Kitap Künyesi
Yazar: Oya Baydar
Yayın Evi: Can Yayınları
İSBN: 9789750724114
Sayfa Sayısı: 320
Yetim Kalacak Küçük Şeyler Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Babası bebeği görebilsin diye çocuğu kucağıma alıp cama yaklaştırıyorum. Bebek minik ellerini babasına uzatıyor. Yaşlı adam, ihtiyarlık lekeleriyle bezeli, ince parmaklı, hünerli ellerini oğluna uzatıyor. İki minik, iki büyük el soğuk cama çarpıyor. "Görüş bitti!" diye bağırıyor nöbetçi. Parmaklıklar arkasındaki adamın, yaşlı babanın, minik bebeğin gözlerinde biriken yaşlar, o an okyanus kadar bir damla olup görüş hücresini dolduruyor.
Oya Baydar, yine unutulmayacak incelikte bir metin sunuyor okuruna; olaylarla değil anlık duygularla anlatılan bir yaşamöyküsü, bir çeşit otobiyografik roman bu. Öyle anlar vardır ki, bir bakış, bir ses, bir mimik; insana, dünyaya, yaşamanın eşsiz güzelliğine ya da derin kederine dair çok şey anlatır. O ânın duygusunu sadece biz biliriz, biz hissederiz. O anlar yalnızca bizimle vardır.
Yetim Kalacak Küçük Şeyler'de Oya Baydar o anları derliyor; yetim kalmasınlar, başkalarında yaşasınlar diye. Çünkü, "An gelir, gitme vaktidir."
(Tanıtım Bülteninden)
Yetim Kalacak Küçük Şeyler Alıntıları - Sözleri
- Dışarıdaki dünyayla, hayatla, duygularımla baş edemediğim, içeri tıkılmayı kaçış, kurtuluş saydığım, hayatın akışının durduğu, sadece anların varolduğu bir zaman parçası. Herkesin hapishane anıları, hikayeleri vardır, benim sadece anlarım.
- Hiçbir şey boşuna değildi. Ne acılarımız ne ölülerimiz, ne yenilgilerimiz ne ayrılıklarımız. Hepsiyle zenginleştik biz.
- Gitmek, hep gitmek... Nereye gittiğin önemli değil, yolda olmak, uzaklaşmak, kendinin bir bölümünü, dünü geride bırakmak önemli.
- Bina o kadar görkemli miydi? Roma sütünlarının desteklediği mermer merdiven sonraki günlerde rüyalarıma girdiği kadar geniş miydi? Ormanda kaybolmuş iki çocuk gibi el ele tutuşmuş, öylesine korunaksız, yapayalnız mermer basamakları çıkıyoruz. Elimi kavramış elinin titrediğini hissediyorum.Oysa ne ellerimiz, ne sesimiz,ne yüreğimiz titremişti bilinmeyen bir tanrıya sunulmuş adak gibi yaşarken tekinsiz hayatımızı.Şimdi bu soğuk, uzak,yabancı ülkeye sığınabilmek için ifade verebileceğimiz mahkemede, “ Sığınma hakkı talep ediyorum,” demek -sadece bir formalite, durumunuz çok açık, sorun yok, demişti yabancılar dairesindeki iyi memur-yaşanmış ve yaşanacakların en zoru mu?
- Kaç milyon, kaç yüz milyon insan ölmüştü emeğin kutsanacağı, kimsenin aç kalmayacağı, halkların mutlu, müreffeh, özgür ve eşit yaşayacağı yeni bir dünya yaratmak için? Kaç yüz milyon insan acı çekmiş, telef edilmişti bilinmeyen bir devrim, gelmeyecek bir gelecek uğruna?
- ...buğulu bir kadın sesi yükseldi salaş balıkçı meyhanesinin radyosundan : " Ben sende kendimi sevdim,gitsen de kalsan da neşem olur..." Hüzünlü değil, kanto ritminde kıpır kıpır bir şarkı. "Biri gider,biri gelir bu gönül meyhanesine, aşkın mal sahibi benim ,kime ne!"
- "Sen gidince sadece hüzünler değil şiirler,mısralar bıraktın ardında. Ben de gidince burada ne şiir çocukların anısı ne de şiirler kalacak. Beton duvarlar,asfalt yollar,üstgeçitler,altgeçitler,tüneller bir gün elbet infilak edecek. Ama ellerimiz buluşup göz göze geldiğimiz için değil şiir ve şehir yeni dünyaya isyan ettiği için olacak."
- Sen gidince sadece hüzünler değil şiirler, mısralar bıraktın ardında. Ben de gidince burada ne şiir çocukların anısı ne de şiirler kalacak. Beton duvarlar, asfalt yollar, üstgeçitler, altgeçitler, tüneller birgün elbet infilak edecek. Ama ellerimiz buluşup göz göze geldiğimiz için değil şiir ve şehir yeni dünyaya isyan ettiği için olacak.
- artık ne adamı ne ince şeffaf kadını, ne o tutkuyu, o utancı ne de yıllar öncesinde bıraktığı - terk ettiği- kendi yüzünü (o zamanki ben, orada hiçliğe karışan, tükenen ben, yenisiyle değiştirdiğim ben) hatırlamaz olduğunda, artık acıtmadığında, yaralar kapanıp kanama durduğunda, yeni aşklar, yeni yollar, yeni umutlar, yeni sevgiler, dostluklar bulduğunda bile ne zaman üşüse o anın duygusunu hissedecek göğsünün orta yerinde.
- Bu kadar basit işte. Bir adam ya da bir kadın girer hayatınıza. Bedeniniz, bakışınız, duruşunuz, duygularınız, hayatınız onunla renk, anlam, zenginlik kazanır. Sonra birgün, birbirinizi tüketirsiniz. Renkler solar, duygular silinir, anlam yitip gider, zenginlik yoksunluğa dönüşür, yollarınız ayrılır. Bu kadar basittir işte? Bu kadar mı!
- O anda kendime karşı çaresizim.Acımakla yetinmenin hiçbir yaraya derman olmadığını,başkasının acısını içinde duymanın vicdanın sadece yarı yolu olduğunu anlıyorum.
- Şimdi ne zaman seni düşünsem, içimde binlerce çiçeğin dolduramadığı bir boşluk, yolların ayrılmasının, ayrı düşmenin pişmanlığı, anıların bir bir solmasının çaresiz kederi..
- Gitmek,hep gitmek..Nereye gittiğin önemli değil,yolda olmak uzaklaşmak,kendinin bir bölümünü,dünü geride bırakmak önemli.
- Gözlerimi açmıyorum.Görmeye ihtiyacım yok.Adam ve kedi, sen ve sen oradasınız.Size parmaklarımın değil duygularımın ucuyla dokunuyorum.
- Ömür boyu yaşanan, biriktirilen yüzbinlerce, milyonlarca ânın toplamıdır insan.
Yetim Kalacak Küçük Şeyler İncelemesi - Şahsi Yorumlar
Ne diyeceğimi bilmiyorum... acıtasyon olmadan kelimler bu kadar mı duayrlı, acılı, hüünlü ve farkında olur.... Anılarına dair anlatı kitabı......İç burkan, düşündüren... (Gülşah)
Kitabın adı:Yetim Kalacak Küçük Şeyler Yazarın adı:Oya Baydar Okuyanın adı:Sıdıka Topal Sayfa sayısı:316 Kitabımızda geçmiş anılar olmuş olaylar yaşanmışlıklar acılar tatlılar hepsi gelip geçiyor göz önünden. Hiç birinin ismi yok. Anneannenin gençlik zamanları yaşadıkları sözleri annenin küçük kızını bir yakınının düğününe gitmek için hazırlaması pembe elbise giydirmesi kedinin köpeğin yavrularını nasıl beslediği bir annenin çocuğunu alıp hapisteki babayı ziyarete gitmesi okul zamanı iş zamanı okul arkadaşlarının hayatta kalanların 50 yıl sonra buluşması böyle akla gelen küçük şeyler kitabımız bunlardan oluşuyor... Bizler yazacak olsak kimbilir neler çıkar .... (SIDIKA TOPAL)
Oya Baydar'ın kalemini hep sevmişimdir. Bu nedenle kitaplarının çoğunu okumuşumdur. Bu kitabı, bir anlatı. Uzun süredir anlatı türünde kitap okumamıştım bu bakımdan iyi oldu. Neler anlattı diye sorarsanız? Kimi zaman çocukluğunu, kimi zaman çocuğunu, devrim beklentisini ve darbe günlerini, hayalleri ve yaşanılan hayal kırıklıklarını, aşkları, nefreti, işkenceyi, cinayetleri, açlık grevlerini, yitirilen yaşamları, sürgünü, vatan özlemini ve kedileri...kısacası ne yaşamışsa onu. Bu nedenle kitap otobiyografik bir kitap aynı zamanda da yakın zaman Türkiye tarihi. Altı çizilecek, not alınacak, üstüne düşünülecek çok ama çok şey var. Ben severek okudum sizlere de tavsiye ederim. (Fatoş Kesici)
Kitabın Yazarı Oya Baydar Kimdir?
Oya Bardar (1940, İstanbul), Türk yazar, sosyolog. Uzun zaman sosyalist siyasetin içerisinde yer almıştır. T24 internet gazetesinde yazarlık yapmaktadır.
Notre Dame de Sion Fransız Kız Lisesi'nde okudu. Lise öğrencisi iken Fransız yazar Françoise Sagan’dan etkilenerek ilk romanını yayımladı. Lise son sınıfta iken yazdığı Allah Çocukları Unuttu adlı gençlik romanını hem Hürriyet gazetesinde tefrika oldu hem de kitap olarak yayımlandı. Bu roman yüzünden neredeyse okuldan atılıyordu. Lise yıllarında yazdığı ilk romanlarından sonra yazmaya ara verdi, uzun zaman siyasetle uğraştı, olgunluk çağında yeniden edebiyata döndü.
1964'te İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nü bitirdi ve bu bölüme asistan olarak girdi. "Türkiye’de İşçi Sınıfı’nın Doğuşu ve Yapısı" konulu doktora tezinin Üniversite Profesörler Kurulu tarafından iki kez reddedilmesi üzerine, öğrenciler olayı protesto için üniversiteyi işgal ettiler. Bu olay ilk üniversite işgali eylemi oldu. Baydar, daha sonra Ankara Hacettepe Üniversitesi'nde asistanlık yaptı.
1971'deki 12 Mart Darbesi sırasında, Türkiye İşçi Partisi ve Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) üyesi olarak, sosyalist kimliği nedeniyle tutuklandı ve üniversiteden ayrıldı. 1972-1974 arasında Yeni Ortam, 1976-1979 arasında Politika gazetelerinde köşe yazarlığı yaptı. Eşi Aydın Engin ve Yusuf Ziya Bahadınlı ile birlikte İlke dergisini kurdu. Sosyalist yazar, araştırmacı ve eylem kadını olarak tanındı.
12 Eylül Darbesi sırasında yurtdışına çıktı ve 12 yıl boyunca Almanya'da sürgünde kaldı. Burada, sosyalist sistemin çöküş sürecini yakından yaşadı. Bu süreci 1991’de yayımladığı Elveda Alyoşa adlı öykü kitabında anlattı.
1992’de Türkiye’ye döndü. Tarih Vakfı ve Kültür Bakanlığı'nın ortak yayınları olan İstanbul Ansiklopedis'nde redaktör ve Türkiye Sendikacılık Ansiklopedisi'nde genel yayın yönetmeni olarak çalıştı. Türkiye’ye döndükten sonra ardı ardına yayınladığı öykü ve romanları ile çok sayıda ödül kazandı ve sevilen bir yazar oldu.
Ödülleri
Elveda Alyoşa ile 1991 Sait Faik Hikaye Armağanı
Kedi Mektupları ile 1992 Yunus Nadi Roman Ödülü
Sıcak Külleri Kaldı ile 2001 Orhan Kemal Roman Ödülü
Erguvan Kapısı ile 2004 Cevdet Kudret Edebiyat Ödülü
Hiçbir Yere Dönüş ile 2011 Akdeniz Kültür Ödülü
Oya Baydar Kitapları - Eserleri
- Sıcak Külleri Kaldı
- O Muhteşem Hayatınız
- Erguvan Kapısı
- Köpekli Çocuklar Gecesi
- Çöplüğün Generali
- Kedi Mektupları
- Kayıp Söz
- Elveda Alyoşa
- Yolun Sonundaki Ev
- Hiçbiryer'e Dönüş
- Yetim Kalacak Küçük Şeyler
- Surönü Diyalogları
- Bir Dönem İki Kadın
- 80 Yaş Zor Zamanlar Günlükleri
- Savaş Çağı Umut Çağı
- Allah Çocukları Unuttu
- Erguvan Kapısı
- Madrit'te Ölmek
Oya Baydar Alıntıları - Sözleri
- “İnsanın içindeki ses susunca mı yitiyor söz, yoksa anlamsızlık duygusu yazarı sözün bittiği yere götürdüğünde mi?” (Kayıp Söz)
- “Anneni hep sevmiştim, seni doğurduğu için bir kat daha sevdim.” (Kayıp Söz)
- "Zamanı öldürmeye sabah 8 ' de başlıyoruz.Önce saniye saniye sonra dakika dakika sonra saat saat işkenceyle ölüyor zaman ..." (Elveda Alyoşa)
- "... Yaşama ölümle varılmıyor, ölümden yaşam doğmuyor." (Erguvan Kapısı)
- Özgürlüğü kullanabilmenin de kazanabilmek kadar güç olduğunu düşünüyorum. Özgürlüğü ne yapacağını bilemediğinde ona ihtiyacın da olmuyor. Bir de tutsağın özgürlük korkusu var. (80 Yaş Zor Zamanlar Günlükleri)
- Bir gün "Biz ayrı gayrı bilmezdik. Nereden çıktı bu düşmanlıklar, nasıl bu hale geldik," diye konuşurken, bir Ermeni arkadaşımız, içime çok oturan, vicdanımı sızlatan bir söz söyledi: "Evet siz bilmezdiniz ama biz bilirdik," dedi. (Bir Dönem İki Kadın)
- İnsan aşkın nesnesini kendisi mi yaratır? Aslolan, âşık olunan kişi ya da nesne değil de duygunun kendisi midir? Sevdiğimizi değil de içimizde büyütüp beslediğimiz duyguyu yitirmekten mi korkarız? (O Muhteşem Hayatınız)
- "Ben seni; duvarın öte yanından, kurtarılacak dünyadan gelen umutsun diye; inançlarımın, kimliğimin, doğrularımın, dev aynalarında tasdikisin diye sevdim." (Elveda Alyoşa)
- Kendi sözleri kendine anlamsız geliyor. Anbean tükenirken bunca söze ne gerek var! Kendi içine dönmeli, susmalı insan. Yenilgiyi sindirmeli, bir kez daha yenilmeye hazırlanmalı. (Köpekli Çocuklar Gecesi)
- Kusursuzu, güzeli, doğruyu aramak bütün hayatlarını doldurmuş; hayatlarının anlamı, yaşamlarının nedeni olmuş. Sonra tam bulduklarını sandıkları anda bir de bakmışlar ki, doğru sandıkları yanlış, kusursuz sandıkları eksik, güzel sandıkları çirkinmiş. (Kedi Mektupları)
- Ömür boyu yaşanan, biriktirilen yüzbinlerce, milyonlarca ânın toplamıdır insan. (Yetim Kalacak Küçük Şeyler)
- Neden çevremdeki her şey bu kadar hüzünlü ve bu kadar kısa? (Allah Çocukları Unuttu)
- "Bırakırsam/ diye sürdürdü kadın, "kendimden de bir parça bırakıyorum geride. Ve bıraka bıraka o kadar azaldım ki artık, bir daha ne bağlanmaya, ne de bırakmaya gücüm yok." (Kedi Mektupları)
- Yaşıyorum, ne fevkalade ve ne korkunç birşey bu! Hayatı bütün kuvvetiyle içimde hissediyorum. Korkuyorum. Tam aksini iddia etmeme rağmen hayata fazla bağlıyım. (Allah Çocukları Unuttu)
- Başka bir kader, başka bir zafer için kuşatılmış şu yenik askerlere benziyor hayat! (Kedi Mektupları)
- Ve adlar, adlar, adlar... Kimlerin adları? Ölenlerin, öldürülenlerin; nerede, neden? Unutulmaz mı, bitmez mi? İnsanlara destanlar gerektiği için mi çağlar boyunca diri tutulur acılar? Ya da destanlar, acılar küllenip de intikam ateşi hiç sönmesin, diye mi aktarılır kuşaktan kuşağa? Hatırlamak mı, unutmak mı rahatlatır insanı? (O Muhteşem Hayatınız)
- Yürüyüşün kendisi bile umut vericiydi. Sonra yürüyüş hedefin yerine geçti.Yolda olmanın sağladığı tatmin,varış noktasını bulanıklaştırdı.Yolumuzu şaşırdık, yanlış adımlar attık. Hedeften uzaklaştık bazen hedefe yürüyüşün sağladığı tatminin aldatıcı bir umut olduğunu düşünüyorum. (Surönü Diyalogları)
- Birinin bana ihtiyacı olduğunu, benim için yaşadığını bilmeğe dayanamıyordum. Böyle olduğu müddetçe hür değildim. (Allah Çocukları Unuttu)
- Bir söz arıyordum, bir ses duydum Bir çığlığın peşine takılıp uzaklara gittim Duyduğum sesin şiddetten doğan acının sesi olduğunu bilmiyordum, öğrendim O sesi izledim, sözü buldum Söylecek bir sözüm var artık... (Kayıp Söz)
- “Bölünme korkusu kitlelere öğretilmiş bir korku. O korkuyu taşıyan saf, masum, sıradan insanlar buraları tanımazlar bile. Çatışmalar, ölümler, şehitler olmasa, muktedirler bıkmadan usanmadan şeytanlaştırmasalar, televizyonlardan duymasalar Cizre nerede, Şırnak nerede, Sur neresidir, oralarda nasıl insanlar yaşar, bilmezler. Bölüneceğinden,ayrılacağından korktukları toprakların rengini, kokusunu, dağlarındaki çiçekleri, karın lekesiz beyazını,ormanlarındaki ağaçları tanımazlar. Yolları geçmişse buralardan, askerlik yaparken geçmiştir. O zaman da buraları arkadaşlarının şehit düştüğü düşman toprakları, tekinsiz yerler olarak bellemişlerdir zaten. Haritada yerlerini gösteremeyecekleri bu tuhaf adlı toprakların ellerinden gitmesinden ödleri kopar; ama kendi yaşadıkları toprakların ne kadar kendilerinin olduğunu sorgulamak akıllarına gelmez.” (Surönü Diyalogları)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin