Kitap Künyesi

Yazar: Sevinç Çokum

Yayın Evi: Töre - Devlet Yayınları

İSBN:

Sayfa Sayısı: 221

--reklam--

Zor Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Köyünde türlü çeşit zorluklarla baş başa bulunan Kerim adındaki bir genç, anne ve babasının ve büyükşehire yerleşmiş bulunan halasının isteğini de göz önünde tutarak İstanbul'a gelir. Fakat yaşam kavgası bir yana; sağdan soldan, yukarıdan, aşağıdan gelen bin bir çeşit telkinler ve baskılar altında engin bunalımların içine düşer. Zaman zaman yeniden köyüne dönüp belki daha yoksun, fakat daha sakin eski yaşamına kavuşmayı düşünürse de bunu da yapamaz ya da yapmaz.

• Lise öğretmen ve öğrencileri, işçiler vb. diğer kişileriyle, 12 Mart 1971 Muhtırası’nı izleyen sıkıyönetim dönemindeki siyasal-sosyal ortama da bir bakış açısı getiren, ama yan olaylardaki kişi sayısının çokluğundan dolayı asıl olaydaki sürükleyiciliğini yer yer yitiren eser, 1977’de hem Dündar Taşer, hem de Ülkücü Gazeteciler Cemiyeti Roman Birincilik Armağanları’nı kazandı.

--reklam--

Zor Alıntıları - Sözleri

  • Bu eğreti bir dünyadır lakin yaşıyoruz işte.
  • Eskiden daha bakımlıydı bahçemiz. Bahçıvan da yaşlandı. Bakamıyor. Ah o kamelyaları, ortancaları, zambakları görseydiniz. Ben o zamanlar daha meraklıydım böyle şeylere şimdi çiçekleri seyretmek bile yoruyor beni.
  • Ayrılık her kişinin başına gelmiştir
  • Konuşacakları konular birikmiş olurdu ama az konuşurlardı. Birbirlerini görmek o yakınlık yeterdi onlara.
  • Şimdi herkesler toprağı bırakır oldu. Toprak canlı, insan gibi. Bıraktın mı küser oğul. Söner yeşillik
  • Neden sevdiklerinin yanında değildi şimdi?
  • Her sabah dünü unutarak uyandığına inandırıyor kendini.
  • Eskiden insanlar da başkaydı. Ne bileyim aşağı mahalledeki bir hasta, yukarı mahalleyi ilgilendirirdi. Yani, kimsenin kapısı bugünkü kadar sıkı değildi.
  • “İnsanın vazgeçemediği putlar...” diye düşündü adam.
  • Toprak canlı, insan gibi. Bıraktın mı, küser oğul. Söner o yeşillik.

--reklam--

Zor İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Sahafta tesadüfen görüp aldığım bir kitap "Zor". Yazarın ilk eserlerinden biri olduğu için sanırım dili çok yavan.Bolca diyalog var bu sayede çabucak okunuyor..Bazı kısımlarda mesaj verme kaygısı biraz rahatsız etse de fikri açıdan güzel, samimi bir olay örgüsü var.12 Mart dönemi sıkıntıları, sosyal yaşamı arka planda hissedebiliyorsunuz.Dönemin havası, farklı görüşler kişiler üzerinden aktarılmış.Daha başarılı dönem romanları var özellikle okunması gereken bir kitap olduğunu düşünmüyorum. *Sevgi Soysal *Tarık Buğra *Adalet Ağaoğlu Dönem romanı okumak isteyenler için yukarıdaki yazarlar bence daha etkili olacaktır :) (Cânân)

Uzun zamandır kitap incelemesi yazmıyor gibi hissediyorum kendimi. Bu ay doğru dürüst okuyamadığım için öyle bir duyguya da kapılmış olabilirim. 2 ince kitap ile birlikte toplam da 4 kitap okumuş oldum galiba. Aslında o iki ince kitabı bile okuyalı çok olmuş gibi bir hisse kapıldım nedense. Eskisi gibi kitap okuyamadığım için de böyle düşünmüş olabilirim. Neyse, bu kitapla ilgili bir şeyler yazmak istiyorum ama ne yazacağımı da pek bilemiyorum. Zira kitabın adı gibi zor geliyor bir şeyler karalamak. Aslında kitap çok merak uyandırdı bende, acaba Kerim'in hikayesi ne olacak diye her düşündüğümde konunun başka bir yere geldiğini gördüm. O kadar çok karakter var ki kitapta, aklım karıştı açıkçası. Öğretmenler, sağcılar, solcular, öğrenciler, köylüler, şehirliler...Sıkı yönetim dönemleri... Yazar bir çok konudan konuya atlamış ve bir çok karakter var kitapta. Keşke bir konuda sabit kalsaydı daha da güzel olurdu diye düşündüm aslında. Kitap kötü müydü? Asla... Beğendim ama dediğim gibi, çok fazla karakter ve konular arası geçiş olduğu için bir çok yerde kopukluk hissettim. Karadeniz'in ücra bir köyünde yaşayan ve hiç okuyamamış olan Kerim'in, bir sanat öğrenmesi için köyden şehre gönderilmesi ile başlıyor kitap. Kerim halasının yanına gönderilir ama kendini bir sığıntı olarak gördüğü için başka bir akrabasının yanına gider. Memleket hasretini ve yaşam kavgasını güzel yansıtmış yazar. Kerim'in kız kardeşi Sırma da, köy yaşamına, eşinin ailesinin yaptığı zulümlere dayanamaz ve şehre kaçar gelir. Onunla diyalogları da çok güzeldi. Özellikle şu alıntı da ki anlatım mest ediyor insanı : "Merdiveni inip çay ocağının bulunduğu düzlüğe vardığında, kapı dibinde, başını yana eğmiş, kendini gizlemek ister bir duruş takınmış bir kadına takıldı gözleri, kadın ansızın başını kaldırdı. Seslendi. Sırma bu... Çocuk bir yaz rüzgârının, bir kekik kokusunun havada dalgalandığını duydu. Duygusu içinden fışkıracak oldu. Kelimeleri unuttu. Ablası, serince elleriyle ellerini tuttu. -Yarım saattir beklerim buracıkta. Sıkıldım, utandım. Gelip geçenler oluyor. Biri, dilenci sandı beni. Dilenciler çok gelir olmalı buraya. Sırma. İşte yanı başında. Kiraz çiçekleri bostanlar. O uçsuz bucaksız mavilik, böcek sesleri... Yüreğindeki eski sıcaklık yine diriliyor. Sırtında lekeli bir pardösü var Sırma’nın. Diz altında lastiklenmiş çoraplarının kaba kalınlığı. Birden yabancı, aykırı buluyor Kerim onu. Ellerinin kabalığını, dişlerinin bakımsızlığını görüyor. Ablası bu mu? Orman diplerinde biten sarı eflatun ağu çiçeklerine benzerdi. Benekli sarı beyaz kelebeklere.." Ben sadece Kerim'den bahsettim ama, Kerim harici çok fazla karakter var kitapta. Beni sadece Kerim bölümü daha çok sardı galiba. Ama kitapta diğer kişilerin de hayat ile kavgalarına tanık olacaksınız bol bol. Demem o ki kitap adı gibi Zor bir dönemi, zor bir kaç kişiyi, zor zamanları anlatıyor. Güzeldi, yine de. (Eylem U.K.)

--reklam--

Zor PDF indirme linki var mı?

--reklam--

Sevinç Çokum - Zor kitabı için internette en çok yapılan aramalardan birisi de Zor PDF linkidir. İnternette ücretli olarak satılan çoğu kitabın PDFleri bulunmaktadır. Ancak bu PDF'leri yasal olmayan yollarla indirmek ve kullanmak hem yasalara hem de ahlaka aykırıdır. Yayın evlerinin sitesinden PDF satılıyorsa indirebilirsiniz.

Kitabın Yazarı Sevinç Çokum Kimdir?

Sevinç Çokum  25 Ağustos 1943’te  İstanbul  Beşiktaş’ta dünyaya geldi. Üç kız evlada sahip olan ailenin en küçük çocuğudur. Beşiktaş Büyük Esma Sultan İlkokulunu, Beşiktaş Ortaokulu ve Lisesini bitirdi. İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu; ayrıca Umumi Sosyoloji dalında öğrenim gördü.  Acıbadem Özel Anadolu Lisesinde ve Etfal Hastanesine bağlı hemşire okulunda Türkçe ve Edebiyat dersleri verdi.

Orta öğrenimi sırasında bir süre İstanbul Radyosu çocuk korosunun haftalık programlarına katıldı.   Klasik Batı müziği dalında özel keman dersleri alarak Türk ve değişik ülkelerin temsilcilerinden  oluşan A. Kavafyan yönetimindeki  İstanbul Amatör Senfoni Orkestrasında ikinci kemanlarda çaldı, konserlere katıldı. Üniversitedeyken politikayla ilgilenmeğe başladı. Bir siyasi partinin ilçe gençlik kolu başkanı oldu, daha sonra İl Gençlik Teşkilâtına geçti, bir süre sonra politikada aktif rol almaktan  vazgeçti.  Öğrenimi sırasında evlenen  Sevinç Çokum, 1968 çalkantılı döneminde öğrenci hareketlerine fikirleriyle katıldı.

Edebiyata sevgisi  ortaokul sıralarında Türkçe Öğretmeni Necmi Seren’in, lisede ise Suzan Karamanlıoğlu’nun   yönlendirmeleriyle  yol aldı. Necmi Seren öğretmenliğin dışında Macarca’dan çeviriler yapmış, ünlü “Pal Sokağı Çocukları” romanını Türkçeye kazandırmıştı. Sevinç Çokum daha o tarihlerde günlük tuttu, şiirler yazdı. Lisede öğrenciyken büyüklerin katıldığı Kudret Gazetesindeki bir yarışmaya girerek ikinci oldu. Üniversitede hikâyeler yazmağa başlayan yazarın  Bir Eski Sokak Sesi adlı öyküsü Hisar Dergisinde (Şubat 1972) yer aldı. O sıralarda Yelken ve Eflatun Dergilerinde de birkaç hikâyesi görüldü, Ahmet Nadir Caner’in yönettiği Başkent Gazetesinde  şiirlerinden bazıları  neşredildi. İlk hikâyelerini  Eğik Ağaçlar adlı kitabında toplayan yazar,  Behçet Necatigil’in  tavsiyesiyle öyküde yoğunlaştı. Bu kitabın ardından Hisar Dergisinin yanısıra  Türk Edebiyatı Dergisinde de yazmağa başladı. 1975-76 yıllarında Kültür Bakanlığı bünyesinde düzenlenen komisyonlardan Halk ve Çocuk Yayınları Kurulundaki çalışmalara katıldı. 1977-79 yıllarında Türk Edebiyatı Dergisinin yazı işleri müdürlüğünde bulundu. Daha sonra,  (1981-85)  eşi Rıfat İzzet Çokum’la kurdukları Cönk Yayınlarını yönetti. Sevinç Çokum’un öykü, söyleşi ve diğer yazıları, Hisar, Türk Edebiyatı, Gösteri,  Varlık Dergilerinde ve Dünya- Kitap’ta yer aldı.

Öyküleri:

Eğik Ağaçlar (1972), Bölüşmek (1974), Makina (1976), Derin Yara (1984),Onlardan Kalan (1987 ) Bu kitaplar birleştirilerek, Bir Eski Sokak Sesi, Evlerinin Önü, Onlardan Kalan adlarıyla yeniden yayımlandı. Rozalya Ana  (1993- Türkiye Yazarlar Birliği Armağanı), Beyaz Bir Kıyı (Fas’ta geçen hikâyeleri 1998), Gece Kuşu Uzun Öter (2001 ), Al Çiçeğin Moru (2010).

Romanları:

Zor (1977), Bizim Diyar (1978), Hilal Görününce (1984- Milli Kültür Vakfı ve TYB Armağanları), Ağustos Başağı (1989), Çırpıntılar  (1991), Karanlığa Direnen Yıldız (1996), Deli Zamanlar (2000),  Gülyüzlüm (Tefrika roman olarak yazılışı 1988, kitaplaşması 2003 ), Gece Rüzgârları (2004), Tren Burdan Geçmiyor (2007),  Arada Kalmış Tebessüm (2010), Lacivert Taşı (2011- Eskader Roman Armağanı)

Gazete Yazıları: Güzele Bakan Karınca (1997), Vaktini Bekleyen Tohum (2000 )

Anlatı:  Hevenk- Kayıp İstanbul (1993-TYB Armağanı)

Radyo programları ve TV senaryoları da bulunan Çokum, Yeniden Doğmak adlı dizi senaryosuyla  Ankara Gazeteciler Cemiyeti, 1988 Basın Şeref Belgesine lâyık görülmüştür.

Çevrilmiş Eserleri:

Çarmıh,Bir Geminin Getirdikleri, Der Neu Mensch İn Der Türkei – Almanya(Seçkiye Katılan Öyküler)

BizimDiyar, Prof.Dr.  Azize Cefarzade’nin çevirisiyle- Azerbaycan-Baku.(Roman)

Tarifsiz Bir Sesin Hikâyesi, Moderne Turkse Verhalen- Hollanda (Seçkiye Katılan Öykü)

Denizin Dalgası Saçların, Racconti dell Anatolia-İtalya (Seçkiye Katılan Öykü)

Deli Zamanlar  Arapçaya çevrilerek Mısır’da yayımlandı (Roman)

Tarlabaşı’nda Sabah Oluyor, Istanbul In Women’s Short Storıes – England ( Seçkiye Katılmış Öykü)

Deli Zamanlar Arnavutluk, Bulgaristan ve Hindistan’da yayımlanmak üzere çevrilmektedir.

Eserleri üniversitelerde araştırma konusu olan Sevinç Çokum’un yurt dışında da bazı eserleri üzerinde çalışmalar gerçekleşti. Ayn Şems Üniversitesinden Ayşe Abdülvahid Çırpıntılar romanıyla ilgili, Batıda Türk Göçmenlerinin  Sorunları  adıyla  yüksek lisans yaptı.(2008-2010) Ayrıca yine Mısır’da Kahire Üniversitesinden Muhammed Eyd, yazarın  Beyaz Bir Kıyı  adlı eserini dil bakımından inceleyen bir çalışma ortaya koydu.(2010-2011)

İlk kitabıyla insan sevgisi ve hümanizma çizgisinde görünen Sevinç Çokum, zaman içerisinde öykü ve romanlarında değişimler yaşadı. Toplum ve birey arasındaki ilişkileri kurcalayan yazar, ilk romanlarında ulusun değerlerini kişilerine aktararak onları tarih perspektifi içinde ele aldı. Giderek insanın iç yapısındaki  derinliklere yönelen yazar,  sanatın sınırları olmayacağını savunarak evrenselliğe ulaştı. Deli Zamanlar romanıyla birlikte hikâyelerindeki ince gözlemleri, dil özenini ve ironik bakışı romanlarına taşıdı. Tren Burdan Geçmiyor ve Arada Kalmış Tebessüm, Lacivert Taşı  gibi  son romanlarında sosyal-psikolojinin verileriyle insanı anlamaya çalıştı. Abukiz adını verdiği bir felsefe ortaya atarak, çok renkli ve prizmatik bir yapı içinden dünyaya baktı. İçtenliği önemseyerek öğretilerin dışındaki doğruları aradı.

 

--reklam--

Sevinç Çokum Kitapları - Eserleri

  • Hilal Görününce
  • Ağustos Başağı
  • Lacivert Taşı
  • Bizim Diyar
  • Rozalya Ana
  • Gece Kuşu Uzun Öter
  • Tren Burdan Geçmiyor
  • Bir Eski Sokak Sesi
  • Al Çiçeğin Moru
  • Arada Kalmış Tebessüm
  • Deli Zamanlar
  • Gece Rüzgarları
  • Onlardan Kalan
  • Çırpıntılar
  • Evlerinin Önü
  • Yüzünü Sıyır Karanlığından
  • Kırmalı Etekler
  • Hevenk - Kayıp İstanbul
  • Güzele Bakan Karınca
  • Karanlığa Direnen Yıldız
  • Gülyüzlüm
  • Zor
  • Vaktini Bekleyen Tohum
  • Çok Yapraklı İlişkiler
  • Beyaz Bir Kıyı
  • Gözyaşı Çeşmesi
  • Bölüşmek
  • Tek Kalan Fincan
  • Makina
  • Eğik Ağaçlar
  • İskele Gazinosu
  • Beyaz Bir Kıyı

--reklam--

Sevinç Çokum Alıntıları - Sözleri

  • Varsın adları "göçmen " olsun. Çok sürmez , Avustralyalı olurdu onlar da. Ne kadar olunabiliyorsa tabii. (Çırpıntılar)
  • İnsanın, kimi zaman canını veresiye önemsediği birinin ya da bir nesnenin gün gelip kendisi için anlamını yitirdiğini anlaması doğal yaşanmışlıklardan değil miydi? (Tren Burdan Geçmiyor)
  • Hani bazen bir kuşa sevgiyle coşkuyla bağlanirsin, sonra kuşa bir hal olur. Hani yemez de yermiş gibi yapar, durmadan uyur; kanatları düşer. Hani solmakta olan bir çiçeğe dönüşür... gayrı parlatamaz tüylerini, matlaşır o tüyler, belki çoktan ölür derisi, yenilemez kendini geri dönülmezliklerde. Sonra bir bakarsın... (Gülyüzlüm)
  • Sevgi belki de milyonlarca anlardan birindeki birkaç saniyedir; fakat o birkaç saniye aslında ömürleri içine alabilir. (Arada Kalmış Tebessüm)
  • "Gül alır, gül satarlar.. Gülden terazi tutarlar Gülü gül ile tatarlar Çarşı pazar güldür gül.." (Ağustos Başağı)
  • Hayat pişmanlıklar zinciridir. Ama yıllar sonraki doğruların, sana bazı şeyler anlatır. (Yüzünü Sıyır Karanlığından)
  • Gece ışığı umuttu çünkü, umuydu. Umularla ürerdi hayat; hele umumun bir parçası isen... (Al Çiçeğin Moru)
  • Zamanın güzel bir noktasındaydık;zaman bizi karalamamıştı henüz ;ülkemiz karalamıştı. Ülkemiz bizi gözden çıkarmamıştı henüz. (Gece Rüzgarları)
  • “Siz bilimsel çalışmalarınızı sürdürürken bunlar olmaktaydı ve sonra sis diye bir hastalık icat ettiler; sözüm ona başka ülkelerde de bu hastalığın var olduğuna dair düzmece haberler çıkmaya başladı. Hayır, hayır, bin kere hayır! Kendileri gibi düşünmeyenlerin parlak zekâlarını söndürmeye çalışıyorlardı düpedüz. Çünkü karşı çıkan çoğu insanda itiraz eden aykırı bir gene rastlanıyordu. İtiraz geni, evet! Sözgelimi diğer hücreler maviyse aykırı gen her renge dönebiliyor. Maviden mora, mordan kırmızıya, yeşile ve sarıya... İşte o dayatılmış sistemlere uymayan gen...” (Çok Yapraklı İlişkiler)
  • Savaş bizim irademizden doğsa da kaderimiz gibidir. (Gözyaşı Çeşmesi)
  • Seni gezemediğim, keşfedemediğim, bozulmamış çok yakın bir kent gibi hatırlamalıyım. (Arada Kalmış Tebessüm)
  • Belki de ölmüşsündür, nerden bileyim, bilmeyi de istemiyorum. Ben benim işte aylardır bunu söylemeye çalışıyorum. Kimse bana hangi renkleri seveceğimi, hangi tatlardan hoşlanacağımı anlatmasındı. Beni bir makine addedip her parçamı değiştirebileceğini sanmasındı. Duvarın arkasında annen var demek! Aramızda hep bir duvar vardı zaten ve bizi hangi sersem esinti yanlışlıkla bir araya getirdi, bilemiyorum. Neyse, geldi geçti. (Kırmalı Etekler)
  • Eskiden daha bakımlıydı bahçemiz. Bahçıvan da yaşlandı. Bakamıyor. Ah o kamelyaları, ortancaları, zambakları görseydiniz. Ben o zamanlar daha meraklıydım böyle şeylere şimdi çiçekleri seyretmek bile yoruyor beni. (Zor)
  • Kırılsın varsın hayalleri. Pek çabuk kırılan hayal de zaten barınmamalı insanda. (Bizim Diyar)
  • İnsanların uçsuz bucaksız gaddarlığını anlayamadan öleceğim. Tutkuların sonsuzluğunu da... (Kırmalı Etekler)
  • .. '' O çiçekleri neden yaşatmaya çalışıyorum sanki? Çiçekler de ölür elbette. Yaşayan sadece tohumlarıdır. Yaşayan ve devam eden... " (Çırpıntılar)
  • Sevdiğim, yağmurla ayrıldık biz ve yine yağmurla kavuştuk. (Yüzünü Sıyır Karanlığından)
  • Kırılsın varsın hayalleri. Pek çabuk kırılan hayal de zaten barınmamalı insanda. (Bizim Diyar)
  • Ah ne olur bir gün şu trenlerden değişmiş olarak insem. Evimin kapısından, bir başka ben olup girsem... (Onlardan Kalan)
  • Gurur... Aşkın hem dostu hem düşmanı. Dostu, çünkü onunla yaşar ve ayakta durur o bağ. Düşmanı, çünkü yaprak uçurtmaz ortalıkta, yaprak kıpırdatmaz ki öteki ruh anlasın, sezsin, sevildiğini bilsin. (Tren Burdan Geçmiyor)