Bizleri Kuşatan Hastalık!

Dünyevileşme; zamanımızın en önemli gündem maddelerinden biridir. Ekonomi, her zaman dünya devletlerinin önceliğidir.

KÖŞE YAZISI
PAYLAŞ:

Dünyevileşme; Dünya ehli olma, hayatı sadece ve sadece dünya hayatından ibaret sanma ve onunla sınırlandırmaktır. Dünyaya fazla değer verip ahiret hayatını unutmaktır.
Dünyevileşme; küresel bir sorundur. Dindarı, dinsizi, mümini, kafiri herkesi ilgilendiren bir konudur. Tarih boyunca bütün toplumların ortak sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Hem devletler, hem bireyler dünyevileşme konusunda büyük bir yarış içindedirler.
Savaşlar, kavgalar genelde ekonomi, yer altı ve yer üstü kaynakları içindir. Güçlü olanlar zayıf olanları eziyor, kaynakları direk veya dolaylı olarak ellerinden alınıyor.
Bir yandan servet içinde yüzen, mal ve mülkün hesabını bilmeyen, şımarık, müsrif, açlıkla ve  yoklukla hiç tanışmamış insanlar varken, bir yandan da dünyada tokluk nedir, tokluğun anlamı nedir öğrenememiş insanlar yaşamaktadır. Bir tarafta çok yedikleri için çağımızın hastalığı olan obeziteden ölenler, öte yandan İslam coğrafyasında susuzluk ve açlıktan ölen insanlık...

Batılı devletler, ülkeleri ekonomik ve siyasi olarak sömürüyor ve güçten başka bir şey tanımıyor, Müslüman ülkeler bu konuda onlarla rekabet edecek duruma gelememişlerdir. Ayrıca kendi değerlerinden ve pratiklerinden uzaklaşmışlardır.
Başkasının derdiyle dertlenme, ihtiyaçlarını giderme, sıkıntılarına yardımcı olma gibi hasletler hayatın dışına ötelenmiştir. Aşırı dünya sevgisi, para kazanma hırsı, maddi refah, lüks yaşama arzusu, sonu gelmeyen istekler maalesef Müslümanları da esir almış durumdadır.

Allahın verdiği bütün imkanları dünya için harcamak, dünya için sevinmek ve üzülmek, sadece dünyevi istekler için çalışmak İslami bir anlayış değildir. Müslüman dünya ve ahiret dengesini gözeten ve muhafaza etmeye çalışandır.
Mal sahibi olmak kötü bir şey değildir. İnsan için tehlikeli olan  malın hayattaki işlevini unutmasıdır.

Mal insanın bu dünyada hayatını sürdürmesi için bir ihtiyaçtır. Fakat bir üstünlük aracı değildir. Eğer üstünlük aracı olsaydı Kur'an "Karunu" yermezdi.

Calula savaşında elde edilen ganimetlerin beşte biri Hz Ömer'e gönderilmişti. Hz Ömer bu mallar paylaşılmadan hiç bir çatının altına girmeyecek diye yemin edince, Abdullah bin Erkam ve Abdurrahman bin Avf bu malları sabaha kadar mescitte beklettiler. Sabah olup herkes toplanınca malların üstündeki örtü kaldırılmıştı.

Hz Ömer mücevherleri görünce ağlamaya başladı. Bunu gören Abdurrahman bin Avf kendisine neden ağlıyorsunuz ey müminlerin emiri; burada ağlamak değil şükretmek gerekir deyince, Hz Ömer şöyle cevap verdi :

"Allah'a yemin ederim ki ben bundan dolayı ağlamıyorum. Bu zenginliğin ardını kıskançlık, düşmanlık ve geçimsizlik izler."

Maalesef öyle de  oldu refah, zenginlik, servet arttıkça insanlığın arasındaki mücadele kızıştı ve hilafet saltanata dönüştü.
Mevdudi bir sözünde şöyle diyor:

"Dünya insana Allah'ı unutturacak ve geçici hayat için ahiretini mahvettirecek kadar değerli değildir."

Netice olarak; Dünya insanın arzusu istikametinde şekillenmiyor. Her şey yoluna girdi derken bir bakıyorsun ölüm meleği misafirliğe geliyor. Hayallerini ve uzun yaşama hesablarını yerle bir ediyor. Herkes ameli ile gireceği bir mezarı dünya da iken satın alıyor.

Tercih konusunda herkes özgürdür. "Fakat siz Dünya hayatını tercih ediyorsunuz oysa Ahiret daha hayırlı ve süreklidir." (A'la süresi 16-17 ayet)

Ne mutlu ahiret hayatını dünya hayatına tercih edenlere...

YORUMLAR

  • Değerli kardeşim güzel bir yazı lakin en dindarları mız bile dünyevileşti maalesef. İktidar bizi bozdu.

Yorum Ekle