Araba Sevdası - Recaizade Mahmut Ekrem Kitap özeti, konusu ve incelemesi

Araba Sevdası kimin eseri? Araba Sevdası kitabının yazarı kimdir? Araba Sevdası konusu ve anafikri nedir? Araba Sevdası kitabı ne anlatıyor? Araba Sevdası kitabının yazarı Recaizade Mahmut Ekrem kimdir? İşte Araba Sevdası kitabı özeti, sözleri, yorumları ve incelemesi...

Kitap

Kitap Künyesi

Yazar: Recaizade Mahmut Ekrem

Yayın Evi: İletişim Yayıncılık

İSBN: 9789750516689

Sayfa Sayısı: 311

Araba Sevdası Ne Anlatıyor? Konusu, Ana Fikri, Özeti

Araba Sevdası, Tanzimat döneminde rastladığımız diğer roman denemelerinden apayrı, yazarını da benzersiz kılan bir romandır. Sultan Abdülaziz döneminde yaşanan trajikomik bir aşk hikâyesini, abartılı bir "alafranga züppe" karakterinin etrafında anlatan Araba Sevdası, Türkçe edebiyatın en özgün örneklerinden biridir. Daha sonra pek çok romanda benzer örnekleri yaratılacak, aşırı Batılılaşmış, özenti karakterlerin dramı, en yoğun olarak Araba Sevdası'nın kahramanı Bihruz Bey'in şahsında ete kemiğe bürünür ve bir klasik haline gelir. Bu sadeleştirilmiş basımda, Araba Sevdası'nın orijinalinde yer alan resimlerin yanı sıra romanın kaynaklarını ve göndermelerini belirginleştiren metinlere, haritalara ve resimlere de yer verilmiştir.

"Eğer Tanzimat romanına bir Batılılaşma romanı değil de bir modernleşme romanı olarak bakarsak, Araba Sevdası gerçek 

anlamda modern ilk romandır."

-JALE PARLA-

"Bu köksüz gölgeler kitabında asıl kahraman, Bihruz Bey'in parasını tam olarak ödemediği ve sonunda elinden aldıkları arabasıdır. O, kitabın sembolü ve fatalitesidir."

-AHMET HAMDİ TANPINAR-

(Tanıtım Bülteninden)

Araba Sevdası Alıntıları - Sözleri

  • "Kâğıt sizin kıymetli fikirlerinizi saklamaya lâyık değildir."
  • "Aşk! Aşk nedir sanki? Ahmaklıkların en büyüğü.."
  • "Kendini gözet evlâdım! Kendini gözet! Kadınlar çok zararlıdır. Onlar, azap meleklerinin yer yüzüne inmişleridir. Bizi cennet kapısından cehenneme atarlar. Bir köre demişler ki, 'Hanımınız bir güldür'. O da, "Dikenlerinden anlıyordum' cevabını vermiş.
  • Görünüş aldatıcıdır derler.
  • İnsan mutlu olunca zaman nasıl çabuk geçiyor!
  • Sevda, ki bir insanın yalnız gönlüne değil, aklına, fikrine, iradesine kısacası bütün heveslerine, manevi kuvvetlerine hakimdir...
  • Ah! Aşk! Aşk! Aşk nedir sanki? Ahmaklıkların en büyüğü!
  • Hiç düşünmeyeyim diyorum, olmuyor..
  • Görünüş aldatıcı olabilir
  • Hiç düşünmeyeyim diyorum, olmuyor…
  • "Kitabı bitirmedikçe elinden bırakmamış, o yüzden sabahın saat dördüne kadar olduğu yerde uyanık kalmış, okuma sırasında -kendi kendine sönünceye kadar yanan- mumların isi odayı doldurmuştu."
  • "İnsan mesut olunca vakit nasıl çabuk geçiyor!"
  • "Çocukluk âleminden gençlik âlemine geçince beyefendi önce araba sevdasına düştü."
  • İnsan mutlu olunca vakit nasıl çabuk geçiyor.
  • Bir siyahçerde civandır. Hüsnü mümtaz-ı cihandır. Aşkı gönlümde nihandır. Bunca dem bunca zamandır.

