SİYASETTE KOLTUK MU, İLKE Mİ?
Değerli okurlarım,
Türk siyasetinde zaman zaman farklı gerekçelerle partisinden istifa ederek başka bir partiye geçen siyasetçilerle karşılaşıyoruz. Peki, bir partinin çatısı altında seçime girip milletvekili seçildikten sonra başka bir partiye geçmek ne kadar etik bir davranıştır? Bu durum, seçmenin iradesine ve siyasi ahlaka ne ölçüde uygundur?
Unutulmamalıdır ki seçmen, oyunu yalnızca bir kişiye vermez. Aynı zamanda o kişinin temsil ettiği partinin ilkelerine, programına ve siyasi anlayışına da destek verir. Dolayısıyla seçildiği partiden ayrılarak başka bir partiye geçmek, her ne kadar hukuken mümkün olsa da siyasi etik ve seçmen iradesi açısından ciddi biçimde sorgulanması gereken bir davranıştır.
Siyasette asıl mesele yalnızca seçilmek değil, seçmenin güvenine layık olmaktır. Çünkü demokrasi, sandıkta kullanılan oylarla başlar; verilen sözlere bağlılık ve temsil sorumluluğuyla devam eder.
Bu konuda Ahmet Eşref Fakıbaba’nın siyasi tutumu dikkat çekici bir örnek olarak karşımıza çıkıyor. Refah Partisi kökenli olan, daha sonra AK Parti saflarında siyaset yapan ve Şanlıurfa’da bağımsız olarak belediye başkanlığı seçimine katılan Fakıbaba, siyasi yaşamının ilerleyen döneminde İYİ Parti’den milletvekili seçildi.
Ancak İYİ Parti ile yaşadığı uyum sorunlarının ardından hem partisinden hem de milletvekilliğinden istifa ettiğini açıkladı. Fakıbaba’nın bu kararını önemli kılan nokta, yeni bir seçim yapılmadan parti değiştirmenin seçmene saygısızlık olduğunu ve ahlaki açıdan doğru bulmadığını ifade etmesiydi.
Elbette her siyasetçi parti yönetimiyle anlaşmazlık yaşayabilir, siyasi görüş ayrılığına düşebilir veya kendisini artık o partide temsil edemediğini düşünebilir. Böyle durumlarda istifa etmek, kişinin kendi siyasi tercihidir. Ancak seçmenin verdiği yetkinin sorumluluğunu taşımak da en az o yetkiyi kazanmak kadar önemlidir.
Bir siyasetçinin ilkeli duruşu, yalnızca söyledikleriyle değil, zor zamanlarda aldığı kararlarla da ölçülür. Makamını ve siyasi geleceğini her şeyin üzerinde tutmak yerine, seçmene karşı sorumluluğunu ön planda tutmak, siyasette güvenin yeniden inşası açısından büyük önem taşır.
Sözü özü; siyaset yalnızca koltuk kazanma yarışı değildir. Siyaset, güven, sorumluluk, dürüstlük ve temsil ahlakı üzerine kurulmalıdır. Seçmenin oyunu kişisel bir kazanım olarak görmek yerine, millete verilmiş bir emanet olarak değerlendirmek gerekir.
Ahmet Eşref Fakıbaba’nın ortaya koyduğu bu yaklaşım, Türk siyasetinde üzerinde düşünülmesi gereken bir mesaj vermektedir: Siyasette asıl başarı, makamı korumak değil, ilkeleri koruyabilmektir.
Çünkü koltuklar geçici, siyasi hesaplar değişken; ancak seçmenin güveni ve insanın ahlaki duruşu çok daha değerlidir.
Abdulbaki Akbal