Birlikte Yaşama Kültürünün Mimarlarından Şeyh Fethullah Hamidî

Her türlü farklılığın uyum içinde olmasını sağlamak vebirlikte yaşama kültürünü tesis etmek, istisnaları olsa da, tarih boyunca bütün dinlerin ve düşünce sistemlerinin prensip olarak kabul ettiği faziletlerdendir. Hâl böyleyken, bunun uygulamalarına pek fazla rastlamak mümkün değildir. Tarih boyunca güçlü zayıfı ezmiş, üstteki alttakini hor görmüş, onu ötelemiştir. Bunlar olurken, İslâm’ın yeryüzüne hâkim kılmayı vadettiği en temel değerlerden biri adalettir. Daha Hz. Peygamber’den başlayarak, “öteki” ile nasıl bir ilişki içinde olunması gerektiğinin örnekleri verilmiştir. Bunu Dört Halife dönemi takip etmiş ve sonraki dönemlerde iyi örneklere kötü örnekler de eşlik ederek günümüze kadar gelinmiştir.

Dinde zorlama yoktur” ve “İnanmaları için insanları zorlayacak mısın” şeklindeki ayetler, Müslümanın kendisi gibi olmayanla kuracağı ilişkinin temel çerçevesi belirlenmiş oluyordu. Bunun ilk uygulamalarından birini, Hz. Peygamber’in Yahudilerle imzaladığı Medine Sözleşmesi’nin 25. maddesindeki “Yahudilerin dinleri kendilerine, mü'minlerin dinleri kendilerinedir” biçimindeki ifâdedengörürüz. İslâm Peygamberi, yazdırmış olduğu bir ahitnâmede; Nasrani taifelerine, Mısır’daki Kıptilere ve dünyanın diğer bölgelerinde yaşayanlara haksızlık yapılmamasıtembihler. 636’da, Hz. Ömer döneminde hazırlanan bir ahitnâmede deNasrani Yakubilere (Süryani) haksızlık yapılmaması, onlardan vergi alınmaması ve güvenliklerinin sağlanması yönünde ifâdelere yer verilir. Hz. Ömer döneminde İslâm orduları, Mezopotamya’ya yürüdüklerinde Süryaniler, onlara karşı koymamış ve tebaâ olmayı kabul etmişlerdir. Hz. Ömer, bu olay üzerine, bir ahitnâme vererek, Süryanilerin can, mal ve ırzlarını güvence altına almıştır. Bu jestten dolayı Süryaniler, Halife Ömer’e “kurtarıcı” anlamına gelen “Faruk/Faruko” lakabını vermişlerdir. Bu lakabı, Arapların, Süryanilerden aldıkları ide edilmektedir.

Osmanlı, idare ettiği halkı devlete yaklaştırarak, inancı ve etnik yapıları ne olursa olsun, farklı toplulukları tek bir vücut hâline getirmiş ve temeli ırk, din ve mezhep birliği zorunluluğuna dayanmayan bir yapı oluşturmuştu. Osmanlı, devlet sınırları içinde yaşayan ve farklı dine, dile ve etnik kökene mensup insanların bu farklı özelliklerini, ortadan kaldırmaya çalışmamıştır. Devlet, bir anlaşmazlık durumunda hakem rolünü oynamış ve devlet içindeki farklılıkların her zaman korunması yönünde bir siyaset izlemiştir. Kanuni’den II. Abdülhamid’e kadar birçok Osmanlı hükümdarı İslâm Peygamberi’nin farklı din mensupları (ve özelde Süryaniler için) için vermiş olduğu ahitnâmeye dayanarak, belli aralıklarla fermanlar yazdırarak gayrimüslimlerin haklarının korunmasını sağlamışlardır. Buna dayanarak Süryaniler, 1844 yılında verilen beratla, “millet” statüsüne yükseltilmiş ve Süryani Patriği, Süryani toplumunun ruhânî ve dünyevî lideriolarak tanınmıştır.

***

Sosyal hayat planında bir Müslümanın diğer din mensuplarına nasıl davranacağının en ideal örneklerinden birini Mardin’de Şeyh Fethullah Hamidî ortaya koymuştur.Mardinli bu güzide şahsiyetin 1915 olayları sırasında Süryani toplumla yerli halkın bazı kesimleri arasında cereyan eden bir olayda sergilediği tavır, Mardin’deki hoşgörü ikliminin ve birlikte yaşama kültürünün kaynaklarına da işaret etmektedir.

Hz. Hüseyin’in soyundan gelmesi münasebetiyle “seyyid” kabul edilen Şeyh Fethullah Hamidi, 1873’te Gercüş’ün Kayapınar (Ayınkaf) beldesinde doğmuştur. Dedesi Hamid Mardini, Mardin’in saygın ailelerinden Çelebi ailesinin davetiyle 1844 yılında Savur’a yerleşmiştir. Babası İbrahim Hamidi ise 1843’te Mardin’in Dara Köyü’ne yerleşmiştir. Şeyh Fethullah Hamidî, derin hoşgörüsü ve halk arasındaki anlaşmazlıkları çözmesiyle tanınmıştır. Eğitime büyük önem veren Şeyh Fethullah, yetim ve öksüz çocukların eğitimiyle yakından ilgilenmiştir. 1940’lı yıllarda Aynkaf Medresesi’nde eğitim gören ve kendisine sığınan öğrencilerden bir tas çorba, bir parça ekmeğini esirgememiş ve o dönemin baskı ortamında medreseyi açık tutmak için büyük çabalar sarf etmiştir. 1947’de Batman’ın Beşiri ilçesinde vefat eden Şeyh FethullahHamidi’nin kabristanı Aynkaf (Kayapınar)’tadır. Gerek Müslüman gerek gayrımüslim, her kesimden insanın en küçük bir sıkıntıda bile ilk başvurdukları kişi Şeyh Fethullah Hamidîolmuştur. Dinî meselelerde olduğu kadar adlî olaylarda, eğitim konusunda, toplumsal felaketlerde de olaylara suhuletle yaklaşarak âdil çözümler sunardı. Fethullah Hamidi’nin, bölge insanı ve resmî makamlar nezdinde muteber bir şahsiyetolduğunun en önemli göstergesi, kendisine her konuda başvuruda bulunulduğunu gösteren 700 adet mektubun bulunmasıdır. Şeyh Fethullah Hamidî’nin bir İslâm âlimi ve yaşadığı yörenin saygın bir kişiliği olarak dilden dile dolaşan hikâyesi Süryani hemşerileri ile Müslüman dindaşları arasındaki bir anlaşmazlığı üstün bir özveriyle çözüme kavuşturmuş olmasıdır. Üstelik savaş zamanıdır ve kanın gövdeyi götürdüğü zorlu bir dönemdir.

***

​​​1. Dünya Savaşı’nın ortalığı kasıp kavurduğu yıllardır. Devleti yöneten İttihat ve Terakki, 1915’te Ermeni tehcirini başlatmıştır. Böylece bölgede yaşayan Süryaniler de sürgün potasına girerler; fakat durum tartışmalıdır. Halkın bir kısmı Süryanileri Ermenilerle aynı kefeye koyarken, ahalinin önemli bir kısmı ise asırlardır barış içinde yaşadıkları bu toplumun dışlanmasına razı değildir. Derken, Midyat ve çevresinde bulunan bazı Süryani yerleşim yerleri, bazı eşkıya ve mutaassıp zevâtın baskısına maruz kalmış, iş çatışmaların yaşanmasına kadar vardırılmıştır. 1915’te Aynverd Köyü (Gülgöze) ve çevresinde karşılıklı bir muharebe yaşanmış, Süryanilerin toplandığı Aynverd Köyü ve çevresi savaş meydanına dönmüş, çatışmalar iki aydan fazla sürmüştür. Süryaniler, köye sıkıştıkları sırada onların imdadına ŞeyhFethullah Hamidî yetişir. Hem resmî yetkililer hem de bölgenin sağduyulu ileri gelenleri Şeyh’e müracaat etmekten başka bir çözüm yolu bulamamıştır. Şeyh, yayınladığı fetvada, farklı dinden olanları (özellikle Süryanileri) öldürmenin, dinen câiz olmadığını ve barış içinde yaşamanın gerekli olduğunu söyleyerek “gayrimüslimlerin malları, canları ve ırzları size haramdır, kim bu hududu aşarsa günah işler.” diyerek halkı yatıştırır.

 

​​​Müslüman ahali yatıştırıldıktan sonra sıra köye sıkışıp kalan Süryanilerin güvenini kazanmaya, emniyette olduklarına ikna etmeye gelmişti. Şeyh hazretlerinin bu noktada Süryanilere yapacağı teklif, olayın en çarpıve eşine az rastlanır kısmıdır. Şeyh Fethullah, anlaşma sağlanıncaya kadar, arada güven bağı oluşsun diye, oğlu Siraceddin ve yiğeni Sıddık’ı Süryanilere rehin bırakır. Fethullah Hamidi, oğlunu ve yiğenini Süryanilere rehin olarak bırakırken, sözler tutulmadığı takdirde, oğlunu öldürebileceklerini belirtir. Bu hareket her iki taraf için de Şeyh’in olaya verdiği ehemmiyet ve kararlılık noktasında önemli bir uyarı olarak algılanır. Daha sonra hemen Diyarbakır’a geçerek yetkililerden olayın sonuçlanması talimatını içeren resmî belgeyi alır ve olaylar böylece son bulur. Hatta rivayet o dur ki Müslümanlara hâsımâne tutumda bulunmayan Ermeniler de bu belgeden yararlanarak zarar görmekten kurtulmuştur.

 

​​​İzleyen süreçte Süryaniler, Şeyh FethullahHamidî’ye karşı vefa ve minnet duygularını göstermekten hiçbir zaman imtina etmemişler, özellikle Midyat’taki Süryaniler, evlerine onun fotoğrafını asmışlardır. Bu ufku açık ve fedakâr Şeyh için Süryani kaynaklar “Beyaz esvaplar içinde nur yüzlü bir aziz, kurşunların içinden geçip gelen bir aziz kurtarıcı” ifadelerini kullanmışlardır. Günümüz Süryanileri için iki önemli Müslüman kurtarıcı vardır. Bunlardan biri onları Bizans katliamından kurtaran Hz. Ömer, diğeri de Şeyh Fethullah Hamidî’dir. Yine, vefat yıldönümlerinde kabrini ziyaret ederek farklı dinden olmasına rağmen ona dualarda bulunmaları da Süryanilerin Şeyh’e duydukları minnet ve vefa duygusunun bir göstergesidir. Çocuklarına Süryani tarihi ve kültürünü anlatırken Şeyh Fethullah’a geniş yer ayırmaktadırlar.  

Şeyh Fethullah Hamidî, 1915 yılında Midyat ve çevresinde yaşanan Süryani-Müslüman gerilimine ve buna bağlı olarak Süryanilerin zarar görmesini canı pahasına önlemiş saygın bir İslâm âlimi olarak tarihteki yerini almıştır. Bu tavır, günümüzde yaşanan dinler ve kültürler arası gerilimin önlenmesinde örnek alınması gereken çok güzide bir modeldir. Bu bağlamda, Mardin’i Mardin yapan değerlerden biri olan birlikte yaşama kültürünün mimarlarından biri olan Şeyh Fethullah Hamidî’yi ve onun bu misyonunu öne çıkaran çalışmaların yapılması gerektiği muhakkaktır.

Doç.Dr. Mustafa Öztürk

Mustafa ÖZTÜRK1980 yılında Mardin’de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Mardin’de tamamladıktan sonra lisans ve lisansüstü eğitiminin ardından 2018 yılında Filoloji alanında doçentlik derecesi alan Ö

loading...

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle