Bir cahiliye klasiği / Namus ve Töre Cinayetleri

Onlara, "Gelin Allah'ın indirdiği Kitap'a ve peygambere uyun" dendiğinde, "Atalarımızı üzerinde bulduğumuz yol bize yeter" derler; ya ataları bir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler de mi? (Maide 5/104)

KÖŞE YAZISI

Bismillah
Elhamdulillah
Esselamu aleykum verehmetullah

Cinayet; en büyük insan hakkı ihlali, büyük yıkımlara, acılara ve trajedilere yol açan, telafisi mümkün olmayan bir cürüm, Kerim kitabımızın beyanıyla “ Bütün insanlığı öldürmekle eşdeğer(Nisâ 4/93)  bir canilik, Kutlu Elçisi’nin (as) tabiri ile “Allah nazarında dünyanın yok olmasından daha büyük bir olay, (Tirmizî Diyat 7) Ahiret'te de şirk ve küfürden sonra en büyük azabı gerektiren bir vahşet.

 Maalesef gün geçmiyor ki namus, töre ve kıskançlık adına işlenmiş bir cinayete denk gelmeyelim.  Kişisel ve toplumsal hayatta çok derin izler bırakan büyük zülüm ve tahribatlara yol açan bu felaket karşısında iman ve insaf sahibi insanların sessiz kalmayıp bir şeyler yapması gerekir.

TARİHİ ARKA PLAN

Namus ve töre cinayetleri örneklerine hemen her toplum ve coğrafyada rastlandığı için bir bölgeye ve bir kavme mal edilemez. "Bu konuda yapılan araştırmalarda Babil, Asur, Sümer gibi Mezopotamya da yaşayan tüm kavimler de bu suçlara rastlanmaktadır. Çin, Japonya ve diğer Doğu Asya kültürlerinde aile onuru için "sadakatsiz" kadınların öldürülmesi erkeğe bir hak olarak tanınmış. Hindistan’da namusun yanı sıra, çocuk doğurmadığı için de bir erkek eşini öldürebiliyordu.  Roma’da aile reisine, başka bir erkekle ilişkisi olan eşini ve kızını öldürme hakkı verilmişti.  Avrupa’da da İngiltere kralı Henry VIII’in iki karısını "sadakatsizlik" suçlamasıyla öldürtmüştür. Günümüzde de Ekvator, Meksika, Kolombiya ve Hindistan'daki Budist topluluklarda da namus cinayetleri oldukça yaygın." (anonim)

İslam öncesi bazı Arapların küçük kızlarını diri diri toprağa gömmelerinin bir gerekçesi de  “Bu kızlar ilerde namusumuza halel getirecek duruma düşeceklerine iyisi mi biz şimdiden (onları öldürerek) buna mani olalım " mantığıydı.

Namus ve töre adına işlenen cinayetlerin temelinde yatan manevi duyguların zayıflığı, yanlış din anlayışı, çarpık namus anlayışı, insanların kınamasından çekinme, gelenek  ve cehalet ve gibi etkenler söz konusudur.

TÖRE/ ÖRF / NAMUS

 "Töre” toplumun gelenek haline getirdiği genel davranış kurallarıdır. Töre denilen davranışların içinde cahiliyeden kalma akıl, hikmet dışı ve batıl kurallar olabileceği gibi, akla ve hukuka uygun  hikmetli kuralların olması da mümkün.  İslamiyet bunları “örf” olarak benimser bunun dışındakilerini ise reddeder.

"Namus kelimesi dilimizde ırz, iffet, hayâ, doğruluk, ahlâkî ölçülere bağlılık, şeref, temizlik ve fazilet gibi değerler için kullanılır. Bun göre" namusumuzu onurumuz saymamız" doğrudur. Fakat bu doğruluk bizleri ölçüsüz davranmaya, hukuk ve insaftan uzaklaştırıp cinayete kadar götürmesi doğru değildir. Namus dinin getirdiği bir kavramdır fakat cahil insanın namusla besleyip ortaya koyduğu “adaletsiz tepki”yi din onaylamaz. Dinde bağışlama var, sulh vardır, iyilik vardır.  Namusu adaletten, insaftan, hukuktan ve dinden soyutladınız mı, orada cinayetin, kavganın, kargaşanın ve ilkelliğin önü alınmaz.

Devlet, toplumun büyük suç saydığı (zina, tecavüz gibi) pek çok şeyi caydırıcı olmayan cezalarla karşılaması, halkı kendi adalet anlayışına uygun davranışlara yöneltti.  Çevrenin yönlendirmesi ve yanlış kanaatlerle işlenen bu cinayetlerin İslâm'la ilgisi yoktur. Her ne kadar gayri meşru ilişkiler haram olsa da insan öldürmenin daha büyük bir günah olduğu açıktır. Kaldı ki işlenen bu tür cinayetler her zaman böyle bir günahın neticesi olmamakta; bazen ailenin istemediği biriyle evlendiği i (yada boşandığı) için kadının hayatına son verilmektedir. Hâlbuki kimse bir kadını istemediği biriyle ve zorla evlendireme, ve evleneceği kimseyi seçtiğinde de (aleyhine bir durum olmadıkça) ayırma salahiyetine de sahip değildir. (*)

İslam hukuku Prof. Hayrettin Karaman konu ile ilgili şöyle diyor:”Hem ayetler hem de hadisler ve uygulama açıkça ortaya koyuyor ki, hiç kimsenin, kendi başına karar vererek namus/töre uğruna insan öldürmesi caiz değildir, öldürürse cinayettir, günah ve suç işlemiş olur ve cezasını çeker  ve ”kişi karısını zina yaparken yakalasa bile onu öldüremez; öldürürse cinayet işlemiş olur ve cezasını görür. ” (Y.Şafak 16 Tem. 2006) Dolayısı ile aile meclisi ile verilen ölüm kararına iştirak eden tüm bireyler bu cinayet suçuna ortak olup dünya ve ahrette bunun ağır vebalini yüklenmiş olurlar. Diyanet İşleri Başkanı eski Ali  Bardakoğlu'da "töre cinayetleri hiçbir koşulda dinen onaylanamaz" demiştir.

 "Bir de gerçek ebeveyn, kızının başına böyle bir iş geldiğinde onu hemen ölüme mahkûm eden değil, ona kucak açan ve onu bu durumdan kurtarmaya çalışan anne babadır.  Çünkü çocuklar anne-babaların gerçek mülkü değil; Allah tarafından bakılıp terbiye edilmek  için verilmiş bir emanetidir. Bunun için ebeveynlerin bu emanete sahip çıkmaları ve çocuklarını Allah'ın hoşnut olacağı biçimde eğitmeleri ve böyle sevimsiz olayın meydana gelmesinde kendilerinin de bir payı olduğunu unutmamalıdırlar" (*)

Piyasaya bir ürün çıkarıldığında yanına mutlaka mucidi tarafından hazırlanan bir kullanma kılavuzu vardır. Yüce Allah insanı yaratırken  onunla beraber bir hayat kılavuzu kılavuzu göndermiştir. Bu tür felaketler bir nevi insanın arıza vermesidir. Bu arızaların giderilmesi de ancak insanın yaratıcısı olan yüce Allah’ın hayat veren prensipleri ile olur. "Kısasta, sizin için hayat vardır." (Bakara 2/179) ayetini örnek olarak verebiliriz.  Öyle ya başkasının ölüm emrini veren aynı zamanda kendi ölüm fermanını da vermiş olduğunu bilse kolay kolay başkası hakkında  ölüm kararı verir mi?

Bu konuda ilahi düsturlar dikkate alınmadan  yapılacak her türlü teşhis yanlış  ve hatalı olur, bunun sonucunda yapılacak tedavi de sorunu daha da büyütmekten başka bir işe yaramayacaktır.

Hep eğitim eğitim deriz ama “Halık”ından ayrı “mahlûk”unu eğitmek havanda su dövmek, abesle iştigal etmektir, zira;

Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır;
Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.
Yüreklerden çekilmiş farz edilsin havf-ı Yezdân'ın, (Allah korkusunun)
Ne irfanın kalır tesiri katiyen, ne vicdanın
Merhum Mehmet Akif Ersoy

Bazı Ayet ve Hadisler üzerinde tefekkür edelim.

 "...Kim (haksız yere) bir cana kıyarsa bütün insanlığı öldürmüş gibi olur. kim de bir cana hayat verirse bütün insanlara hayat vermiş gibi olur. (Maide 5/32)

“…Her kim bir mümini taammüden öldürürse, onun cezası, cehennemde kalmak olacaktır.  Allah ona gazap edecek, onu lanetleyecek ve onun için korkunç bir azap hazırlayacaktır”. (Nisâ 4/93)

 “Gökte ve yerde bulunanlar, (haksız yere) bir mu’minin öldürülmesinde ortak olsalar, Allah onların hepsini cehenneme atar.”(Tirmizî Diyât 8)

“…Kim bir cinayet işler veya caniyi himaye ederse, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti üzerine olsun!” (E.Dâvud Diyât 11)

 

(*) Süleyman Kösemen Bizim Aile Dergisi Kasım/2005

 

YORUMLAR

  • Bırakalım ozaman kim ne isterse yapsın ayet okuyorsunuz hadis okuyorsunuz ve bırak herkes istediği gibi yaşasın diyorsunuz ulu orta kim ne isterse yapsın o zaman aile kavramı nedir aile nedir ümmet nedir

    merak etmeyin artık namus için artık kimse kimseyi öldürmüyor cinayetlerin menfaat için deyyusluk o kadar çoğalmışki kızını kardeşini hatta eşini bile başkasıyla görse tahammül eden bir topluma gidiyoruz

Yorum Ekle