Analitik Değiniler; Tarih, bilim ve bilinç

İnsanlık tarihi bir zincir veya ırmak gibidir. Döngüsel olduğu ve zamanla yenilenerek yinelendiği de ifade edilir.
İnsanlık tecrübesi de, geçmişte yaşanmış olanın bugüne; bugün yaşanılanın da geleceğe aktarıldığı serüvenin toplamıdır.
Tarih, salt ilerlemeci ve yukarıya doğru bir çizgi değil, belki de kalp grafiği gibi inişli-çıkışlı bir dalgalanma olarak seyr eder.
Bu nedenle farklı coğrafyalarda, farklı ırk, inanç ve kültür toplulukları veya insanlarının muhtelif zamanlarda ürettikleri birikimin tamamını görmekten ve takdir etmekten geri durulmamalıdır.
Mimari, estetik, sanat, felsefe, metafizik, güvenlik, tıp vb alanlarda da bilim müktesebatına böyle yaklaşmak gerekir.
* * *
Tüm coğrafyalarda, tüm zamanlarda ve bütün insanlar için zorunlu ve değerli bir bilim alanı olan Tıp tarihinden bazı hususları paylaşmak istiyorum.
Bilindiği üzere Tıp Bilimi tarihi adeta Hipokrat ile başlar ve Calinus ile tekrar gün yüzüne çıkarılır. Zekeriya Er Razi ile derlenip toparlanır ve İbni Sina ile ileri seviyeye ulaştırılır.
Bu konuda kimsenin bilim ve bilim insanını temlik etmeye ve tekeline almaya hakkı yoktur.
Tıp biliminde çok meşhur ve yaygın olarak bilinen Hipokrat örneğine temas etmek istiyorum;
M.Ö. 450 yıllarında yaşamış olan Hipokrat’ın öğrencilerine verdiği tıp bilgisinin akabinde yaptırdığı yeminin tarihsel derinliği yanında güncel değeri hala korunmaktadır.
Özünde tıp etiği, deontoloji veya doktorun ahlaki sorumluluklarını içeren bu yemini, tarihte Müslüman bilim adamları bazı küçük değişikliklerle “eyman-ı ebukrat” (Hipokrat Yemini) olarak sürdürmüş ve bugün Tıp mezunlarına da bazı yeniliklerle okutulmaya devam edilmektedir.
Hangi sahada olursa olsun, tarihi derinliği ve tarihteki gelişmeleri yok sayarak bugünün sonuçlarını konuşmak nankörlük ve vefasızlıktır.
Ortaçağ boyunca Avrupanın skolastik düşünce içinde katı bir doğmatizm ile boğuştuğu, akıl ve bilimin çıktıları için büyük ve ağır bedellerin ödendiği malumdur.
Aynı dönemlerde yoğun felsefi, dini, bilimsel ve metafizik tartışma ve üretme alanında İslam dünyası zirve durumundaydı.
Sokrat, Eflatun, Aristo, Platinus vb bir çok Yunan düşünürünün unutturulduğu bu dönemde büyük bir tercüme hamlesi ile bu düşünürlerin eserleri Grekçeden Arapçaya tercüme edilmiş; ardından de yapılan şerhler ve yorumlarla beraber Latinceye çeviri yapılmıştır.
İspanya ve Sicilya üzerinden Endülüs İslam medeniyetinin Avrupa’ya intikal eden mirası, Avrupa’da Septisizm ve Rasyonalizm kıvılcımlarını tutuşturmuştur.
Hipokratik eserlerin pek çoğu Abbasiler döneminde, Câlînûs şerhleriyle birlikte Huneyn b. İshak ve okulunun öncülük ettiği tercüme faaliyetleri sırasında Grekçe (yunanca)dan Arapça’ya tercüme edilmiştir.
Müslümanlar, Hipokrat’ın eserlerini tercüme ettirmekle kalmamış; aynı zamanda geniş ve farklı şerhler yazarak güncel bir değer katmışlardır. (Bu konuda başta Süryani ve Yahudi mütercimlerin çabasını unutmamak gerekiyor)
Tercüme ve şerh ettikleri Hipokratik eserlerin başında Kitâbü’l-Fuṣûl (Aforizmoi) ve Taḳdimetü’l-maʿrife (Prognostikon) gelmektedir. Bunlardan Ebü’l-Kāsım İbn Ebü’s-Sâdık, Abdüllatîf el-Bağdâdî, İbnü’n-Nefîs ve İbnü’l-Kuff’un Kitâbü’l-Fuṣûl şerhleriyle Mühezzebüddin ed-Dahvâr ve yine İbnü’n-Nefîs’in Taḳdimetü’l-maʿrife şerhleri en tanınmış olanlardır.
Hipokrat’ın klinik gözlemciliğinin İslâm dünyasındaki en önemli temsilcisi Ebû Bekir er-Râzî’dir. Onun el-Ḥâvî adlı ünlü eseri Hipokratik külliyata atıflarla doludur. Ayrıca Ya‘kūb b. İshak el-Kindî’nin eṭ-Ṭıbbü’l-Buḳrâṭî’si ile Ebü’l-Hasan et-Taberî’nin el-Muʿâlecâtü’l-Buḳrâṭiyye’si bu külliyattan derlenmiş müstakil çalışmalardır
Hipokrat külliyatının Yunanca tenkitli metni ise 16. yüzyılda ilk defa Fr. Asalanus tarafından hazırlanmış ve Fabius Calvus tarafından Latince’ye tercüme edilmiştir (Venedik 1526).
Eserlerin bir kısmı Francis Adams tarafından The Geniune Works of Hippokrates adı altında ancak 1839’da İngilizce olarak yayımlanmıştır. (TDV İslam Ansiklopedisi’nin ilgili maddelerinde daha şümullü bilgiler verilmektedir.)
Görüldüğü üzere Bukrati veya Ebukrat olarak arapça eserlerde geçen Hipokrat, başta İbni Nefis, Zekeriya ErRazi, El Kindi, Et Taberi ve İbni Sina olmak üzere birçok İslam bilgini ve filozofu tarafından çok erken dönemlerde 9.yüzyıldan itibaren ilgi ve dikkatle değerlendirilmiştir.
Demek ki İnsanlık ve Bilim mirasına duyarsız kalmayıp anlama çabası içinde olanlar kim olursa olsun başarılı ve güçlü olabilmektedir.
İslam dünyasında analitik yaklaşımın öne çıktığı (9-13. Asır) dönemlerde İslam düşünürleri Bilim ve Medeniyete büyük katkılarda bulunmuştur. Sonraki dönemlerde adeta doğmatik düşünceye teslim olunduğu için de savunmacı (muhafazakar), edilgen, şekilci ve ürkek bir hale evrilmişlerdir.
Malik bin Nebi’nin dediği gibi; ‘son iki yüz yıldır İslam dünyası sömürülebilir bir kıvamda olması nedeniyle bu ağır bedele düçar olmaktadır.’ Yani bu sonuçları üreten sebepleri içerde aramak gerekiyor.
Tarihi şahsiyetleri ve eserleri zaman ve toplum üstü görmekten kaçındığımız gibi; vefasızlık ve lakaydlık da göstermemeliyiz.
Tarihin, toplumun, kültürün ve insanın değişkenliğini kavramanın yanında köklerin, değerlerin, emeğin ve tefekkürün bilincinden kopmamalıyız.
Tarih, döngüsel olarak veya kalp grafiği gibi iniş-çıkışlarına devam etmektedir. Ancak “Zihin çalışma biçimi” konum ve seviye belirlemede en etkin unsur olmaktadır.
Zihinsel sıçrama olmadan ahvalde düzelme beklenemez.

 

Mustafa Aydın

1965 Mardin doğumlu..İlk ve orta tahsilini Mardinde, lise tahsilini Bitlis İmam Haip Lisesinde yaptı.Anadolu Ünv. İş İdaresi mezunu..Diyanet, içişleri ve Sağlık Bakanlığı taşra teşkilatlarında çalıştı

loading...

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle