Ben Mahir Kekliğiyim (Ez Kewê Ribat im)

KÖŞE YAZISI
PAYLAŞ:

      Bir bahar mevsiminin Nisan ayı idi.

     Badem çiçekleri ile yeşil çimenlerin kokusu, Mazı dağlarının vadilerine doğru yayılmıştı. Sabah namazından önce, evlerin bacasında tüten tezek dumanından ve horozların uyanışından biraz erken; kafesin içindeki kekliğin sesi yankılanıyordu beyaz sakallı dedenin kulağına…

     Kekliğin her ötüşü, Sabah ezanına çağrı gibiydi. Kırmızı başlı koçun boynundaki zıngıl sesi gibi uyandırırdı onu. Cezp eder, haz verirdi ona…

     ***

     Naxır köy meydanına gelmeden; koyun sürüsü toplanmadan evvel hazırlanmalıydı beyaz sakallı dede…

     Toparlandı, silkindi ve yavaş yavaş kekliğin kafesine doğru yanaştı. Daha önce topladığı ve suda dilendirdiği yeşillikleri; cebinden çıkardığı çakısı ile ince ince doğrayarak kekliğine doğru uzattı. Mahir kekliğin gri rengine kaçan tüylerini okşadı. Kırmızı gagasına, narin bir öpücük dokundurarak kafesin kapısını kapattı.

     Üstüne ceketini örttüğü kafesini, usulca sırtına alarak vadiye doğru açılan patikalı yollardan birini seçip yürümeye başladı.

     Keklik’te alışmıştı tüm bunlara. Çünkü her Bahar onun için yeni arkadaşlıklar edinme fırsatıydı ve her Nisan ayı, özgürlüğünden mahrum olduğu an’â denk gelirdi.

    Palamut ağaçlarından yaptığı keklik kafesini sırtına, bastonunu da yanına aldı. Uzaklardan gelen ötüşleri; yılların keklik avcılığı deneyiminin süzgecinden geçirterek; ava doğru kulak kabartmaya başladı.

     Bir anda gözlerini kapattı. Mahir kekliğin zelal zelal ötüşünü, sağa sola bakışlarını, ters dönüşlerini, becerikliğini ve boynunu uzatarak dik duruşunu hayal etti.

     Kekliklerin en cesuru, en atiği, en çığırtkanı ve en güçlüsüydü; kayadan kayaya atlar, ağaçtan ağaca uçar, hızlı ve suratlı idi.

     Tam o sırada ansızın bir ses yankılandı Kab kabu! Diye; kafesteki mahir keklikte duymuştu o sesi; bir haykırış sesiydi. İnce ince çağırma ve çığırtma ötüşleriydi tüm bunlar…

     ***

     Şalvarında kuruttuğu tütünü toparladı, ani bir hareketle kutuya boşaltı.  Sağ elini alnına değdirerek etrafı kolaçan etti. Güneş henüz yükselmişti. Adımlarının mesafesini de küçülterek sağı solu gözlemledi. Sonra yaşlı bir palamut ağacın gölgesinde durup; uzaktan gelen sesi, mahir kekliğine dinletti. Keklik, bu sesi duyar duymaz huysuzlanmış ve kafesin içinde hareketlenmeye başlamıştı. Siyah benli ve gri renkteki gagasını kafesin içinden uzatarak berrak ve saf sesi ile yalvarma ve yakarış ötüşlerine başlamıştı bile…

     Avcı, beyaz kısrağın kuyruğundan kestiği kılları heybesinden çıkartarak; güneş ışığının etkisi ile fırın gibi ısınmış kayanın dibinde keklik tuzağını hazırladı. Kafesi, düzeneğin önüne koydu, kapısını açtı ve mahir kekliğin ötmesini bekledi. Az zaman sonra narin narin ötmeye başladı. Bütün dostlarını yanına çağırır gibi haykırıyordu. Ve sesini, özgürlük tutsaklarına inat bir eda ile yükseltiyordu.

     Beyaz sakallı dedeyi heyecan sarmıştı artık. Tütün kutusunu çıkardı. Sigara yaprağını iki parmağı arasına alıp tamda sarmak üzere iken; mahir kekliğe doğru bir dostunun geldiğini gördü ve havar! Çekenlerin imdadına yetişir gibi öten kekliklerin seyrine daldı.

     Havar ötüşlerine gelen keklik; yavaşça kafesin kapısına doğru nazikçe bir uçuş yaptı. Kafese yanaşır yanaşmaz; hasret ötüşlerine başladı. Gagası ile kanatlarını kaşıyarak kafesin içindeki mahir kekliği korkusuzuca süzdü. Önce sendeledi, yalpalandı ve ayak pençeleri ile beraber tuzağa dolandı.

     Artık, Mahir keklik yalnız değildi, birlikte ötecekler ve beraber yankılanacaktı sesleri vadilerde,

     Özgürlüğün tadını birlikte alacaklardı kafeslerde.

     Ve belki kafeslerde yetmeyecekti özgürlüklerine…

      ***

     Beyaz sakallı dede, Mahir’in sayesinde ve tuzak ile yakaladığı diğer kekliğin kanatlarını açtı. Kekliğin uçmasını sağlayan taraflarını okşadı, uçlarını buruşturup ovaladı. Gagasını öperek kafese yerleştirdi.

     Kekliğin korku dolu kalp atışlarını; kayalık yolların üzerinde dörtnal ile koşan kısrağın çıkardığı sesler gibi derin derin hisseti. Heyecandan kayalık üzerine bıraktığı tütün kutusunu eline aldı, yarım bıraktığı sigarasını sararak; aklından başka mahirlerin özgürlüğünü kısıtlayacak tuzakları geçirmeye başladı. 

     Ve kafeslerin yapılışlarını da hayal ederek köyün yolunu tuttu.

     Vesselam herkese…

 

 

Tekin Oruç

2008 yılından beri Mardin’in yerel gazete, dergi ve sitelerinde yerel gündeme, eğitim, sosyal yaşam ve bazen de edebiyatta dair yazılar yazdım.Mardin de çeşitli sivil toplum kuruluşlarında yönetim kur

YORUMLAR

  • faruk yanar

    tekin zaten sen keklik gibisin

    Tekin Hocam, Mardin'in hemen hemen tüm ilçelerinde büyük zevklerle yapılan keklik avcılığını, mahir bir edebiyatçı/romancı edasıyla tasvir ettiniz. Kaleminize sağlık. Ne yazık ki günümüzde değişik nedenlerden dolayı (başta tarım ilaçlarının kullanılması olmak üzere ekinlere atılan gübreler, bilinçsizce keklik yuvalarının bozulması, yumurtlama döneminde avcılık vs) avlanacak keklik kalmadı. Biz küçüklüğümüzde sabah namazından sonra yola koyulup gittiğimiz bağ ve bahçe yollarında hep keklik sesleri ile mutlu olurduk. Gerçekten o günleri özler hale geldik. Kekliklerin bolca ve özgürce öttüğü günlerin tekrar gelmesi dileğiyle...

Yorum Ekle