Radi Dikici kimdir? Radi Dikici kitapları ve sözleri
Türk Yazar, Üst Düzey Yönetici Radi Dikici hayatı araştırılıyor. Peki Radi Dikici kimdir? Radi Dikici aslen nerelidir? Radi Dikici ne zaman, nerede doğdu? Radi Dikici hayatta mı? İşte Radi Dikici hayatı...
Türk Yazar, Üst Düzey Yönetici Radi Dikici edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında Radi Dikici hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. Radi Dikici hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte Radi Dikici hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...
Doğum Tarihi: 1937
Doğum Yeri: Samsun
Radi Dikici kimdir?
1937 yılında Samsun'da doğdu. İlk ve orta öğrenimine Samsun ve ardından Ankara'da devam etti. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni 1959 yılında bitirdikten sonra, on iki yıl maliye müfettişliği görevinde bulundu.
Halen çeşitli sanayi kuruluşlarında üst düzey yöneticilik yapan Radi Dikici aynı zamanda dergi ve gazetelere makaleler yazıyor.
Radi Dikici Kitapları - Eserleri
- Zeki Müren
- Dört İstanbul
- Bizans İmparatorluğu Tarihi
- Theodora
- Cumhuriyet'in Divası Müzeyyen Senar
- Müzeyyen Senar Efsanesi
- İmparator Heraklius
- Büyük Konstantin - Helena ve Fausta
- Şu Bizim Bizans
- Bizans'ı Anlamak
- Bu Şehr-i Stambul ki
- Bizans İmparatoru Büyük Theodosius
- Ben Bir Celaliyim - Karayazıcılar
Radi Dikici Alıntıları - Sözleri
- "Bu topraklarda o muhteşem medeniyeti yaratan tüm Bizans imparator ve imparatoriçelerine..." (Bizans İmparatorluğu Tarihi)
- ...Biz sultanımla ruz-i mahşerde (kıyamet günü) cennette buluşacağız. (Cumhuriyet'in Divası Müzeyyen Senar)
- Bugün hiçbir şekilde bilemeyeceğimiz değerler, Zeki Müren gibi şanslı olmadıkları için kaybolup gitmişlerdir. (Zeki Müren)
- ..başkalarının mutsuzluğu üzerine mutluluk inşa edilemiyormuş.. (İmparator Heraklius)
- Ben Müzeyyen Senar hanımefendinin plaklarıyla yetişmiş bir sanatçıyım. Anneme minnetim sonsuzdur. Çünkü evdeki yüz plaktan doksan sekizi Müzeyyen hanımefendiye aitti. Onlar olmasaydı, belki bugün Türk sahnelerinde bir Zeki Müren olmazdı. (Zeki Müren)
- Anladım sevmeyeceksin beni sen nazlı çiçek Hasta gönlüm yine hicranını yalnız çekecek Bil ki ruhum seni çılgınca severken ölecek Yine sensin ben bir lahza şifayab edecek (Müzeyyen Senar Efsanesi)
- "Mesajın çok belli, "Gönül kapım açıktır, gir içeri", diyorsun. Ama girdim ve baktım içerisi çok kalabalık, anladım ki bana yer yok, geri döndüm." Dedim." (Zeki Müren)
- 17. yüzyılın ikinci yarısından başlayarak II.Mahmut dönemine kadar iktidar, padişahlardan artık sadrazamlara geçmiş ve bu sefer sadrazamlık hanedana dönüşmüştür. Sadrazamlar o derece güçlenmişlerdir ki padişahların kaderini çizmeye başlamışlar, onları gerektiğinde tattan indirebilmişlerdir. (Dört İstanbul)
- "Unutmayalım ki, büyüklük her zaman sanattan değil, bazen insanlıktan da geçer." (Zeki Müren)
- Esasında bir ordu savaşa girerken kaybederim endişesi içindeyse savaşı yarı yarıya kaybetmiş demekti. (Büyük Konstantin - Helena ve Fausta)
- Konstantinopol ziyareti Muaviye'ye önce Şam valiliği, ardından da Emevi Devletini kurma yolunu açacaktı. Konstantinopol'de gördüğü eserler ona ilham vermişti. Şam'da büyük Emevi Camisi'ni yaptıracak, bunun için de zamanın Bizans imparatorundan kendisine mimar ve mühendis göndermesini isteyecekti. (İmparator Heraklius)
- Tarihte hiçbir zaman Bizans İmparatorluğu diye bir devlet olmamıştır. 1453’te İstanbul’un fethine kadar onlar kendilerini hep Romalı olarak bilmişlerdir. Ancak 16. yüzyılda bir Alman tarihçi Hieronymus Wolf Corpus Historiae Byzantinae adlı eserinde Roma İmparatorluğu yerine Bizans İmparatorluğu tabirini kullanınca, bu isim süreklilik kazanmıştır.Yani Roma İmparatorluğu’nun 330-1453 yılları arasındaki 1123 yıllık dönemini tarihçiler Bizans İmparatorluğu olarak ifade etmekte ve bu ismi kullanmaktadırlar. (Bizans'ı Anlamak)
- "Zeki Müren'in olduğu yerde mutlaka neşe vardı," diye anlattı." (Zeki Müren)
- "... Zeki Müren, yaşadığı döneme damgasını vurmuş çok özel bir sanatçıydı. Olağanüstü güzel sesi, sahne hakimiyeti, çok özel Türkçesiyle; farklı olduğunu hissettirir, birçok modaya öncülük ederdi." (Zeki Müren)
- Yeniçeriler aynı zamanda başşehrin polisi, yangın gözcüsü ve gümrük memurları idiler. Her gün İstanbul’a gelenleri kontrol ederler ve akşamları şehri terk edip terk etmeklerine bakarlardı. Çünkü, bu şehrin nüfusunun dengede tutulması ve gerekli göçün önlenmesi padişah buyruğudur. (Dört İstanbul)
- Kuvvet, olgunlukla birleştiği zaman faydalı ve şerefli oluyor. Birinin ezip, yok etmeye çalıştığını, diğeri, kucaklayıp yükseltiyor... Müzeyyen Senar'la Zeki arasındaki büyük fark da bence insanlık anlayışıdır... (Müzeyyen Senar Efsanesi)
- Avrupa’nın belli başlı merkezleri Paris ve Londra dahil hiçbir başşehirde 17. yüzyıl sonları ve 18. yüzyıl ortalarına kadar, İstanbul’da olduğu kadar elçi yoktur. Çünkü imparatorluk o dönemde Avrupa, Orta Doğu, Afrika, Karadeniz, Akdeniz ve Hint Okyanusu’na uzanan toprakları ile bir dünya devletidir….. 17. yüzyılın sonlarına kadar, İstanbul’da elçilik aynı zamanda riskli makamlardır. Çünkü Osmanlı imparatorluğu savaşa girdiği her ülkenin elçisini derhal Yedikule’ye hapseder. Örneğin; Fransız elçileri altı, Venedik elçileri iki, Rus elçileri iki defa Yedikule’ye hapsedilmişlerdir. Ancak, her elçi savaş bitince sağ salim hapisten çıkar. İstisnası 1524 ve 1729 yıllarında idam edilen İran elçileridir. Elçilerin muhatapları esas itibari ile sadrazamlar olur. (Dört İstanbul)
- Beni ateşlere salan o kapkara siyah gözler Beni çılgın gibi yakan o tatlı sözler, güler yüzler Hayatımda sana kanmak nasib olmaz ise eğer Kapansın, perde çekilsin cihan sensiz hiçe değer (Müzeyyen Senar Efsanesi)
- Gittin bu gidiş bence ölümden de beterdi Gönlüm geri dönmez o giden sevgili derdi Hicrinle solan gam dolu ufkumda her akşam Rüzgarlar elem şarkısı da geçerdi (Müzeyyen Senar Efsanesi)
- Büyük Konstantin tarafından 11 Mayıs 330 Pazartesi günü Nuova Rome, yani Yeni Roma adıyla Konstantinopol’ü başkent yaparak başlayan Roma İmparatorluğu’nun, daha çok bilinen adıyla Bizans İmparatorluğu’nun macerası tam 1123 yıl 18 gün sonra, 29 Mayıs 1453 Salı günü sabahın erken saatlerinden itibaren biter ve o da tarihin sayfaları arasında yerini alır… (Dört İstanbul)