım kitapçı amca, işten çıktıktan sonra bir çay içmeye uğradığım, gazeteleri karıştırıp sohbete daldığım kahve, babamın manav dükkanının çürük kokusu... kucağımda taşıdığım yaralı çocuğun derin kara gözleri, paramız olduğunda gittiğimiz kebapçı, vitrine bakıp yalandığımız baklavacı, annemin dilsizliği, kendi dilimi konuşamamaktan duyduğum utanç, katıldığım mitingler, yediğimiz gazlardan baygın düştüğümüz caddeler, meydanlar, erkek kardeşimin vurulduğu köşe başı, babamın işkenceden öldüğü zindan, umudu tutuşuran Newroz ateşleri, çocuklarımı gezdirdigim sokaklar, çöp toplayan ac çocukların geldiğimi görünce etrafımı sarmaları. Bunun gibi şeyler iste...
- Yürüyüşün kendisi bile umut vericiydi. Sonra yürüyüş hedefin yerine geçti.Yolda olmanın sağladığı tatmin,varış noktasını bulanıklaştırdı.Yolumuzu şaşırdık, yanlış adımlar attık. Hedeften uzaklaştık bazen hedefe yürüyüşün sağladığı tatminin aldatıcı bir umut olduğunu düşünüyorum.
- “Mazlumun, mağdurun temeldeki haklılığı onun yanlışlarını da haklı kılmaz, hele de o yanlışlar insana zarar veriyorsa. Mazlumun isyanına sonuna kadar hak vermemiz, başkaldırının haklı nedenlerini anlamamız ahlaki bir kabuldür. Peki, haklı nedenler uğruna verilen mücadelede yanlışlar, haksızlıklar, ihlaller yapılırsa, halk perişan edilirse görmezden mi geleceğiz, mağdurun suçunu sineye mi çekeceğiz?”
- Ne zaman ki kürt halkı, benim öncelikli sorunum kürt olduğum için ezilmek, zulüm görmek, ikinci sınıf vatandaş sayılmak dedi, kimlik mücadelesi öne çıktı. O zaman Türk solu ortak alandan yavaş yavaş çekilmeye başladı. Kimlik mücadelesini emperyalist güçlere alet olduğuna inandığı halklardan uzaklaştı...
- Yine de çatışma varsa iki taraf vardır ve savaşta kimse temiz kalamaz.
- "Kimseye değilse bile en azından kendine yararı olur. Burayı kendi yalnızlığına bırakıp gitmek ağır gelmişti sana..."
- Zulmü gör, bu halkın kılcal damarlarına işlemiş acıları bil, isyanımızı anla, kendı gözlerini bırak, buradan bizim gözlerimizle bak, diyorum.. __TARAF OL, DEMİŞTİN YA ; YAŞAMDAN, İNSANDAN, CANDAN YANA TARAFIM..
- Gerçeği ne dışarıdan ne de içeriden olduğu gibi görebiliyoruz. Gerçeğe herkesin kendi doğruları, kendi haklılıkları bulaşıyor.
- “Bölünme korkusu kitlelere öğretilmiş bir korku. O korkuyu taşıyan saf, masum, sıradan insanlar buraları tanımazlar bile. Çatışmalar, ölümler, şehitler olmasa, muktedirler bıkmadan usanmadan şeytanlaştırmasalar, televizyonlardan duymasalar Cizre nerede, Şırnak nerede, Sur neresidir, oralarda nasıl insanlar yaşar, bilmezler. Bölüneceğinden,ayrılacağından korktukları toprakların rengini, kokusunu, dağlarındaki çiçekleri, karın lekesiz beyazını,ormanlarındaki ağaçları tanımazlar. Yolları geçmişse buralardan, askerlik yaparken geçmiştir. O zaman da buraları arkadaşlarının şehit düştüğü düşman toprakları, tekinsiz yerler olarak bellemişlerdir zaten. Haritada yerlerini gösteremeyecekleri bu tuhaf adlı toprakların ellerinden gitmesinden ödleri kopar; ama kendi yaşadıkları toprakların ne kadar kendilerinin olduğunu sorgulamak akıllarına gelmez.”
- Bölünme korkusu kitlelere öğretilmiş bir korku.O korkuyu taşıyan saf,masum,sıradan insanlar buraları tanımazlar bile.Çatışmalar,ölümler,şehitler olmasa,muktedirler bıkmadan usanmadan şeytanlaştırmasalar,televizyonlardan duymasalar Cizre nerede,Şırnak nerede,Sur neresidir,oralarda nasıl insanlar yaşar,bilmezler.Bölüneceğinden,ayrılacağından korktukları toprakların rengini,kokusunu,dağlarındaki çiçekleri,karın lekesiz beyazını,ormanlarındaki ağaçları tanımazlar.Yolları geçmişse buralardan,askerlik yaparken geçmiştir.O zaman da buraları arkadaşlarının şehit düştüğü düşman toprakları,tekinsiz yerler olarak bellemişlerdir zaten.Haritada yerlerini gösteremeyecekleri bu tuhaf adlı toprakların ellerinden gitmesinden ödleri kopar;ama kendi yaşadıkları toprakların ne kadar kendilerinin olduğunu sorgulamak akıllarına gelmez.
- “Kin ve öfke kuşaklar boyu damla damla birikiyor, sonra bir gün bir kıvılcım -son kıvılcım- düştüğünde yangın dört bir yanı sarıyor. Birdenbire oldu sanıyoruz, küllerin altındaki ateşin için için yandığını fark etmiyoruz. Savaşanlar hep hazırlar, hazır olmayan bizleriz; biz sıradan iyi insanlar.”
Surönü Diyalogları İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Uzaktan izlediğimiz,uzaktan duyduğumuz; hatta duymadığımız, duyduğumuzu sandığımız hayatların hikayesi. Batıda yaşayan, buraların havasını solumamış herkesin okuması gereken bir kitap. Buraları bilmiyordum, geldim; yaşıyorum, okuyorum, görüyorum ve daha iyi anlıyorum... Gerçekten doğduğumuz topraklar bize seçme şansı sunmuyor. Var olan şartlarımız bizim hayatımıza yön veriyor. Kendi hayatına yön vermeye çalışan insanların hikayeleri, acıları,gerçekleri. Boğazım düğümlenerek okudum. Gönül defterime kaydettim. (Sevda Uysal)
Oya Baydar, kitaplarının konularından öte, hayata hayatima dair pek çok kafa karışıklığımın cevabını bulduğum bir yazar.Öyle ki her kitabi insanlık sorgulaması. Surönü Diyalogları , hem ülke insanımızın hem insanlığımızın muhasebesi.Okuyun okutturun.Yine çok güzel.Hep bizimle kalmasını istediğim bir yazar. (İndicavia)
Kitabın adı:Sur Önü Diyalogları Yazarın adı:Oya Baydar Okuyanın adı:Sıdıka Topal Sayfa sayısı:128 Kitabımızın konusu Diyarbakır sularında yaşanan bir vahşet . Nasıl yazdı bilemem . Serisinde yaşayan çocukların gelinlerin yani insanların nasıl vahşice öldürüldükleri anlatılıyor. Okurken ben dayanamadım acaba yazarımız nasıl yazdı. Yerinde gör izle yaz zor hemde çok zor. O çocukların suçu neydi kimi kimden kuruyorlardı olan suçsuz insanlara oluyor ve öldürülüyorlar. Çok vicdansızlıktır yaşanıyor günlerce cesetler bekletiliyor neden niçin .... (SIDIKA TOPAL)
Kitabın Yazarı Oya Baydar Kimdir?
Oya Bardar (1940, İstanbul), Türk yazar, sosyolog. Uzun zaman sosyalist siyasetin içerisinde yer almıştır. T24 internet gazetesinde yazarlık yapmaktadır.
Notre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi'nde okudu. Lise öğrencisi iken Fransız yazar Françoise Sagan’dan etkilenerek ilk romanını yayımladı. Lise son sınıfta iken yazdığı Allah Çocukları Unuttu adlı gençlik romanını hem Hürriyet gazetesinde tefrika oldu hem de kitap olarak yayımlandı. Bu roman yüzünden neredeyse okuldan atılıyordu. Lise yıllarında yazdığı ilk romanlarından sonra yazmaya ara verdi, uzun zaman siyasetle uğraştı, olgunluk çağında yeniden edebiyata döndü.
1964'te İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi ve bu bölüme asistan olarak girdi. "Türkiye’de İşçi Sınıfı’nın Doğuşu ve Yapısı" konulu doktora tezinin Üniversite Profesörler Kurulu tarafından iki kez reddedilmesi üzerine, öğrenciler olayı protesto için üniversiteyi işgal ettiler. Bu olay ilk üniversite işgali eylemi oldu. Baydar, daha sonra Ankara Hacettepe Üniversitesi'nde asistanlık yaptı.
1971'deki 12 Mart Darbesi sırasında, Türkiye İşçi Partisi ve Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) üyesi olarak, sosyalist kimliği nedeniyle tutuklandı ve üniversiteden ayrıldı. 1972-1974 arasında Yeni Ortam, 1976-1979 arasında Politika gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Eşi Aydın Engin ve Yusuf Ziya Bahadınlı ile birlikte İlke dergisini kurdu. Sosyalist yazar, araştırmacı ve eylem kadını olarak tanındı.
12 Eylül Darbesi sırasında yurtdışına çıktı ve 12 yıl boyunca Almanya'da sürgünde kaldı. Burada, sosyalist sistemin çöküş sürecini yakından yaşadı. Bu süreci 1991’de yayımladığı Elveda Alyoşa adlı öykü kitabında anlattı.
1992’de Türkiye’ye döndü. Tarih Vakfı ve Kültür Bakanlığı'nın ortak yayınları olan İstanbul Ansiklopedis'nde redaktör ve Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi'nde genel yayın yönetmeni olarak çalıştı. Türkiye’ye döndükten sonra ardı ardına yayınladığı öykü ve romanları ile çok sayıda ödül kazandı ve sevilen bir yazar oldu.
Ödülleri
Elveda Alyoşa ile 1991 Sait Faik Hikaye Armağanı
Kedi Mektupları ile 1992 Yunus Nadi Roman Ödülü
Sıcak Külleri Kaldı ile 2001 Orhan Kemal Roman Ödülü
Erguvan Kapısı ile 2004 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü
Hiçbir Yere Dönüş ile 2011 Akdeniz Kültür Ödülü
Oya Baydar Kitapları - Eserleri
- Sıcak Külleri Kaldı
- O Muhteşem Hayatınız
- Erguvan Kapısı
- Köpekli Çocuklar Gecesi
- Çöplüğün Generali
- Kedi Mektupları
- Kayıp Söz
- Elveda Alyoşa
- Yolun Sonundaki Ev
- Hiçbiryer'e Dönüş
- Yetim Kalacak Küçük Şeyler
- Surönü Diyalogları
- Bir Dönem İki Kadın
- 80 Yaş Zor Zamanlar Günlükleri
- Savaş Çağı Umut Çağı
- Allah Çocukları Unuttu
- Erguvan Kapısı
- Madrit'te Ölmek
Oya Baydar Alıntıları - Sözleri
- “İnsanın içindeki ses susunca mı yitiyor söz, yoksa anlamsızlık duygusu yazarı sözün bittiği yere götürdüğünde mi?” (Kayıp Söz)
- “Anneni hep sevmiştim, seni doğurduğu için bir kat daha sevdim.” (Kayıp Söz)
- "Zamanı öldürmeye sabah 8 ' de başlıyoruz.Önce saniye saniye sonra dakika dakika sonra saat saat işkenceyle ölüyor zaman ..." (Elveda Alyoşa)
- "... Yaşama ölümle varılmıyor, ölümden yaşam doğmuyor." (Erguvan Kapısı)
- Özgürlüğü kullanabilmenin de kazanabilmek kadar güç olduğunu düşünüyorum. Özgürlüğü ne yapacağını bilemediğinde ona ihtiyacın da olmuyor. Bir de tutsağın özgürlük korkusu var. (80 Yaş Zor Zamanlar Günlükleri)
- Bir gün "Biz ayrı gayrı bilmezdik. Nereden çıktı bu düşmanlıklar, nasıl bu hale geldik," diye konuşurken, bir Ermeni arkadaşımız, içime çok oturan, vicdanımı sızlatan bir söz söyledi: "Evet siz bilmezdiniz ama biz bilirdik," dedi. (Bir Dönem İki Kadın)
- İnsan aşkın nesnesini kendisi mi yaratır? Aslolan, âşık olunan kişi ya da nesne değil de duygunun kendisi midir? Sevdiğimizi değil de içimizde büyütüp beslediğimiz duyguyu yitirmekten mi korkarız? (O Muhteşem Hayatınız)
- "Ben seni; duvarın öte yanından, kurtarılacak dünyadan gelen umutsun diye; inançlarımın, kimliğimin, doğrularımın, dev aynalarında tasdikisin diye sevdim." (Elveda Alyoşa)
- Kendi sözleri kendine anlamsız geliyor. Anbean tükenirken bunca söze ne gerek var! Kendi içine dönmeli, susmalı insan. Yenilgiyi sindirmeli, bir kez daha yenilmeye hazırlanmalı. (Köpekli Çocuklar Gecesi)
- Kusursuzu, güzeli, doğruyu aramak bütün hayatlarını doldurmuş; hayatlarının anlamı, yaşamlarının nedeni olmuş. Sonra tam bulduklarını sandıkları anda bir de bakmışlar ki, doğru sandıkları yanlış, kusursuz sandıkları eksik, güzel sandıkları çirkinmiş. (Kedi Mektupları)
- Ömür boyu yaşanan, biriktirilen yüzbinlerce, milyonlarca ânın toplamıdır insan. (Yetim Kalacak Küçük Şeyler)
- Neden çevremdeki her şey bu kadar hüzünlü ve bu kadar kısa? (Allah Çocukları Unuttu)
- "Bırakırsam/ diye sürdürdü kadın, "kendimden de bir parça bırakıyorum geride. Ve bıraka bıraka o kadar azaldım ki artık, bir daha ne bağlanmaya, ne de bırakmaya gücüm yok." (Kedi Mektupları)
- Yaşıyorum, ne fevkalade ve ne korkunç birşey bu! Hayatı bütün kuvvetiyle içimde hissediyorum. Korkuyorum. Tam aksini iddia etmeme rağmen hayata fazla bağlıyım. (Allah Çocukları Unuttu)
- Başka bir kader, başka bir zafer için kuşatılmış şu yenik askerlere benziyor hayat! (Kedi Mektupları)
- Ve adlar, adlar, adlar... Kimlerin adları? Ölenlerin, öldürülenlerin; nerede, neden? Unutulmaz mı, bitmez mi? İnsanlara destanlar gerektiği için mi çağlar boyunca diri tutulur acılar? Ya da destanlar, acılar küllenip de intikam ateşi hiç sönmesin, diye mi aktarılır kuşaktan kuşağa? Hatırlamak mı, unutmak mı rahatlatır insanı? (O Muhteşem Hayatınız)
- Yürüyüşün kendisi bile umut vericiydi. Sonra yürüyüş hedefin yerine geçti.Yolda olmanın sağladığı tatmin,varış noktasını bulanıklaştırdı.Yolumuzu şaşırdık, yanlış adımlar attık. Hedeften uzaklaştık bazen hedefe yürüyüşün sağladığı tatminin aldatıcı bir umut olduğunu düşünüyorum. (Surönü Diyalogları)
- Birinin bana ihtiyacı olduğunu, benim için yaşadığını bilmeğe dayanamıyordum. Böyle olduğu müddetçe hür değildim. (Allah Çocukları Unuttu)
- Bir söz arıyordum, bir ses duydum Bir çığlığın peşine takılıp uzaklara gittim Duyduğum sesin şiddetten doğan acının sesi olduğunu bilmiyordum, öğrendim O sesi izledim, sözü buldum Söylecek bir sözüm var artık... (Kayıp Söz)
- “Bölünme korkusu kitlelere öğretilmiş bir korku. O korkuyu taşıyan saf, masum, sıradan insanlar buraları tanımazlar bile. Çatışmalar, ölümler, şehitler olmasa, muktedirler bıkmadan usanmadan şeytanlaştırmasalar, televizyonlardan duymasalar Cizre nerede, Şırnak nerede, Sur neresidir, oralarda nasıl insanlar yaşar, bilmezler. Bölüneceğinden,ayrılacağından korktukları toprakların rengini, kokusunu, dağlarındaki çiçekleri, karın lekesiz beyazını,ormanlarındaki ağaçları tanımazlar. Yolları geçmişse buralardan, askerlik yaparken geçmiştir. O zaman da buraları arkadaşlarının şehit düştüğü düşman toprakları, tekinsiz yerler olarak bellemişlerdir zaten. Haritada yerlerini gösteremeyecekleri bu tuhaf adlı toprakların ellerinden gitmesinden ödleri kopar; ama kendi yaşadıkları toprakların ne kadar kendilerinin olduğunu sorgulamak akıllarına gelmez.” (Surönü Diyalogları)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin