Demir Ağlarla Ördü Almanlar Mardin’i

           Kökü çok derinlere dayanan Osmanlı-Alman ilişkileri, özellikle Osmanlının son dönemlerinde esaslı bir “kader birliğine” dönüşmüştür. Bu ittifak öyle bir boyuta varmıştır ki Osmanlı askerî okullarında Alman irfânıyla eğitim yapılıyor, Alman subayları Osmanlı ordusunda el üstünde tutuluyordu. Almanların Osmanlı üzerindeki nüfûzu sadece askerî değildir. Teknolojiden bürokrasiye, bilimden kültüre varana dek Alman taraftârlığı, her kulvarda cirit atıyordu.

            Almanların Osmanlıyla ilişkilerin en yoğun olduğu tarih kesitlerinden biri II. Abdülhamid ile II. Wilhelm dönemine rastlar. Bu işbirliğinin en önemli meyvelerinden birisi Bağdat demiryoludur. Almanlarla ittifaka girerek devletin ömrünü uzatacağını ümit eden II. Abdülhamid, çeşitli güzergâhlarda yapmayı planladığı demiryolu projesini Almanlara verme konusunda isteklidir. II. Abdülhamid’in bu davetkâr tavrı, gözünü Anadolu ve Mezopotamya’nın geniş ve bâkir topraklarına diken II. Wilhelm’i cesaretlendirmiş, iki devlet arasında 1903 yılında Bağdat Demiryolu anlaşması imzalanmıştır. Unutulmamalıdır ki demiryolu, özellikle 19. yüzyılın ikinci yarısında emperyalizmin simgesi sayılmaktadır. Bu şekilde bakıldığında Almanlar için bu proje, Orta Doğu’da siyasî ve ekonomik güç elde etmek ve doğu-batı ticaretini elinde bulunduran İngilizlerin egemenliğini kırmak anlamına gelmektedir.

            Almanlar, Osmanlı’yı doğrudan kolonileri hâline getirme niyetinde değillerdi. Onlar, demiryolu ağları sayesinde Anadolu, Mezopotamya ve Orta Doğu’dan ihtiyaç duydukları hammaddeyi nakleden yollar açmak istiyorlardı. Nihâyetinde Almanlar açısından ekonomik beklentileri karşılamayan Bağdat Demiryolunun siyasî alandaki en büyük etkisi iki devletin birbirine daha da yakınlaşmasıdır. I. Dünya Savaşı’nda bu iki devletin aynı safta yer alması Bağdat Demiryolu sayesinde olmuştur, denilebilir. Bu arada, I. Dünya Savaşı’ndan sonra da yapımı devam eden Bağdat Demiryolu hattının İstanbul-Bağdat güzergâhının kesintisiz ulaşımı ancak 1940 yılında tamamlanabilmiştir.

***

            Bağdat demiryolunun en önemli güzergâhlarından biri de Mardin’dir. Demiryolunun Mardin’de birçok durağı vardır. Bu duraklardan ilki Akdoğan Köyü (‘Erradê)’dür. Bu köy şu anda Mardin (Kızıltepe) ile Suriye arasındaki sınır üzerindedir. Akdoğan demiryolu hattı yapıldığında Suriye bizden henüz kopmamış. 20 Ekim 1921’de Fransa ile Türkiye arasında Ankara Antlaşması imzalanıp yeni sınır belirlendiğinde, bu demiryolu iki ülke arasında sınır olacaktır. Almanlar, demiryolunun bu kısmını inşâ ettiklerinde, döşedikleri bu yolun ileride iki ülke arasında hiçbir sosyal ve kültürel hassasiyet gözetilmeksizin sınır kabul edileceğini ve binlerce can ve gönül bağını ortadan ikiye böleceklerini düşünmemişlerdir elbette. Demiryolunun ikinci durağı ise Şenyurt (Dırbêsiyê) olur. Kızıltepe’ye bağlı bir belde statüsünde olan Şenyurt, demiryolu hattının işlek olduğu yakın bir geçmişe kadar canlı bir sosyal ve ekonomik görünüme sahipti. Demiryolunun Şenyurt’a sağladığı bu avantaj, demiryolunun işlekliğini zamanla kaybetmesiyle sona erer. Bağdat Demiryolunun Mardin’deki bir diğer durağı bugün İstasyon olarak isimlendirilen yerdir. Demiryolu hattı, Şenyurt durağının aşağı yukarı 5 km doğusunda ikiye ayrıldıktan sonra tâli bir yolla Mardin merkeze yönelir. Bu yol, Mardin’in güneyinde, bugün adına İstasyon dediğimiz yere kadar gelir. Yani anlaşılacağı üzere, bir tren istasyonu yapıldığı için burası zamanla İstasyon ismini almış oluyor.

            Almanların, İstasyon’a bir tren durağı yapmaları veya demiryolu hattını buraya kadar uzatmaları öyle, rastgele bir seçim değildir. O yıllarda Osmanlı ile yakın ittifakta olan Almanlar, güvenli ve korunaklı olan Mardin merkezini kendileri için bir üs hâline getirmişlerdir. Mardin’in dağlık ve ulaşıma elverişsiz kısmının hemen aşağısında başlayan İstasyon’a bir tren demiryolu durağı inşâ etmek hem nakliye ve hem de ulaşım açısından en mantıklı seçimdi o günün şartlarında. Almanların Mardin’de görülmeye başlanmaları da zaten istasyonların kurulduğu dönemlere denk gelir. Alman askerleri şehir merkezinde bir karargâh binası tutarlar. Bu bina İskender Atamyan’ın konağıdır. Daha çok “Alman Karargâhı” olarak bilinen bu tarihî yapı, İngilizlerle yapılan Kutü’l-Amara Savaşı'nda Osmanlı Ordusu'na komuta eden Colmar Von Der Goltz Paşa ve birçok Alman generalinin kaldığı yerdir. Almanların karargâhı olan bu cumbalı tarihî konak, Doğu cephesine giden Mustafa Kemal Paşa ve daha sonra sadrazamlık da yapacak olan Ahmet İzzet Paşa’nın da bir süre kaldığı ve Alman subaylarıyla fikir alışverişinde bulundukları konaktır. Almanların bu sıralarda Mardin kent merkezine bir diğer etkileri de Birinci Cadde dediğimiz ana caddeyi genişletmiş olmalarıdır. İstasyona trenler vasıtasıyla getirdikleri insan ve çeşitli malzemelerin taşınabilmesi için daha geniş ve rahat bir yola ihtiyaç duymaları Birinci Cadde’yi genişletmelerinde önemli rol oynamıştır. Ayrıca Alman Karargâhı olarak kullanılan o yoldan araç geçmesi için de yolun genişletilmesi gerekiyordu.

            Almanların demiryolu durağını İstasyon’a yapmalarındaki diğer bir önemli neden de bölgede bulunan odun ve odun kömürü gibi hammaddelerin ulaştırılacak en yakın bölgenin burası olmasıdır. Yapılan sözlü tarih çalışmasından edinilen bilgilere bakılırsa, Almanların bu ikinci gerekçeleri ve bu gerekçenin arka planındaki gerçekler, Mardin tarihinin belki de en üzüntü verici hadiselerinden biridir. 1903 yılında yapılan anlaşmaya göre Alman tarafı, demiryolu hatlarının içinden geçtiği devlete ait toprakların işletim hakkına sahipti. Böylece Alman şirketi, demiryolu hattı boyunca yapım çalışmalarında kullanmak amacıyla ormanlar ve taş ocaklarındaki hammaddeleri serbestçe kullanabiliyordu. Almanlar bu maddeye dayanarak, Mardin’de bir orman katliamı yapmışlardır, dense yeridir. Demiryolu yapımında kullanmak, tren yakıtı olarak kullanmak ve daha birçok ihtiyacı karşılamak için oduna ihtiyaç duyan Almanlar, o zamanlar ormanlık olan Mardin kırsalındaki köylülere ciddi paralar ödeyerek ağaç katliamına sebep olurlar. Belirtilenlere göre Almanlar, kesilip kendilerine teslim edilen her ağaç için bir keçi satın alınabilecek miktarda para ödüyorlardı köylülere. O şartlarda ciddi para eden ağaçları eşeklere ikişer adet yükleyip satan köylüler bir süreliğine ciddi paralar kazanmışlar. Kesilecek ağaç kalmadığında ise Almanlar, o kestikleri ağaçların toprak altındaki köklerine de tâlip olmuşlar. Köylüler o kadar zengin olmuşlar ki bazı ağa ve aşiret büyükleri işi atlarına gümüş eğer vurdurmaya kadar vardırmışlar.  

            Resmî kaynaklarda pek yer almasa da sözlü kaynakların ifâdelerine göre Almanlar, dağlardan kestirip biriktirdikleri ağaçları İstasyon’a daha rahat bir şekilde ulaştırmak için tâli bir demiryolu yapmışlar. Bu tâli demiryolu İstasyon’dan başlayıp bugünkü kireç fabrikasının olduğu yükseltilerden Mazıdağı’na kadar gidermiş. Fakat bu demiryolu sadece küçük yük  lokomotiflerinin üzerinden geçeceği büyüklükteymiş. Dağlardan taşınan hammadde ve ihtiyaç duyulan diğer yükler bu tâli demiryoluyla İstasyon mevkiine, oradan da Şenyurt üzerinden ana hatta aktarılıyor olmalıydı.

            Almanların demiryolları aracılığıyla İstasyon’a getirdikleri ürünler veya hammaddeler Durakbaşı (Serçahan) denilen ana merkeze getirilirmiş. İsminden de anlaşılacağı üzere Durakbaşı, bütün demiryollarının ana durağıdır. Omerî Aşireti mıntıkası ve çevresinde bulunan bütün odun ve odun kömürünün toplanma alanı olan Serçahan, dağlık alana 3 ilâ 5 kilometre mesafede, yani ormanlara çok yakın bir mıntıkadadır. Durakbaşı’ndan yaklaşık 14 kilometre sonra Nusaybin’e ulaşılır. Nusaybin durağı, Bağdat Demiryolu’nun Türkiye sınırları içindeki son güzergâhtır ve buradan Suriye ve Irak topraklarına geçiş yapılır. Nusaybin’in  içinde çağ-çağ Deresi üzerindeki Alman Köprüsü’nü de yine Almanlar yapmıştır. Demiryolunun dere üzerinden geçişini sağlamak için bu bir zorunluluktu. Bu köprü, yapıldığı dönemden bugüne kadar belki de hiçbir onarım görmeden hizmet vermiş ve orijinal hâli ile ayaktadır.

            Abdülhamid’in en ciddi projelerinden biri olan ülkeyi baştanbaşa demiryolu ağlarıyla donatma fikri o günün şartlarında “çılgın” bir projedir. Bu çılgın projenin önemli bir ayağı olan Mardin’de Almanlar, birçok istasyon inşâ etmiş, aralarına da raylar döşemişlerdir. Almanlar eliyle dönemin en modern ulaşım ve nakliye teknolojisine kavuşturulan Mardin için bu, elbette ki çok ileri bir adımdı. Fakat sonuç itibariyle Almanların, çıkarları uğruna Mardin kırsalında yaptırdıkları ağaç kıyımı da hafızalardan hiç çıkmamıştır.

 

Doç.Dr. Mustafa Öztürk

Mustafa ÖZTÜRK1980 yılında Mardin’de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Mardin’de tamamladıktan sonra lisans ve lisansüstü eğitiminin ardından 2018 yılında Filoloji alanında doçentlik derecesi alan Ö

YORUMLAR

  • Hocam, aydınlatıcı ve birbirinden değerli yazıların için sana minnetarız. Memleketimizin geçmişine ışık tutuyorsun. Allah razı olsun

Yorum Ekle