Ah Suriye!

Suriye; kanayan yara dinmeyen acı... Milyonlarca insanın evini, barkını, yurdunu terketmek zorunda bırakılan ülke...

KÖŞE YAZISI
PAYLAŞ:

Hemen yanı başımızda  ama çok uzağımızda gibi görünen garip coğrafya... Yüz binlerce insanın hayatını kaybettiği ve sakat kaldığı, dul, yetim ve öksüzler diyarı... İki buçuk yaşındaki "Erva" bebeğin donarak öldüğü soğuk bir memleket..."Aylan" bebeğin minicik bedeninin suda boğularak, buna rağmen vicdanları harekete geçiremeyen, adaletsiz bir coğrafyanın resmedilişi... Zalimlerin, barbarların ve katiller sürüsünün buluştukları ortak nokta... Ah Suriye, mazlum Suriye!!! Mazlumiyetini, mağduriyetini dile getirmek için kelimelerin kifayetsiz kaldığı yer...

Yirmi yıl önce ziyaret amaçlı Suriye 'ye gitmiştim. Henüz savaş yoktu. Ama geri kalmışlığını insan iliklerine kadar hissediyordu. Yirmi yıl aradan sonra tekrar gitmek nasip oldu. Ancak bu gidiş çok daha farklı ve heyecanlı idi. Hayırseverlerden toplanılan yardımları dağıtmak için gidişimiz çok anlamlı idi. Zira Rabbimizin emri olan; "İyilik ve Takva'da yardımlaşın", "Müslümanlar ancak kardeştirler" ferman-ı ilahisi gereği vazife ve sorumluluk bilinciyle yola çıkıyorduk. 

Türkiye Diyanet Vakfı Mardin Şubesi olarak bir heyetin içinde yer alarak sabah erkenden yola çıktık. Sınıra kadar sorunsuz bir şekilde gittik. Sınırda gerekli işlemler ve güvenlik sağlandıktan sonra askeri araçlar nezaretinde İdlib bölgesi Safye köyüne vardık. Askeri görevliler tarafından çadırlar kurulmuştu. Vakıf görevlileri olarak oradaki görevliler ile gerekli istişareler yapıldıktan sonra yardım dağıtımına başladık. Civar yerlerden de gelen çoğunluğu kadın ve çocukların oluşturduğu kalabalık bir topluluk vardı. Sırayla  gelen ailelerin fertlerine bot, mont, kazak, pantolon vb giyim eşyası veriliyordu. Giyim dağıtımı sonrası bir koli gıda, un, çocuk bezi ekmek ve diğer ihtiyaçları veriliyordu. 

Yardım alan ailelerin mutlulukları yüzlerinden okunuyordu. Özellikle çocukların masumiyeti ve mutlulukları bizleri çok mutlu ediyordu. 

Diğer taraftan'da İslam ülkelerinin o kadar yer altı ve yer üstü kaynaklarına rağmen nasıl perperişan, yoksul ve muhtaç hale getirildi diye? düşünmeden edemedik.

 

Bir zamanlar onlar da bizler gibi çalışıp, ticaretle uğraşıp evlerine ekmek götürüyorlardı. Ancak savaşın acımasızlığı onları bir tas çorba ve bir ekmeğe muhtaç hale getirmiş maalesef. Askeri yetkililer ve oradaki görevlilerden sorduğumuz kadarıyla, halkın hiç bir geliri yok. Bazı ailelerin bir kaç koyun, bazı ailelerin ise ektikleri arazileri dışında yapabilecekleri başka bir işleri yok. Elektrik bir çok yerde yok. Olan yerlerde ise jeneratörler aracılığı ile ancak ulaşılabiliyor. 

İnsan; onların durumlarını, mağduriyet ve mazlumiyetlerini gördükçe, düzenin, huzurun, birlik ve beraberliğin, güvenlik ve sükunetin ne kadar kıymetli olduğunu bir daha anlıyor.

İslâm alemi ve ülkeleri başta Suriye olmak üzere; Filistin, Yemen, Doğu Türkistan ve diğer coğrafyalarda yaşanan kan, gözyaşı ve işgalleri sona erdirmek istiyorlarsa bir araya gelip çözüm bulmak zorundadırlar. Ümmet içerisinde var olan tefrika, dağılmışlık, fitne, fesat, bencillik, mezhepçilik bir kenara bırakılmadığı sürece bu acıların son bulmayacağını bizlere gösteriyor. 

Rabbim Müslümanları ittihad üzere birleştirsin. Mazlum ve mağdur olan tüm kardeşlerimizi sahili selamete çıkarsın. Mazlum kardeşlerimize el uzatan, gerek Diyanet Vakfı gerekse bu konuda çaba sarfeden duyarlı tüm STK'ların emekleri her türlü takdirin üzerindedir. Rabbim istikamet yolundan ayırmasın.

YORUMLAR

  • Allah Teala en kısa zamanda bir çıkış yolu ihsan etsin. İyilik yolunda ayaklarımızı sabit kılsın.

    Kaleminize sağlık sayın Hocam.Rabbimden niyazım mazlum ve mağdur kardeşlerimizi hal-i pürmalel durumdan bir an önce sahili selamete çıkarması ve müslümanlar arasında birlik ve beraberliğin sağlanmasıdır.

Yorum Ekle