Babayı Öldürmek

Türkmen bir hânedânın yönetiminde yaklaşık üç asır boyunca (1106-1409) tarih sahnesinde kalan Mardin Artuklularının tarihinde gün yüzüne çıkarılmayı bekleyen pek çok olay, ilişki ve gelişme vardır.

KÖŞE YAZISI
PAYLAŞ:

     Mardin Artukluları hakkındaki çalışmalara bakıldığında, şehir tarihimiz bağlamında merak ve ilgimize değer pek çok olayın yüzeysel bir şekilde ele alındığını görüyoruz. İçinde yaşadığımız Mardin şehrini bugünkü anlamıyla inşâ eden, Mardin merkez ve birçok kurumsal yapının isim kaynağı olan Artuklu Beyliği’nin titizlikle araştırılması ve hak ettiği yere konulması gerektiği ortadadır. Şehirde Artuklu ismini taşıyan bir üniversitemizin bulunması ise bu sorumluluğu katlamaktadır.

     İlk cümlede belirtilen o önemli olaylardan birisi Mardin tarihi açısından çok önemli bir gelişme olan ve trajedik bazı hadiselere konu olan Moğol İlhanlılarının Mardin Kalesi’ni kuşatması sırasında gerçekleşmiştir.

***

     Özellikle ticaret yollarını kontrol etmek ve Mısır’a ulaşmak isteyen İlhanlılar için Mardin’i elde etmek son derece önemliydi. Bu yüzden Hülagu Han, ne olursa olsun Mardin’i ele geçirmekte kararlıydı. Hülagu’nun oğlu Yaşmut, bu amaçla 1257’de harekete geçerek Meyyafarikin (Silvan)’ı iki yıllık kuşatmadan sonra alır. Yaşmut, şehrin etrafına hendekler kazarak giriş ve çıkışları kapatır öncelikle. Halk açlıktan kedi, fare ve köpek hatta insan leşlerini yemeye başlar. Bir rivayete göre bir eşek başı pazarda otuz dirheme satılır. Yaşmut şehri ele geçirdikten sonra, Moğolların âdeti olduğu üzere, aman dileyen halka acımaz ve kadın, çocuk, yaşlı demeden kılıçtan geçirir hepsini. Artık Mardin için tehlike çanları çalmaya başlamıştır.

     Düşmanın kapıya dayandığını gören Artuklu beyi Said Necmeddin Gazi (tahtı: 1239-1260) bütün halkı Mardin Kalesi’ne doldurarak ambarları yiyecek ve silahla doldurur. Tarihçi Reşidüddin’in bildirdiğine göre Yaşmut, şehrin kendilerine teslim edilmesini istediği mektubunda şunları yazar: “Başının, tahtının, karının ve çocuklarının sana kalması için kaleden aşağı in ve cihan padişahına olan kulluk kemerini bağla. Gerçi kalen yüksek ve sağlamdır; ancak bununla övünme. Senin başın göğe dahi ulaşsa Moğol ordusunun önünde toz olursun!”

     Necmeddin Gazi ise karşılık olarak şu cevabı yazar: “Gönlümde sultanınıza boyun eğip teslim olmak vardı; fakat daha önce aman dileyenleri öldürdüğünüz için size güvenim yoktur. Kale zahire ve silahlarla; Türk yiğitleri ve Kürd cengâverleriyle ağzına kadar dolu olduğu için Yüce Allâh’a hamd olsun!”

     Bir anlaşma sağlanamayınca kaledekiler direnmeye, Moğollar da saldırmaya devam eder. Kaledeki Mardinliler; kimi kaynaklara göre iki yıl, kimi kaynaklara göre de sekiz ay boyunca sarsılmaz bir direniş gösterir. Kalenin alınması o kadar gecikir ki Moğollar ümitsizliğe düşer bir ara. Hatta bu sırada Moğollar, çekilme hazırlıkları öncesinde Koçhisar (Kızıltepe)’da yağma ve çapula bile başlamışlardı. Fakat bu sırada kaledekilerin direnci de iyice kırılmış; yiyecekler tükenmeye, salgın hastalıklar kol gezmeye başlamıştı. İnsanların büyük bir bölümü çoktan can vermişti bile.

     Bu arada Necmeddin Gazi’nin oğlu Kara Arslan (tahtı: 1260-1292) en başından beri direnmenin faydasız olduğunu düşünüyor, kalenin Moğollara teslim edilmesi gerektiğini savunuyor ve onlarla gizlice mektuplaşıyordu. Tarihçi Ebu’l-Farac’ın bildirdiğine göre Kara Arslan, kaleyi teslim etme konusunda babasına o derece baskı yapıyordu ki babası, bir seferinde onu zincirlere vurdurmuş, zindana bile atmıştı. Bunun üzerine, halkın hastalıktan ve açlıktan telef olmasına dayanamayan Kara Arslan, bir yolunu bularak babasını zehirleyerek öldürür. Bazı tarihçiler Necmeddin Gazi’nin veba salgınında öldüğünü savunsa da Reşidüddin gibi pek çok tarihçi Kara Arslan’ın babasını zehirleyerek öldürdüğünü doğrulamıştır.

     Kara Arslan, babası öldükten sonra, en başta gönlünden geçeni yapmak üzere Hülagu’nun huzuruna çıkar ve bağlılığını sunar. Paha biçilmez hediyeler sunar ona. Rivayete göre sunulan hediyeler arasındaki tek bir kupanın bile değeri seksen dört bin dinardır. Aralarındaki anlaşmaya göre Artuklular her yıl 50 bin dinar haraç ödeyecekti. Hülagu, bu kadarıyla da yetinmeyecek, Kara Arslan’ın bağlılığını garantilemek için ona bağlı 67 fedaisini öldürtecek ve Mardin Kalesi’nin de yıkılmasını emredecekti.

***

     İlerleyen dönemde Artuklular daha fazla güç kazanmaya başlar; bunun en önemli sebebi o dönemin süper gücü sayılan ve bir Moğol şube devleti olan İlhanlılara tâbi olmalarıydı. II. Necmeddin Gazi, İlhanlıların izniyle ilk defa sultan unvânını kullanmıştır. Hatta bu iki hânedân arasında evlendirmeleri de görüyoruz. 1309’da II. Necmeddin Gazi’nin kızı Dünya Hatun, İlhanlı hükümdarı Olcayto ile evlendirilir ve onun on beş eşinden biri olur. Bereket versin ki Dünya Hatun’un hiç çocuğu olmaz da Mardinlilerin Moğollarla kurdukları bu dünürlük ilişkisi dayı-yiğen akrabalığına dönüşmeden sona erer.

     Meseleyi kader planında değerlendirdiğimizde, Mardin ve Meyyafarikin kuşatmalarının beklenenden uzun sürmesinin Orta Doğu için büyük bir hayra vesile olduğunu görüyoruz. Zira Hülagu, bu seferler ile çok zaman kaybetmiş ve en önemli hedefi olan Mısır’ı alamadan Mengü Kağan’ın ölümü üzerine Karakurum’a dönmek zorunda kalır. Böylece İslâm dünyası, felâket daha fazla büyümeden “taş üstünde taş, omuz üstünde baş komayan” bu büyük beladan kurtulmuş olur.

***

     Kara Arslan’ın, babası Necmeddin Gazi’yi öldürmesini “Baba-oğul mücadelesi” kapsamında kavramsallaştıracak olursak, bunun sosyal, siyasî ve özellikle de psikolojik açıdan üzerinde epeyce kafa yorulmuş bir kavram olduğuna tanıklık ediyoruz. Sigmund Freud, baba-oğul mücadelesinin tek sebebi olarak “Oedipus Kompleksini” gösterir. Freud, “Totem ve Tabu” adlı eserinde bu mücadeleden söz eder ve baba-oğul mücadelesinin bilinçaltı dürtülerle geliştiğini öne sürer. İnsanlığın varoluşundan bu yana devam eden bu sancılı baba-oğul ilişkisinin, bu şekliyle Kara Arslan’ın babası Necmeddin Gazi’yi öldürmesiyle bir ilgisi olup olamayacağı tartışılabilir belki; ama bu varsayımı peşinen reddetmemizi sağlayacak en önemli argüman, Doğu ve Batı toplumlarının davranış kodlarındaki farklılıklar ve zıtlıklardır.

     “Medeniyet, biraderlerin ayaklanması ve baba katliyle gerçekleşir.” diyen Thoma’nın da bu sözünü kendi medeniyetimize uyarlamamız mümkün görünmemektedir. Zira Kara Arslan, sorumluluk duygusunun bir eseri olarak Mardin Kalesi’nin dar alanında açlık ve hastalıktan telef olan halkının daha fazla ıstırap çekmesine mâni olabilmek için bu “kötü” eylemi gerçekleştirmiş oluyordu. Kara Arslan’ın, babasını öldürmesi hadisesinin ahlâkî niteliği ne olursa olsun, netice itibarıyla gerçek şu ki; Kara Arslan, kaleyi Moğollara teslim edip onlara biât etmekle Artuklu’nun ömrünü 150 yıl uzatmış olur.

     Tahtı/iktidarı elde etmeyi veya korumayı hedefleyen motivasyonlara Osmanlı tarihinde de rastlanır. I. Murâd, Kânunî ve III. Mehmed’in, çocuklarını öldürmeleri yine aynı gerekçeyle izâh edilir: “Devletin selâmeti” Yavuz’un tahta çıkış serüvenindeki tartışmaları yok sayacak olursak, “hükümdar olan babasını öldüren oğul” örneği Osmanlı’da değil de Büyük Hun Devleti’nde mevcut. Mete Han da babası Teoman’ı töreye uymadığı gerekçesiyle öldürür ve daha iyi bir hakan/kağan olacağı iddiasıyla devletin başına geçer.

 

Doç.Dr. Mustafa Öztürk

Mustafa ÖZTÜRK1980 yılında Mardin’de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Mardin’de tamamladıktan sonra lisans ve lisansüstü eğitiminin ardından 2018 yılında Filoloji alanında doçentlik derecesi alan Ö

YORUMLAR

  • tebrikler guzel yazı

Yorum Ekle