Kitap Künyesi
Yazar: Maxime Chattam
Çevirmen: Hakan Tansel
Yayın Evi: Doğan Kitap
İSBN: 9786050915884
Sayfa Sayısı: 384
--reklam--
Zamanın Efendisi Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti
Ölmeyi çok istersen, ruhunu yakman gerekir!
Maxime Chattam, polisiyeyi gerilimle birleştiren yeni romanında, okurları 20'nci yüzyılın başındaki Paris'e götürüyor...
Uluslararası Paris Fuarı'nın açılışı yapılmak üzeredir. Yazar Guy de Timée, yeni arayışlar içindeyken rahat bir yaşamın yaratıcılığına köstek vurduğunu, daha gerçekçi yazabilmesi için lüks hayatını terk etmesi gerektiğini düşünür. Bir sabah, karısını ve kızını bırakıp gider. Önceleri bir otelde kalır ve sefih bir hayatın içine dalarak bir randevuevine gidip gelmeye başlar. Bir süre sonra, bu randevuevinde yaşamaya başlar.
Bir gece, randevuevinde çalışan kızlardan biri öldürülmüş halde bulunur. Polisi bir fahişenin öldürülmesine pek aldırmaz ve olayın peşini bırakır. Guy, randevuevinde çalışan genç ve güzel Faustine ve Müfettis Perotti'le birlikte olayı araştırmaya başlar. Ekibin araştırmaları, aynı şekilde öldürülen başka fahişeler olduğunu da gösterir. Bütün cinayetlerin fuar alanında işlendiği, fuarın imajı bozulmasın diye cinayetlerin örtbas edildiği anlaşılır. Cinayetlerin işleniş biçimleri ise, Şeytan'a tapan bir grubun varlığını akıllara getirmektedir.
--reklam--
Zamanın Efendisi Alıntıları - Sözleri
- Karım. Sonuç elde etmek, bu kaçışı temize çıkarmanın bir yoluydu. Delirmemek için. En azından Guy buna inanıyordu. Ve Milaine'in biçimsiz yüzü, ona düşüncelerinden kurtulma imkanı sunduğu için, bundan sonuna kadar yararlanmayı düşünüyordu. Bir sonraki aşama sarsıcı bir deneyim olacaktı. Tehlikeli. Monjol sokağı. Yeryüzündeki cehennem.
- Medeniyet, egemenliğini sorgulamaya cesaret eden çocuklarını aç gözlü bir dev gibi parçaşayıp yiyordu.
- Cinayet, soyut olanın -itki- som uta -ceset- sald ırısı! Öldürmek, düşünceyi gerçek ve elle tutulur hale getiren bir simya deneyimidir.
- eylemlerimiz kişiliklerimizin uzantısıdır. Yapmak, düşüncelerimizi somutlaştırmaktır. Hareketlerimiz zihinlerimizin somut imzasıdır.
- Bireyin kişiliğiyle vücut hareketleri, konuşma ve giyinme tarzı, yüz ifadeleri, kısacası in san ın bütün dışavurumları arasında kuvvetli bir bağ olduğunu fark etmişsinizdir. Zira dış, içi yansıtır; onun uzantısından başka bir şey değildir; dış, için dilidir. Bu gayet normal, neticede tüm varlığımızı canlandıran kişiliğimizdir, olduğumuz her şeyde kişiliğimiz kendini gösterir. Yazıda da keza. Yazı, kurallarını çok erkenden , toplumunkilerle aynı zamanda öğrendiğimiz bir iletişim aracıdır. Hayatımızın bütün sembolleri aynı zamanda, bilinçli ve bilinçsiz bir şekilde büyük bölümünü içselleştirdiğımiz bir ritüel uyarınca birbirine karışmıştır.”
- Yazı semboliktir ve bu yüzden, hareketleriyle, psikolojimizin devinimlerini ifade eder!
- El yazısı bize okulda öğretilenlere göre şekillenir, ama sonra onu geliştiririz. Olduğumuz kişiye d ah a yakın olması, karakterimizi ifade etmesi, kısacası bize benzem esi için hepimiz onu kişiselleştiririz. Bu değişimin ergenlik dönem inde, kişiliğimizin otoriteden bağımsızlaşarak kendini gösterdiği sırad a gerçekleşm esi de bir tesadüf değildir, el yazımızın aslında içim izin bir yansıması olduğunun kanıtıdır.” “Bununla b irlik te birbirine benzeyen yazılar da var”
- "Ölmeyi çok istersen, ruhunu yakman gerekir!"
- Tilki toplama kampıydı kafası.
--reklam--
Zamanın Efendisi İncelemesi - Şahsi Yorumlar
1900 lü yıllarda eşinden, eşinin ailesinden ve yaşadığı hayattan sıkılan bir yazar kimseye haber vermeden kaçar ve bir genel evde yaşamaya başlar. Bir fahişenin öldürülmesi ve polislerin olayı çözmek için hiçbir şey yapmaması üzerine, hem adaletsizliğe bir başkaldırı hem de ölen arkadaşına bir vefa borcu olarak cinayetleri kendisi aydınlatmaya çalışır yazar kahramanımız. Bu serüven boyunca her kesimden insanla karşılaşır. Sefa içinde parti yapanlarla da, sefalet içinde üç kuruş için bedenini satanlarla da. Zamanı durdurmak, daha fazla zaman kazanmak, zamanda geriye gitmek, herkesin zamanla bir derdi vardır mutlaka. Ya canlı kanlı nefes alan bir makine olsaydı zaman ne yapardık? (Eda OKÇU)
Polisiye romanlarda baş kahramanı sevmek önemli. Eğer ona ısınamazsak, hikâye ne kadar merak uyandırıcı olursa olsun, gitmiyor. Başlayıp bıraktığımız kitapların bir nedeni de bu. Ben sırf bu yüzden John Verdon ya da Tess Gerritsen okuyamıyorum, maalesef. Hikâyeler muhteşem, ama ana karakteri sevemedim bir türlü. Maxime Chattam bu konuda gayet iyi. Tıpkı ülkesinden usta Jean Christophe Grange gibi. Sanırım bu yüzden, ilk romanından sonra Grange'ın koltuğuna aday gösterilmişti. Boşuna da değil. Karakter seçimleri ve işleyişi yine başarılı. Yaşadığı burjuva hayatından sıkılıp kaçarak genelevde yaşamaya başlayan genç bir yazar ve öldürülen fahişeler. Hikâye 1900'lerin başında geçiyor ama buna rağmen ne büyüleyici bir dönem tasviri, ne olay örgüsüne uygun tarihsel kurgu betimlemeleri okutmuyor bize. Sadece dünya üzerindeki adaletsizliği burjuva üzerinden, karakterine yüklediği cumhuriyetçi tutumla açıkça ve zaman zaman sert bir dille eleştiriyor. Bunun dışında romanı yüz yıl öncesinde kurgulamış olmanın bir espirisi yok. Günümüzde veyahut gelecek zaman diliminde kurgulanan polisiye romanlardan alınan büyüleyici kriminal bilgiler, ileri teknoloji ile şaşırtmalar filan yok haliyle. Zaten kitabın bu zayıf kurgusuna baktığımızda daha yakın bir zaman dilimi kullanılmış olsaydı katil ilk cinayetinde yakalanırdı. Bu da yazarımızın kolaya kaçtığını, hatta tembellik ettiğini düşündürüyor. (En azından bu kitabı için. Üçlü İttifak'ı okumamış olsam buna gerçekten inanırdım.) Hikâyesine öyle güvenmiş olacak ki, parmak izleri, dna örnekleri, kan izleriyle filan uğraşmak istememiş anlaşılan. Bu yüzden de neredeyse tek şaşırtıcı buluşun yazı karakterinden ruh analizi yapılabildiği bir seri cinayet okuyoruz. Bu yönüyle benim için fazla tatmin edici değil. Fakat o dönemdeki Fransa'ya, siyasi durumuna ya da laikliğe geçmeden kısa bir süre önceki sürece ilgi duyanları kısa bir seyahate çıkarabilir. Ben polisiye roman severim ama katil uşak bile olsa tahmin edemem. Burda da tahmin edemeyelim diye çok uğraşmış yazarımız ama olmamış. Çünkü bu sebepten çok fazla karakter ve hikâye dahil etmiş. Bir noktadan sonra da kopup gitmiş. Kişiler, sahneler havada asılı kaldı hep. Neden orada olduklarını açıklayamadı. (Ruh çağırma seansında katilin Guy olduğunun söylenmesi gibi. Ne alakaydı, kaldı öyle. Hatta ruh çağırma bile başlı başına ne alaka tabi de, oldu bir kere ) Ortalarına geldikçe bitmek bilmeyen tasvirler, baş kahramanın duygusal muhasebesinin yığın halinde tek seferde önümüze atılması, polisiye romanlar için fazla gereksiz sahne betimlemeleri açıkçası bir an evvel kurtulmak istediğim kısımlardı. Buraları atlattıktan sonra her şey ilginçleşmeye ve heyecanı arttırarak sabırsızlıkla sona sürüklemeye başladı. Büyük kısmında sürükleyici, merak uyandırıcı, heyecan ve gerilim dozu yüksek, elden bırakılamayan bir polisiye/gerilim roman. Katilin kimliği, cinayet sebebinin tahmin edilemez ve okuyucu için tatmin edici olması, finalde kitaptan mutlu ayrılmamızı sağlıyor. Ancak ilk defa Chattam okuyacaklara notum, Chattam bu değil. Baş kahramanımızı buralara sürükleyen, farklı bir roman yazma isteği aslında Chattam'a aittir belki. Kim bilir? (kitaplarincumlesi)
Durmuş saat. Olay örgüsü, yazarın dili, karakterler derken kendinizi yine harika bir kitap çerisinde bulabilirsiniz. Ancak nedenini çözemediğim, diğer Chttam kitaplarının ardından gelen bir sönüklük karabasan misali üstünde romanın. Beğenmek, kesinlikle. Ama harikulade demek için bir şeyler eksik. İçten içe bir şeyler sizi rahatsız edebilir. Ama ne olursa olsun Chattam yine harika bir olayla karşımızda. (Aslıhan)
--reklam--
Zamanın Efendisi PDF indirme linki var mı?
--reklam--
Maxime Chattam - Zamanın Efendisi kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Zamanın Efendisi PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.
Kitabın Yazarı Maxime Chattam Kimdir?
Maxime Chattam (d. 19 Şubat 1976, Fransa) Fransız roman yazarı. Fransa'nın Herblay kentinde doğdu. Çocukluğunu Amerika Birleşik Devletleri'nde geçirdi, 1987 yılında geri geldiğinde ilk romanının fikirleri kafasında oluşmuştu. Gençlik döneminde bir aktör olmak istediği için komedi dersleri aldı. Polisiye ile ilgilendiği dönemde bir yıl kriminoloji dersleri gördü. İlk romanı Kötü Ruhu 2002 yılında yayımladı. 2003 yılında bir önceki romanın hikâyesi ve kişilerinden oluşan yeni kitabını yayınladı. Her iki kitabı da Türkiye'de yayımlandı.
Lise yıllarında tiyatro dersleri almaya başladı. Üniversite yılları küçük rollerle geçti, ancak bu arada öykü ve roman denemeleri yazmaya başlamıştı. Daha sonra polisiye tutkusunu gerçekleştirmek için bir yıl kriminoloji eğitimi aldı. Adlî tıp, suçlu psikolojisi ve kriminal polislik konularında da kendini geliştirdi. Ve ilk romanı “L’ame du Mal” (Kötü Ruh) 2002 yılında yayımlandı. Onu aynı kahramanın hikâyelerini anlatan iki roman izledi: “In Tenebris / Karanlığın Soluğu” (2003) ve “Malefices / Kara Büyü” (2004). Yazarın Türkiye'de Doğan Kitap tarafından çıkarılan öteki yapıtları şunlardır: "Le sang du temps / Zamanın Kanı" (Mart 2008), "Les Arcanes du Chaos / Kaosun Sırları" (Temmuz 2008), Le theorie Gaia / Gaia Teorisi" (Ağustos 2009.)
--reklam--
Maxime Chattam Kitapları - Eserleri
- Kötü Ruh
- Kara Büyü
- Karanlığın Soluğu
- Zamanın Kanı
- Kaosun Sırları
- Gaia Teorisi
- Leş
- Zamanın Efendisi
- Başka Bir Dünya
- Tarikat
- Başka Bir Dünya - Kraliçe
- Autre-Monde: Ambre
--reklam--
Maxime Chattam Alıntıları - Sözleri
- Sen kendine yardım etmezsen, kimse gelip kapını çalmaz, hayat filmlerdeki gibi değil, her şey mutlu sonla bitmez! (Kötü Ruh)
- "Abraham Lincoln 1846 yılında kongreye seçildi. John F. Kennedy ise 1946 yılında kongre üyesi oldu. Abraham Lincoln 1860 yılında ABD Başkanı oldu.John F. Kennedy 1960 yılında ABD Başkanı seçildi. Lincoln ve Kennedy isimlerinin ikisi de 7 harften oluşuyor. İkisi de Beyaz Saray'da yaşarken birer evlatlarını kaybettiler. İki başkan da bir cuma günü suikasta kurban gitti. İki başkan da kafasından vurularak öldü. Lincoln Ford Tiyatrosu'nda,Kennedy Ford tarafından üretilen bir Lincoln marka otomobilde öldürülmüş. Lincoln'ün sekreterinin adı Kennedy'ydi. Kennedy'nin sekreterinin adı ise Lincoln'dü. İkisi de birer güneyli tarafından vuruldular. İkisinin ölümünden sonra da yerlerine bir güneyli başkan atandı. Her ikisinden sonra başkan atanan kişinin adı Johnson'du. Lincoln'den sonra başkan olan Andrew Johnson 1808 doğumluydu. Kennedy'den sonra başkan olan Lyndon Johnson 1908 tarihinde doğmuştu. Lincoln'ü vuran John Wilkes Booth 1839 yılında doğmuştu. Kennedy'yi vuran Lee Harvey Oswald ise 1939 yılnda dünyaya gelmişti. Her iki katilin de üç isimden oluşan adı vardı. Her ikisinin isminde de toplam 15 harf var. Suikasttan sonra Booth, tiyatro salonundan kaçmış ve bir depoda yakalanmıştı. Oswald ise depodan kaçmış ve bir sinema salonunda yakalanmıştı. Hem Booth hem de Oswald mahkemelerinden önce konuşamadan vuruldular. Vurulmadan bir hafta önce Lincoln'ün Maryland'de Monroe Kasabası'nın içinde olduğu tespit edildi. Kennedy'nin ise vurulmadan bir hafta önce Marilyn Monroe'nun içinde olduğu kesin olarak tespit edildi. (Kaosun Sırları)
- "Benim hayalimdeki aşk huzurluydu, doğallık içindeydi. Beni bekleyen aşk ise savaşkan ve kültürel." (Kaosun Sırları)
- "Ne olursa olsun her şeyin bir zamanı var." (Kaosun Sırları)
- seri katil dediklerimiz tam olarak şöyle tarif edilebilir: Diğer her şeyin önünde gelen zevklerini saplantı edinmiş kişi. (Gaia Teorisi)
- "Yaşam, insanı tüketen bir rezillik, öyle değil mi?" (Kara Büyü)
- Uzaklarda, müezzinler ezan okumaya başladı. Ve saatler saatleri kovaladı. (Zamanın Kanı)
- Saldırgan, ama ilahi güzelliğe sahip bir sahipsizlik. (Zamanın Kanı)
- Ölümün insanı en beklemediği anda vurmaktan hoşlanmak gibi bir huyu vardır... (Kötü Ruh)
- Düşünceler, eylem değildir (Kara Büyü)
- Bu öykü böyle bitiyor. (Zamanın Kanı)
- İşlemiş olduğu cinayetin her anının görüntüsü, duygularının her birinin üstüne gelip yapışıyordu. Çamurun tadını dudaklarında taşımaktaydı. Kanın kokusu burnunda. Ve o adamın dehşet içindeki yüzü odanın her tarafına yansıyordu. İşlediği günahın her aşaması, vicdanında bir yapboz gibi, parçalar halinde bir araya geliyordu. (Kaosun Sırları)
- Uyku belki de insanın sahip olduğu tek huzur sığınağı, diye düşündü... (Kötü Ruh)
- "Ölmeyi çok istersen, ruhunu yakman gerekir!" (Zamanın Efendisi)
- Fiziksel olarak değil , duygusal olarak da değil , yalnızca onun varlığı ve kendi acılarının yokluğuydu söz konusu olan.Bunlar onun kendisine benzemesini sağlayan şeylerdi. (Kara Büyü)
- "Edebiyat bir lüks, kurguysa ihtiyaçtır." (Karanlığın Soluğu)
- "İnsanların işte bu halini seviyorum!" diye düşündü. "Sadece burunlarının dibini görürlerken. Yürüdüğünüz zemine bakmaya devam edin. Çok daha yukarılardaki pisliği biz temizleriz." (Gaia Teorisi)
- Dünya her kafadan ayrı bir sesin çıktığı bir yer haline gelmişti... (Kara Büyü)
- Şeytanın bile aklına gelmeyecek baş döndürücü bir ticaretin –yaşamlarımızın değiş tokuşu– yapılacağı, bilinmeyen bir yere hareket işareti bekliyoruz. Kendi hayatımızı kurtarmak uğruna başkalarının hayatlarını yok etmek için. Bir özgürlük anlayışını hâkim kılmak için. Biz lanetlenmişiz sevgilim. Kendimize yaptığımız kötülük o kadar büyük ki, kendi kendime hep bu lanetin gelecek kuşaklarda ortaya çıkıp çıkmayacağını soruyorum. Geçen pazar günü, köydeki kantine yiyecek içecek götürme işine nezaret ederken iki çocuğa rastladım. Onları gördüğümde utandım. Kendimizden utandım. Onlara bellettiğimiz tarihten. Tüm bu medeniyet, tüm bu ilerleme, verilen sözler, sorunlarımızı katliamlarla çözmek için miydi? Adamlarımızdan birçoğunun savaşa girme nedenimizin farkında bile olmadıklarını biliyor musun? Karşı tarafta da durumun aynı olduğundan eminim. (Leş)
- Gerçek kusursuzca kurgulanmaz, planlanmaz; gerçek yanlışlarla, boşluklarla dolu, sonunda hepsinin cevabı verilmeyen soru işaretleriyle dolu bir anlatıdır. (Zamanın Kanı)
Yorumlar
0 yorumYorum yazmak için tam sürüme geçin