Celali Aşireti kimdir, nerededirler, kaç kişiler? Celali Aşireti isyanları? Celali Aşireti’nin Tarihi, Kolları, Nüfusu, Soyağacı / Kürt Aşiretleri

Kürt tarihinde önemli bir yeri olan Celali Aşireti tarihin derinliklerden gelip kültür ve geleneğini hala sürdürmektedir. Ermeni Tarihçi Ş.X.Mıhoyan'a göre; M.S. 906 yılından bugünlere kadar varlığını sürdürebilen bu aşiret birçok bölgede varlığını korumaktadır. Bugün dağınık olarak yaşayan aşiret tarihin birçok sayfasında birlik olma başarısını gösterebilmiştir. Peki Celali Aşireti kimlerdir, detayları haberimizde…

KURDÎ BİYOGRAFİ

Fotoğrafta Neredeyse bütün Kürt coğrafyasına yayılmış olan Celalî Kürtleri 20. yüzyılın başlarında Doğu Kürdistan’da bir ayaklanma sırasında toplu halde bir arada.

Bu aşiret İran, Türkiye ve Rusya üçgenindeki Aras Nehri arasındaki Ararat dağları ile Maku ilçesindeki Kalini tarafındaki Sukar arasında ve Doğu Anadolu’nun kuzeydoğu ve doğu bölgelerinde yaşarlar. Erzurum, Kars, Ağrı, Muş Malazgirt ve Vanda oldukça sayıları fazladır.

Mesaliku'l Absar isimli eserde, bu aşiretin isminin Kelaliye ve gelaliye isminden türediğini yazar. Bu aşiretin yurdunun Danterk ve Şehresora yakın olan Nihavend (Bazı kaynaklarda bu yerin ismi Datırsık olarak geçer) olduğunu ifade ederek buradaki aşiret guruplarına Seyf gurubu denildiğini ifade eder. Kelaliye veya Gelaliye aşiretinin savaşçı erkek sayısının çok fazla olduğunu cesur bir aşiret olmasının yanında hem kendilerine hem de komşu yörelerdeki Kürtlere emirlik yapan bir hükümdarları vardı ifadeleri kullanılmaktadır.

Bu aşiretin bilinen Liderlerinden biri Şerafeddin ismindeki zattır. Bu bey Memluk Sultanları zamanında yaşamış ve 1250 yılında Hewlêr (Erbil) valiliğinde iken bir Moğol askeri tarafından öldürülmüştür.

Kökleri çok eski olan bu aşiret tarihte birçok devlet içinde önemli yerlerde bulunmuş ve ağırlıklarını her dönemde hissettirmişlerdir.

Yakut El Hamevi, Mu cem'ul Buldan isimli eserde Celailer ile ilgili şu bilgileri verir;

Yaşadıkları yerler onların isimleri ile tanınır olmuştur. Zerzarî, Humeydiye ve Celaliye örneklerinde olduğu gibi.

Celâliye (الجلالية ): Yâkût, Misar b. Mühelhel’den nakille, bunların Kürtlerden 60.000 hane olup ve Şehrezûr ’da kışlayan bir topluluk olduğunu söylüyor. (Yakuti. Cilt:II Sayfa:375) Yâkût Erbil’e bağlı Bakelba köyüne nispet olunan Ebu Abdullah el-Huseyn b. Şervin b. Ebu Bişr el-Celalî el-Bakelbî’den bahsederken, onu bir Kürt aşireti olan Celalî’ye nispet etmiştir. (Yakuti Cilt:III Sayfa:328)

1606 Yılında Anadolu da Celaluddin isminde biri liderliğinde isyan başlatıp, daha sonra Kuyucu Murat Paşa'ın peşlerine düşmesi ile Osmanlı bölgesinden kaçan Celaliler ile aynı aşiret olup olmadığı bilinmiyor. Ancak Anadolu’dan kaçan bu Celaliler'in 20,000 kişilik bir gurubu İran içlerine kaçtılar Şah bunların 8,000 adedini Bradost aşiretinin içine yerleştirmek istedi. Bunun için Hasan Han komutasında bir orduyu Emir Han'a gönderip, kendisinin bu ordu ile yeni gelen Celalilere refakat etmesini istedi. Fakat Emir Han Bu işin akıbetinden korkup, kendisine karşı Celalilerin düşman olmasını istemediği için kabul etmedi. Daha sonra Diğer Kürtler ve İranlı Kızılbaşlar ile birlikte hareket eden celaliler ile Şah Abbas arasında şiddetli çarpışmalar oldu. Sonuçta Hasan Han yönetimindeki Şahın Ordusu ağır bir hezimet aldı.

Ermeni Tarihçi Ş.X.Mıhoyan'a göre; M.S. 906 yılında Ninova (Musul) civarında, Arap ve oğuz baskılarına karşı başlayan Kürt isyanlarında, Celaliler Hazbani aşireti ile güçlerini birleştirip bu bölgeyi yerle bir etmişlerdir. Bu aşiretlerin öfkesini yatıştırmak için büyük çabalar sarf edilmiştir.

Kürt tarihinde büyük bir yeri olan Celaliler hakkında, İranlı Ali Ahmed ibn. Miskaveyh'in altı cilt'lik tarih çalışmasında geniş bilgiler verilmiştir...

John S.Guest 1704 yılında Musul Eyaletini Celaliler'in yönettiğinden bahseder.

Celali aşireti, İran, Türkiye ve Rusya'nın sınırlarının kesiştiği üçgen bölgede Kürd aşiretlerinin en büyük aşiret konfederasyonlarından biridir. Bu aşiret konfederasyonunun mensupları Kuzey Kürdistan'da Büyük Ağrı ve Doğu Kürdistan'da ise Küçük Ağri Dağı ve Urmiye bölgesinde yaşıyorlardı. Ayrıca Celalilerin büyük bir sayısıda Kafkas bölgesine ve Sovyet Ermenistan'ına yerleşmişlerdi. Celalilerin bir kesimide Güney Kürdistan'da Şarezor bölgesine yerleşmişlerdi. Konfederasyon olarak Celaliler; Maku ile Bazîd ve Kars arasında yaşarlar. Güney Kürdistan’daki Celalawendler ve İslam öncesi dönemlerde güney Zagroslar’da yerleşik olan Gelu’lar ile bağlantılıdır. Celalan, Celalî, Celilan, Celli, Gelli, Geloyî, Gelalan, Jelalan, Jelilî ve daha birçok benzer isimle anılırlar.

Celali aşireti kendi içinde 40 kabileden fazla kollara ve her biride kendi için tayfa ve ailelere bölünmüştü. Bu aşiretin en önemli kabileleri Doğu Kürdistan'a yerleşmiş.

Bunlar: Xalikanlu, Eli Mehweli, Cilikanlu, Qendkanlu, Hisu Xelef, Sakan ve Misirkanludur.

Ancak belgeli kaynaklara dayanmamasına rağmen halk arasında bilinen Celali Aşiretinin kolları şunlardır;

  1. Hesesori Aşireti
  2. Saki Aşireti
  3. Keskoi Aşireti
  4. Sori Aşireti
  5. Koti Aşireti
  6. Keçeli Aşireti
  7. Kendiki Aşireti
  8. Cıniki Aşireti
  9. Geloyi Aşireti

Sayılan bu aşiretlerin Celali'lere bağlı aşiretler olduğu sadece sözlü anlatımlara dayanmaktadır.

1892 tarihinde Rusya’dan Bayezid’e gelen Zilanlı ve Celali aşiretleri için arazi tespiti yapılamadığından gelenlerin sefalet çekmekte olduğu belirtilmiştir. Aynı zamanda kış mevsiminin de yaklaşmakta olması nedeniyle iskân işlemlerinin hızlandırılması istenmiştir. Bu amaçla bir an evvel bir komisyon kurularak, yeterli ve uygun yerlerin tespitiyle acilen iskânın tamamlanması emredilmiştir.

Büyüklüğünden dolayı kısım kısım iskân edilen Celali Aşireti, İran ile Osmanlı Devleti arasında sürekli olarak sınır sorunları yaşanmasına sebep olmuşsa da Osmanlı Devleti kendisine sığınmış olan bu insanları geri iade etmeyerek iskâna tabi tutmuştur. Örneğin 1893 tarihinde Bayezid’in Cebekent ve Türkmen köylerine 30 hane Celali aşireti iskân edildiği tespit edilmiştir.

Devlet, kefalet ve senet alarak bu kişilerin sınır ihlalleri yapmalarını, uygunsuz hal ve hareketlerde bulunmalarını önlemeye çalışmıştır.

Celali Aşireti’nin büyüklüğü ve büyük bölümünün İran’da olması nedeniyle aşiretin nüfusu tam olarak tespit edilememiştir. Bu durum da Erzurum Vilayeti’nin toplam nüfusunun tam olarak tespit edilememesi sonucunu doğurmuştur. Nüfus konusuyla ilgili olarak kaleme alınan 1888 tarihli bir belgede, Erzurum nüfusunun Celali Aşireti müstesna olmak üzere yaklaşık iki yıldır tamamlandığı ve adı geçen aşirete nüfus meselesinden dolayı ceza verilmesinin bunların yeniden İran’a gitmelerine sebep olacağından cezanın ertelenmesi istenmiştir.

Osmanlı ülkesine muhaceretle gelen bazı grupların iskân işlemlerinin hızlandırılması için bu grupların Hamidiye Hafif Süvari Alayları kapsamında olup olmadığının önemli olduğu tespit edilmiştir. Osmanlı ülkesine hicret edecek alay mensubu aşiretlerin akrabalarının iskânlarının kolaylaştırılması için acil tedbirler alınmıştır.

Kaynak: BOA. Dâhiliye Tesri-i Muamelat ve Islahat Komisyonu Muamelat Kısmı Belgeleri

Bu aşiret, 19. yüzyılın sonunda ve 20. yüzyılın ilk dönemlerinde yarı göçer bir yaşam sürdürüyordu. Fakat Celalilerin göç şekli, hem düzenli ve hem de tespit edildiği şekilde yürüyordu. Kış mevsiminde, Celaliler, Rusya'nın sınırlarına ve Aras nehrinin çevresine göç ediyorlardı. İlkbahar'da ise Celaliler Türkiye ve İran sınırındaki Siyah çeşme çevresine geliyorlardı. Celali aşiretinin üyeleri yiğitlikleriyle namlarını salmışlardı. Onlar kendileriyle gurur duyar ve yurtlarını severlerdi. Celaliler özgürlüğü çok seviyorlardı. Dinsel olarak da Celaliler Sünni mezhebine bağlı ve dindar insanlar olarak tanınıyorlardı.

İRAN KÜRDİSTANINDA CELALİLERİN DRAMI:

1930’lu yıllarda Celaliler aynı diğer Kürt aşiretleri gibi, İran-Türk sınırının her iki yanında yaşıyorlardı. Yazın müsait buldukları bir ülkede yaylaya çıkıyorlardı, kışın ise öteki devletin vadilerine iniyorlardı. İran Kürtlerine paniranist politikaları zorla ve kabaca dayatan İran yönetiminin, İran Kürdistan’ında, doğal bir biçimde oluşmuş olan bir yaşam tarzını ihlal etmesi ve bozması, İran Kütlerinin bir tepkisi olarak ulusal duyguların kabarmasına yol açtı.

Celali aşiretinin İran Kürdistan’ından İsfahan’a iskan edilişinin hikayesi, Rıza Şah yönetiminin Kürtlere ilişkin politikalarına tipik bir örnek olarak gösterilebilir.

Genelde Ağrı Dağının doğu yamaçlarında yaşayan Celali aşireti, Türkiye’deki Kürt isyanlarının değişmez iştirakçisiydi. Celalilerin yaşadığı, İran’a ait topraklar, Türk askeri birliklerinin ulaşamadığı yerlerdi. Türk ordu birlikleri ile girdikleri çarpışmalarda yenik düşen Kürt birlikleri geri çekilirken bu yerlere geliyorlardı. Daha sonra buradan, Türk-İran sınırı boyunca giden patikaları izleyerek kendi yerlerine dönüyorlardı. Bu yüzden 1929-1932 Kürt isyanlarından sonra Türk makamları, Ağrı Dağının İran’a bakan yamaçlarının Türkiye’ye verilmesini ve Celalilerin İran’ın içlerine iskan edilmesini, sonunda İranlılarda kabul ettirmişlerdi.

1936 yılında Celaliler, Kazvin ve İsfahan’a dağıldılar. Bu iskan sonucu Celali aşiretinin %40’ı yaşamını yollarda yitirmişlerdi ve beş yıl süreyle yarı aç yarı tok acınacak bir yaşam sürdürdüler. Ancak 1941 yılında Rıza Şah’ın tahttan indirilmesinden sonra Celali aşiretine dönüş izni verildi. Ne var ki, Celaliler eski yerlerinde, kendilerinden müsadere yoluyla alınmış topraklarının yeni sahipleri ve sakinleri ile karşılaştılar.

Bütün Kürt önderler hapishanelere kapatılmış olduğundan, bütün iktidar olanca imkânlarıyla zaman içinde adım adım İranlı memurların eline geçmişti. Kürtçe konuşmak şöyle kalsın, ulusal kıyafetlerle dolaşmak bile, yurtseverlik karşıtı duyguların tezahürü gibi değerlendiriliyordu. Kürtler “gereği gibi kültür geleneğinden yoksun İranlılar” olarak ilan edilmişlerdi.

HAMİDİYE ALAYLARINDA CELALİLER:

Sultan Abdulhamit’in 1893 yılında kurduğu Hamidiye alaylarında da aktif rol oynamışlardır. Hamidiye Alaylarında Doğubeyazıt örtülü kışlağı Bölgesinde 305 Suvari ve 370 Piyade olmak üzere 675 kişi, Doğubeyazıt Şeyhlu Kışlağında ise 300 Süvari ve 240 Piyade olmak üzere 540 kişi ile görev yapmışlardır

AĞRI "XOYBUN" İSYANINDA CELALİLER:

Ağrı Dağı Hareketinin (xoybun) önemli kişilerinden olan ve Celalilerin Hesesori kolunun önemli şahsiyetlerinden biride İbrahim Paşa olarak tanınan ibrahimé Heski  (Hesıké)dir. Babasının ismi Hesko Annesinin ismi Telli'dir. İbrahim Heski (halk arasında ibrahimé çargurçık yani dört böbrekli yiğit olarak tanınır.) mahiyetindeki kuvvetleri örgütlemiş ve 1927 yılında Ağrı taşrasının sivil yönetimini kurmuştur. Yani ağrı direnişinin önemli unsurlarından biri idi.

Kaynak: Muhammed Emin Zeki Beg (Kürtler S:382) ve Celali aşireti Facebook sayfasından kısmen alıntı.

BAŞKA BİR ARAŞTIRMA:

Celali aşireti ile ilgili Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsünden Cengiz KARTIN'IN  "Atatürk'ün Milli Mücadele döneminde Kürt Aşiretlerine yönelik Siyaseti" isimli hazırlamış olduğu Tez’de şu bilgiler mevcuttur.

Muş’a bağlı merkeze yaklaşık 24 km. uzaklıkta 375 hane ve 2 bin 50 nüfuslu bir köy olan Kırköy’de yasayan Celalilerdir. Aşiretin ayrıca Bitlis ve Muş’ta bulunan 10 binin üzerinde mensubu vardır.

Aşiretin kabilelerini su şekilde sıralayabiliriz:

Kabile                                                       Nüfus

Sersem kabilesi                                           800

Suvar kabilesi                                              300

Teter kabilesi                                               50

Sıhlar kabilesi                                              60

Kuri kabilesi                                                 50

Toti kabilesi                                                  200

Siirtli kabilesi                                                25

Hali kabilesi                                                  100

Kurmaçlar kabilesi                                         200

Kırköy, Bürikanlılar gibi tek aşirete bağlıdır. Aşiret reisi Hacı Mecid Ağa iken onun ölümü üzerine oğlu Faik, aşiret reisliğini devralmıştır. Aşiret reisliği babadan oğla geçen bir sistem izlemektedir. Yalnız, evlatlar veya ölen ağanın en yakınlarından tahsilli biri, yerini alabilmektedir. Yani belirli bir silsile izlenir. Celalilerin de bir silsilenamesi mevcuttur.

Ancak Prof. Dr. Orhan Türkdogan’ın aşiret reisi Faik ile görüşmesinde, bu silsilenamenin Faik’te değil, Hasköy ilçesinde Sıhlar kabilesinde bulunabileceğini aşiret reisi Faik’ten öğrendiğini ifade etmektedir. Celali aşireti, Bürikan aşiretinden farklı olarak “reis” yerine “ağa” tabirini kullanmaktadır. Faik ağaya göre, aşirette eski kurallar bozulmuş, saygınlıklar da ortadan kalkmıştır. Faik ağanın ailesinde 20 kişi aynı çatı altında yasamaktadır. 65 yaslarında olduğunu söyleyen Faik Aga’ya “aşiret” nedir? Sorusunu yönelten Türkdogan: “Aşiret, birlik, beraberlik ve güç demektir” cevabını almıştır.

Gerçekte, aşiret kimliğinde bu yapısal özellikleri gözlemek mümkündür. Aşiret, mensupları tarafından bir “devletçilik” biçiminde algılanmaktadır. Her aşiret reisi ya da ağası kendi cemaatini, toprağı ve mahiyeti bulunan bir küçük devletçik kimliğinde kabul eder. Aşiret mensuplarının töre ve yasa gibi kaide ve nizamları aşiret temsilcilerinde aramaları güç kaynağını ağada toplar. Bu durum çoğu kez, aşiret mensuplarını ikili düşünmeye iter. Eğer, fert aşiret dışında ise polis ve jandarma nizamına, değilse reis veya ağanın gücüne uyum sağlamaya çalışır.

CELALİ AŞİRETİNİN EĞİTTİĞİ KİŞİLER

Aşiret,  önemli kişiler de yetiştirmiş durumdadır. Menderes Hükümeti döneminde Gıyaseddin Emre ile kardeşi Kasım Emre milletvekilliği görevini yürütmüş;  Baki Duygu, Altınordu Belediye başkanı olmuş, Gıyaseddin Emre’nin oğlu Petrol Genel Müdürü ve Halk Bankası Genel Müdürlüğünde bulunmuşlardır.

Orhan Türkdogan’ın yaptığı araştırmalardan çıkardığı sonuç bu önemli resmi görevlere rağmen, aşirete aidiyet duygusu hiçbir zaman eğitim veya kültür süreci içerisinde kaybolmamıştır. Birey, ne kadar yüksek bir mertebe elde etse de “ben su aşirettenim” diyebilmektedir ki asıl aşiret olgusu herhalde bu olsa gerektir.

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle