Doğuşunla Sönen Bin Yıllık Ateş Yeniden Kor Oldu Yandı Ey Resul…



Yıl 571

Yer Mekke

Fecr Vakti

     Haşimoğulları mahallesinde Safa tepesi yanındaki o kutlu evde doğdu hasretle beklenen Allah’ın habibi, insanlığın ümidi. 

***

    Mühürlenen kalplere seni anlatabilmek, seni nakşedebilmek yedi iklime, seni yazabilmek kararmış sayfalara. O ne kutlu doğumdu. O ne kutlu bir gündü. Ey resul geldiğin an ihanet gözyaşına dönüştü.

            Doğuşunla söndü bin yıllık ateş. Yıkıldı sarayları kisranın. Doğuşunla yere serildi putlar. Kurudu zulüm, karanlığın büyüsü bozuldu geldiğin an. Taze kan yürüdü yeryüzü damarlarına. Gülümsedin bahar doldu dünyaya. Bakışların ışık oldu uzandı sonsuzluğa. Gelişin bir isyandı yere batan zamana.  Gülerdin kıvılcımlar inerdi yüreklere. İnsanlık gözyaşında tanıştı saadetle. Bir sözün gönülleri fetheden tılsımlı bir dilekti. Doğuşunla bu âleme ışık geldi nur geldi.

            Çöl sükûtunda ürkek bir ceylan gibi eylülün son hüznünü kuşanmıştı kâinat. Baharlara hazırlanıyordu sanki yeryüzü. Kervan geçmez dağlarda yankılandı gelişin. Bir şahdamarı gibi yakındı herkese nefesin. Gelişin rahmete boğdu susuzluktan çatlayan toprakları. Doğuşunla şenlendi, aydınlandı Mekke sokakları. Senle çağlayan hayat, sensiz hicran yüklüdür. Ey Resul gelişin çöllerde açan can gülüdür.

            Hira’da yükseldi o kutsal muştu. Nurdağının yamacına indi önce melekler. Umut güneşinin battığı yerde doğdun. Simsiyah bir çizgi geçmiş meğer sensiz seneler.  Sen geldin çiçek açtı, meyve verdi ümitler. Sen varsın el sürülmemiş acılarda. Sina çölünde, badiye yaylasında. Ey Resul seni görmek, sana dokunmak, ne büyük devlet seninle açılmak sınırsız bir maveraya.

            Sana öfke saçana sen dua ettin. Seni taşlayanlara hidayet diledin. Bastığın topraklarda İbrahim’ler dirilttin. İnançla bastırdın kureyşin hiç dinmeyen sesini. Taş kesilmiş kalpleri rahmetinle erittin.  İçine akıttın gözyaşlarını. Umut oldun, herkese ümit verdin. “Ya Resul Allah’ın yardımı ne zaman?” diye haykıran müminlere sabır dedin bir dünya medeniyeti vadettin. 

Kıvrım kıvrım uzandın masum yüzlerde. Siyanür hiddetiyle erittin kahırları. Diz çökerken senin önünde kâinat, dağları taşları. Ne Taif anlayabildi seni ne de tütsü tütsü isyan kokan Mekke panayırları.

            ***

            Sevr mağarasında başladı diriliş hikâyesi. Medine’de atıldı tohumları gül bahçesinin. Bedir’de filizlendi güller. Uhudun eteklerinde kanla yeşerdi bedir yüklü laleler. Hendeklere gömdün sonra utanç veren bütün adetleri ve gelenekleri. Yürüdüğün yollara zafer yazdın ey Resul.

            Hicrete zorlandığın, sürüldüğün topraklara bereketinle geri geldin. Hiç gururlanmadın, kibirlenmedin. 

Yüzünde hayatların en güzeli, yaşam sevinci sanki gözlerin. Başın öne eğik, ellerin semada yaradana sonsuz şükürler ettin. Kabe’yi putlardan, Mekke’yi günahlardan, âlemi cehaletten temizledin ey Resul.

            Senin yüzü suyun hürmetine yaratıldı kâinat ve kâinatta ne varsa sebebi sensin. Güzele dair her şey senin eserin. Bir an yokluğunla viran olur ins ve cin. Sen yetimlerin, gariplerin sahibisin. Kör kuyuların saadetin zirvesine çıkardın bizi. Tohumları saça saça yürüdün Mekke’nin, Taif’in, Medine’nin tozlu yollarından. Kâinatın mimarı, gönüllerin sultanısın ey Resul.

            Açan tomurcuklarda saklı şefkatin. Gecenin en koyu anını yaşatmak üzere insanlığa kapanmaya yüz tutmuş gözbebeklerin. Sen gittin ey Resul. Tohum saçtığın yollarda meyveye durmuş zaman. 

Yeryüzü ve gökyüzü sana muhtaç, asırlar sana aşık, sana meftun ey Resul.

YORUMLAR

  • Senin yüzü suyun hürmetine yaratıldı kâinat ve kâinatta ne varsa sebebi sensin. Bu cümleyi kurarken referansın nedir? Kuranda buna dair tek bir ima bile var mıdır? İslam kozmoloji öğretisinde dağ-taş, su, hayvan, gök-yer ve varlık Muhammed için mi yaratılmış oluyor? Kelami bir meseleyi popülizme ve retoriğe kurban etmesen iyi olur Sayın Murat Bağış! Oku, öğren, anla da öyle yazsan daha iyi olur.

    Özlüyoruz/arıyoruz/seviyoruz... Yeryüzü ve gökyüzü sana muhtaç, asırlar sana aşık, sana meftun ey Resul....

Yorum Ekle