Araba Sevdası İncelemesi - Şahsi Yorumlar

Füze atsaydınız Recaizade Bey: Def'aten başladığım bu roman, toplumun üst kesimine matuf olarak müessir hicivler ihtiva ediyor :) Bu cümledeki gibi eski dilden bolca kelime var, bu insanı yoruyor ama aynı zamanda keyif de veriyor. İlk realist roman olarak derslerde gördüğümüz bu kitap aslında Batı özentisi olan ve kendini aydın zanneden Bihruz Bey'in öyküsü. Fransızca kelimeleri cümle içinde kullanınca, kendi toplumuna sırt çevirince aydın olduğunu zanneden ama yeri gelince kayıkçı, yeri gelince sahaf, yeri gelince arkadaşı tarafından kandırılan bir "çakma alafranga"nın trajedisi. Bihruz Bey ne kadar o dönemki Osmanlı veya şark toplumuna benziyorsa araba içinde görüp sevdalandığı Periver Hanım da sanki o dönem Avrupası'nı yansıtıyor. Derinine inmeden hayranlık duyulan, kulaktan dolma bilgilerle sevilen ama aslında zannedilenden farklı şekilde zuhur eden bir Periveş Hanım (Avrupa) görüyoruz. Periveş Hanım, blonde (sarışın) adıyla geçiyor tüm kitap boyunca. Tıpkı beyaz Avrupa gibi bir 'ten rengi' sıfatıyla görüyoruz onu. Bihruz Bey ise elinde tüm imkanlar olmasına rağmen parayı har vurup harman savuran, entelektüel birikime değil de gösterişe para harcayan, içindeki cevheri keşfedememiş ve Keşif Bey gibi insanların elinde oyuncak olmuş birisi. Tıpkı elindeki gücü fark etmeyen ve özentilik içinde potansiyelini harcayan milletler gibi. Gönderdiği mektuplar Periveş Hanım'a hiç ulaşmasa da bundan habersizce kendi kendini yiyip bitiren bir karakter. Tıpkı Avrupa karşısında vakti zamanında elde ettiği üstünlüğü kaybedince aşağılık kompleksine yakalanıp, Avrupa tarafından ciddiye alınmadığını düşünerek bunu saplantı haline getiren ve tabiri caizse hastalanan uluslar gibi. Aynı konak içindeki annesiyle bile iletişim kuramayan, Batılı olayım derken kendisi bile olamayan, öldüğünü zannettiği kadının mezarını ararken onu karşısında bulan fakat bu sefer de onunla arasında pek ortak nokta olamayacağını fark eden Bihruz Bey'in öyküsü okunmaya değer. Bu kitap sıkışmışlığın, biçareliğin kitabı. (Yorgun demokrat)

Tamız ayının 2.betiği (2021 yılında okuduğum 66.betik): Romanımızın kahramanı 24 yaşlarında, eğitimi az olan Bihruz Bey’in babasından kalan serveti ile birlikte lükse düşkünlüğünü ve Periveş isimli kıza aşkını anlatıyor. Aslında bir de kızın bindiği arabaya aşık oluyor. Bütün merakı arabasıyla gezinti yerlerinde dolaşıp kendini göstermek, herkesten daha şık giyinmek, Türkçe cümleler arasında Fransızca sözcükler kullanmak ve herkesle Fransızca konuşmak. Ah birde insanlara güvenmemeyi öğrenseydi, ne yalanlar söylediler adama. Beklentilerin her şey olduğu, bireyin dünyayı kendi beklentilerine göre yorumladığını, inşa ettiğini çok hoş tasvirlerle anlatıyor. Bu açıdan psikolojik öğreti taşımaktadır. Bunu 1898 yılında yapması göz önüne alındığında gerçekten önemi birkaç kat daha iyi fark edilebilir. İşin aslı, bir asırdan fazla zaman geçmesine rağmen Bihruz Bey'lerin halen varlığını sürdürüyor olmasına şaşırmamak gerekir. Her dönem birileri çalışır birileri yer, sanki bir doğa kanunu gibi bu düzen böyle devam eder. Şeyma Öztürk ve Fethi Karataş'tan alıntılar almanın nedeni onlarla aynı fikirde olduğumun göstergesidir. Can Yayınları, Günümüz (Türkiye) Türkçe'si konseptinde ciddi yaklaşmadığına varıyorum çünkü Fransızca sözcükleri, diyalog dışında yazmaya devam ediyorlar. Örnek olarak Mon diyö, diyaloglarda dipnot olarak açıkladıktan sonraki yazımlarda Tanrım yazmaktan üşenip mon diyö yazıyor. Acaba okurların kaçı yabancı dil olarak Fransızca aldığını biliyorlar mı? Dizi uyarlamasında; ana karakter olan Bihruz Bey'i günümüze uyarladığımızda, işadamlarının ö gölgesinde yaşayan mirasyedi gençleri Bihruz Bey'e benzetebiliriz. Bu karakteri en iyi şekilde Kerem Bürsin canlandırabilir çünkü Güneşi Beklerken dizisindeki performansıyla hemen aklıma geldi. Periveş rolünü Yasemin Kay Allen, Keşfi rolünü Kaan Taşaner, Çengi rolünü Ceren Moray ve Mösyö Pierre rolünü Güven Kıraç. Bu kitabın Palet Yayınları baskısı okuyunuz ve okuttunuz. Ne yazık ki İşbankası baskısı daha çıkmadı. (Bleda Gəncay SÖNMƏZ)

Araba Sevdası-Recaizade Mahmut Ekrem "Bu incelemede spoiler vardır!": ESER VE YAZAR HAKKINDA Araba Sevdası, Tanzimat'ın 2. nesil sanatçılarından Recaizade Mahmut Ekrem tarafından yazılmıştır. Bu roman Recaizade Mahmud Ekrem tarafından ilk olarak 1895 yılında Servet-i Fünun dergisinde resimlerle süslenmiş olarak tefrika edilmiş ve bu resimler Halil Paşa tarafından yapılmıştır. Recaizade Mahmut Ekrem Galatasaray Lisesi'nde öğretmenlik yapmış, Üstad-ı Ekrem olarak bilinen, döneminde Muallim Naci ile bazı edebiyat tartışmalarına giren bir Tanzimat dönemi sanatçısıdır. Kabaca bahsedecek olursak bu dönemde Musallim Naci ve onun gibi düşünenler Divan edebiyatına dayalı, gücünü geçmiş edebiyattan alan bir edebiyat oluşturmak amacıyla Malumat dergisi etrafında birleşirken daha yeni bir edebiyat oluşturmayı hedefleyen kişiler Recaizade Mahmut Ekrem ile beraber Servet-i Fünun dergisi etrafında birleşir. Muallim Naci ile Recaizade Mahmut Ekrem arasındaki görüş ayrılıklarından bazılarına örnek verecek olursak bunlardan biri kafiyenin göz için mi yoksa kulak için mi olduğu fikridir. Muallim Naci kafiyenin göz için olduğunu düşünürken Recaizade Mahmut Ekrem kulak için olduğunu savunur. Bu görüş ayrılığının temel sebebi ise Osmanlıca'da kullanılan harflerle ilgilidir. Muallim Naci köklerini eskiden alan yeni bir edebiyat düşüncesini benimserken Recaizade Mahmut Ekrem bu düşüncede de Muallim Naci'nin karşısındadır. Bunlardan anlaşılacağı gibi Recaizade Mahmut Ekrem yeni bir edebiyat kurmayı amaçlamaktadır. Recaizade Mahmut Ekrem'in Galatarasay Lisesi'nde öğretmen olduğunu söylemiştik. Burada Ahmet İhsan Tokgöz'ün bir bilim dergisi olarak yayınladığı Servetifünun dergisiyle ilgilenmeye başlamasıyla dergi edebi bir hâl alır. Recaizade Mahmut Ekrem sayesinde edebiyat heveslisi gençler yazdıklarını yayımlama konusunda teşvik edilmiş olur. Bu sayede genç yazarların önünü açar. Gençlerle bir arada olan ve yeni bir edebiyat peşinde koşan Recaizade Mahmut Ekrem yazdığı bu romanı ile edebiyatımızdaki ilk realist roman örneğini de vermiş olur. Edebiyatımızdaki ilk realist roman olma özelliği gösteren bu eserde Tanzimat döneminde alışkın olduğumuz zengin, mirasyedi, züppe bir tip olan Bihruz Bey ve etrafında gelişen olaylar anlatılır. ÖZET Romanın ana karakteri Bihruz Bey özel hocalardan ders alan, alafranga özentisi, gösterişi seven bir gençtir. Bihruz Bey dönemin pahalı mekanlarında arabasıyla gezer. Bir gün Çamlıca tepesine çıkar. Bu sırada zengin görünümlü, pahalı bir arabası olan, sarışın bir kız görür. Ertesi hafta yine Çamlıca tepesine gider ve bu kıza, yani Periveş Hanım'a özenerek yazdığı mektubu verir. Bu mektupta sarışın kız için eklediği şiirde yanlışlıkla esmer manasına gelen bir kelime kullanır. Bihruz Bey, Periveş'i uzun süre göremez. Periveş Hanım'a karşı olan aşkını Keşfi Bey öğrenir. Keşfi Bey'de çevresinin etkisiyle gelişmiş olan ve çocukluğuna dayanan bir yalan söyleme alışkanlığı vardır. Bihruz Bey'e Periveş Hanım'ın öldüğünü söyler. Bir gün Bihruz Bey yine dolaşırken Periveş Hanım'a benzeyen birini görür. Keşfi Bey'in söylediklerini düşünerek bu kişinin Periveş Hanım'ın kardeşi olduğunu tahmin eder. Bu yanlış tahmine dayanarak gördüğü kıza Periveş Hanım'ın mezarını sorar. Kız uzun uzun dinledikten sonra bu duruma güler. Periveş Hanım zaten karşısındaki kızdır, yaşıyordur. Bihruz Bey, Periveş Hanım'a bazı sorular sorar. Arabasının nerede olduğunu sorunca mesire yerinde gördüğü arabanın Periveş Hanım'a ait olmadığını anlar. Aslında Periveş Hanım'a değil, onun arabasına karşı olan aşkı da böylece son bulur. KARAKTERLER Bihruz Bey: Mirasyedi, alafranga özentisi, kendi kültürüne yabancı bir tip. Periveş Hanım: Bihruz Bey'in zengin biri sanıp aşık olduğu kişi. Çengi Hanım: Periveş Hanım ile mesire yerine gelen kişi. Keşfi Bey: Sürekli yalanlar söyleyen biri olarak Bihruz Bey'e de yalan söyleyen kişi. Mösyö Piyer: Bihruz Bey'in öğretmeni. DEĞERLENDİRME Roman her ne kadar realist bir eser olsa da edebiyatımızda bir ilk olması ve bu anlayışın edebiyatımıza yeni yeni girmesi sebebiyle yer yer realizmden kopuşlar yaşanır. Bazen yazar 1. Tanzimat nesli sanatçıları gibi araya girer. Bu duruma bazı örnekler: "Sarışın hanımın yaşından hiç bahsetmedik, çünkü bilmiyoruz. Dişlerini anlatmadık, çünkü göremedik. Fakat tahminimizce nazlı hanım olsa olsa yirmi yaşını henüz bitirmiş olmalı." "Arabanın bu defa gittiği yeri söylemeye gerek yoktur ki hikâyeyi takip edenlerce o yerin Millet Bahçesi'nden başka bir yer olamayacağı bilinen bir şeydir." Romandaki ana karakter olan Bihruz Bey, Ahmet Mithat Efendi'nin Felatun Bey'i ile bazı ortak özellikler gösterir. Alafranga özentisi olması, Batı kültürünü öğrenmeye çalışırken aslında her iki kültüre de yabancı kalması buna örnektir. Hatta Felatun Bey ile Rakım Efendi romanında Felatun Bey'in yaşadığı üzerine sos dökülme mevzusunun benzeri bu romanda da göze çarpar. Bihruz Bey aslında Periveş Hanım'a değil onun arabasına aşık olmuştur. Nitekim romanın sonlarında bu arabanın Periveş Hanım'a ait olmadığını anlamasıyla içindeki yalan sevda birden söner. Bu açıdan romanın adı bize birçok ipucu verir. Bihruz Bey alafranga özentisi biri olmakla beraber Doğu toplumuna ve bu toplumun kültürüne de yabancıdır. Bu açıdan tam bir yanlış batılılaşma örneğidir. Bihruz Bey doğru bir şekilde alafrangalaşamadığı gibi bir şiirde gördüğü kelimenin anlamını da bilmemektedir. Kendi kültürüne yabancı kalmış olmakla beraber öğretmeninin verdiği yabancı kitapları da okumamaktadır. Doğu ile Batı arasında sıkışıp kalmış İstanbullu bir gençtir. Eserde oldukça uzun betimlemeler, benzetmeler vardı. Bu da realist bir roman olmasının sonucu elbette. Okurken beni rahatsız eden, daha doğrusu okumamı güçleştiren konu Fransızca kelimeler oldu. Sürekli dipnotlara bakmak durumunda kaldım. Böylelikle Tanzimat edebiyatı okumalarını geride bırakarak Servet-i Fünun'a geçmiş oldum Kitapla, düşünceyle kalın. :) (Elif Derya)

Kitabın Yazarı Recaizade Mahmut Ekrem Kimdir?

Edebiyatımızın yenileşme ve gelişmesinde büyük emeği olan Recaizade Mahmut Ekrem, Mart 1847'de İstanbul'da doğdu. Babasından Süryanice ve Farsça öğrendi. 1858'de ilköğrenimini tamamladı, özel öğrenim görerek yetişti. Mekteb-i İrfan'ı bitirdikten sonra (1858) girdiği Harbiye İdadisi'ndeki öğrenimini sağlık sorunları nedeniyle tamamlayamadı. Resmi görevle Trablusgarp'a gönderildi. 1908'de 2. Meşrutiyet'ten sonra kurulan Kamil Paşa kabinesinde Maarif Nazırı oldu. Namık Kemal'le tanışmasının ardından Encümen-i Şuara'ya katıldı. İlk yazıları Namık Kemal yönetimindeki Tasvir-i Efkâr gazetesinde yayınlandı. 1870'lerden sonra kendisini tümüyle yazılarına verdi. Batı edebiyatından çeviriler yaptı. 1870'te ilk oyunu Afife Anjelik, 1871'de ilk şiir kitabı Nağme-i Seher yayınlandı. Yaşamını yitirdiğinde Meclis-i Âyan üyesiydi.

Edebi Hayatı

Recaizade Mahmut Ekrem, tüm edebi hayatı boyunca gençlere edebiyatı öğretme gayreti içinde olmuştur. Edebiyatın yenileşmesi üzerinde yoğun çalışmaları olan sanatçı, Servetifünun edebiyatının da temellerini atmıştır. Bu edebiyatın kurucusu olan Tevfik Fikret, onun Galatasaray Lisesi'nden öğrencisidir. Şinasi ve Namık Kemal gibi birçok edebi türde eserler veren Recaizade Mahmut Ekrem, şiir için her güzel şey şiirin konusu olabilir görüşünü savunmuş ve şiirin konusunu genişletmiştir. O döneme kadar Divan şiir geleneğinin temel ilkelerinden biri olan 'göz için kafiye' anlayışını terk ederek 'kulak için kafiye' anlayışını benimsemiştir. Bu meseleden dolayı da dönemin eski edebiyat taraftarlarının lideri durumundaki Muallim Naci ile sert tartışmalara girmiştir. Divan şiiri biçimlerini kullanmış; ancak bu biçimlerde zaman zaman değişikliklere gitmiştir. Nesir yönü şiirlerine göre daha başarılı olan sanatçının özellikle eleştirileri önemlidir. Eski edebiyat taraftarlarına yaptığı eleştirilerle o dönemde yeni edebiyatın sesi olmuştur. Edebiyat bilgilerinin yer aldığı Talim-i Edebiyat ve edebiyatımızdaki ilk realist roman olan ve yanlış Batılılaşmayı eleştirdiği Araba Sevdası onun önemli düz yazı eserleridir.

Recaizade Mahmut Ekrem Kitapları - Eserleri

  • Araba Sevdası
  • Çok Bilen Çok Yanılır
  • Afife Anjelik
  • Araba Sevdası
  • Muhsin Bey Yahut Şairliğin Hazin Bir Neticesi
  • Zemzeme

  • Saime
  • Ta'lim-i Edebiyyat
  • Nijad Ekrem Ve Tefekkür
  • Eskilerden Birkaç Şair
  • Şiirler
  • Mektuplar Arızalar Yazılar
  • Takdir-i Elhan-Kudemadan Birkaç Şair-Pejmürde-Takrizat

Recaizade Mahmut Ekrem Alıntıları - Sözleri

  • Eski'ler mi güzeldi, Eski'den mi güzeldik ? (Eskilerden Birkaç Şair)
  • Her gün seni arıyorum, Niçin benden uzaktasın? (Şiirler)
  • Etme bulma dünyası… Elbette eden bulur… Çok bilen çok yanılır! (Çok Bilen Çok Yanılır)
  • Hasret beni cayır cayır yakarken Bedenimde buzdan bir el yürüyor . Hayaline çılgın çılgın bakarken Kapanası gözümü kan büyüyor . (...) Bu ayrılık bana yaman geldi pek, Rûhum hasta kırık kolum kanadım. Ya gel bana, ya oraya beni çek, Gözüm nûru oğulcuğum, Nijad'ım! (Nijad Ekrem Ve Tefekkür)
  • Gel ey reşk-i nihâlân azm-i bâğ et nev-bahâr oldu ! Zemîn hurrem, zamân mes’ûd , âlem bahtiyâr oldu. (Şiirler)
  • Ölüm! Ölüm! Ey! Buna teessüf etmek (üzülmek) lâzım değil ya, kader-i ilâhiye (ilâhi kadere) ne denir? (Afife Anjelik)

  • Kendini gözet evladım, kendini gözet! Kadınlar çok zararlıdırlar. Onlar azap meleklerinin yeryüzünde peyda olmuş benzerleridir. Bizi cennet kapısından cehenneme gönderirler. (Araba Sevdası)
  • Ölüm! Ölüm! Ey! Buna üzülmek lazım değil ya, ilâhi kadere ne denir? (Afife Anjelik)
  • Bir âmaya demişler ki, 'zevceniz bir güldür.' o da 'dikenlerinden anlıyorum,' cevabını vermiş. (Araba Sevdası)
  • “Mum yanmadıkça etrafını aydınlatabilir mi hiç?” (Çok Bilen Çok Yanılır)
  • Gül hazîn... sünbül perîşan... Bâğzârın şevki yok.. Derdnâk olmuş hezâr-ı nağmekârın şevki yok.. Başka bir hâletle çağlar cûybârın şevki yok.. Âh eder, inler nesîm-i bî-karârın şevki yok.. Geldi ammâ n’eyleyim sensiz bahârın şevki yok! Farkı yoktur giryeden rûy-ı çemende jâlenin. Hûn-ı hasretle dolar câm-ı safâsı lâlenin. Meh bile gayretle âğûşunda ağlar hâlenin! Gönlüme te’siri olmaz âteş-i seyyâlenin. Geldi ammâ n’eyleyim sensiz bahârın şevki yok! Rûha verdikçe peyâm-ı hasretin her bir sehâb.. Câna geldikçe temâşâ-yı ufuktan pîç ü tâb.. İhtizâz eyler çemen.. izhâr eder bin ızdırâb.. Hem tabîat münfail hicrinle.. hem gönlüm harâb… Geldi ammâ n’eyleyim, sensiz bahârın şevki yok! (Zemzeme)
  • İnsan mesut olunca vakit çabuk geçer. (Araba Sevdası)
  • Ya Rab benim iktiza-i a'malim ile Olmak görünür râh-rev-i ka'r-ı cahîm Bâkî (Eskilerden Birkaç Şair)

  • “Âlem gene ol âlem, devran gene ol devran”. (Şiirler)
  • "Zaruret mahzurları mübah kılar." (Çok Bilen Çok Yanılır)
  • "Aşk ateşi önce sevilene sonra sevene düşer. Mum yanmadıkça etrafını aydınlatabilir mi hiç?." (Çok Bilen Çok Yanılır)
  • "Kâğıt sizin kıymetli fikirlerinizi saklamaya lâyık değildir." (Araba Sevdası)
  • "Kitabı bitirmedikçe elinden bırakmamış, o yüzden sabahın saat dördüne kadar olduğu yerde uyanık kalmış, okuma sırasında -kendi kendine sönünceye kadar yanan- mumların isi odayı doldurmuştu." (Araba Sevdası)
  • Nasıl çıldırmadım hayretteyim hâlâ sevincimden , Lisânından “seni sevdim” sözün gûş ettiğim demler ! (Şiirler)
  • Aşk ateşi önce sevilene sonra sevene düşer. (Çok Bilen Çok Yanılır)

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle