Dr. Mustafa Tekçe'nin kaleminden Mardin'de eski Ramazanlar

1980 yılında Askeri Doktor Asteğmen olarak Mardin'e gelen ve daha sonra gönüllü olarak kaldığı Mardin'de uzun yıllar İç Hastalıklar Uzmanı olarak görev yapan, görev yaptığı yıllarda ve sonrasında Mardinlilerin gönlünde ayrı bir yeri bulunan halen Üsküdar Üniversitesi'nde Dr Öğretim Üyesi olarak görevine devam eden Kilisli Uzman Dr. Mustafa Tekçe, Mardin'de yaşadığı ve etkisinde kaldığı eski ramazanlara dair anılarını kaleme aldığı yazısında sosyal medya hesabı üzerinden takipçileriyle paylaştı.

MARDİN
PAYLAŞ:
1981-1988 yılları arasında hayatımın en genç, hekimliğimin olağanüstü yoğun sekiz yıla yakın bir süreyi geçirdiğim Mardin'de birçok hatıralarla dolu dolu yaşadım. Hele ramazanlar bu hatıralarımın arasında çok ayrıcalıklı bir yere sahiptir.
Mübârek Ramazanlar, benim Mardin yıllarımda olağanüstü sıcak yaz mevsimlerine rastlıyor, gün içerisinde susuzluk bize nerdeyse ateşte kavrulacak bir hale getiriyordu. O yıllarda klima da yoktu. Elektrik ve su kesintileri sıktı. Şehir yanıyordu.
 
Mardin'de çok hürmetle yâd ettiğim isimler arasında rahmetli Cemal Acabay ve Fuat Pamukçu'nun ramazanlardaki davranışlarını daha sonra hayatımda yapabildiğim kadarıyla hep örnek almaya çalıştım. Bu yazımda Cemal Acabay'dan bahsedeceğim.
Rahmetli Cemal Acabay'ın değerli Fuat Pamukçu ağabeyle ortak yazıhanesi benim muayenehanemden biraz ilerde, Şahkulu Bey konağının ve Özçeliklerin Renault Acentasının hemen karşısında idi. Dürüst müteahhitlik yapıyorlardı. Cemal Acabay'ı+n meşhur siyasi geçmişinden de söz edilirdi. İnanılmaz bonkördü.
Ramazan geldiğinde bir gün önce Cemal Acabay besili bir dana ve kuzu kestirir, kasaba onu yapılacak yemeklere göre bölümlere ayırttırırdı. Değerli eşi ve o zaman çocuk yaştaki kızı Fatmagül ile yakınları bir ay sürecek yoğun bir işe koyulurlardı.
Cemal Baba hem dostum hem hastamdı. Kendisi diyabet, hipertansiyon ve kalp hastasıydı.
Buna rağmen ne kadar desem dinlemez orucunu tutardı. Cemal Babanın ramazan iftarları çok meşhurdu. Beni sık sık davet etmesine karşın ya bir, ya da en fazla iki defa katılırdım. Tabii benim şartım mutlaka sofrada nerdeyse tüm misafirlerin ekonomik yönden zayıf olanlardan olmasıydı. Baba zaten buna çok dikkat ederdi.
İkindi ezanı okunur okunmaz Cemal Baba telefona sarılır, saldırırcasına aramaya başlardı.
- Caniii..habballah bu akşam iftarda bu fakirhaneyi şereflendirmezsin?
Bu şekilde en az beş on kişiyi garantiler ve ondan sonra yazıhanesinin önüne sandalyesini atardı. Artık gözü sadece maddiyatı düşük, fakirleri, engelli ve kimsesizleri arardı. Onları görünce sevinir ayağa kalkar, onları kucaklar..
-Ahuy Allahu Hallik ebus ayneyk bu akşam iftarda bize şeref ver diye ısrarla en az beş kişi de böyle garantiledikten sonra evin yolunu tutar, yolda da aynı gözle özellikle fakirleri cadde ortasında tutar iftara davet ederdi.
Nihayet evine gelir tarihi evinin kapısındaki üç basamaklı merdiveninde oturur, gelen geçenleri ya da iftara gelenleri
-ya mitisselamii ala ayni ala rasi maşallah.. salli âlâ Muhammed.. diye karşılar, gelenleri, daveti kabul edenleri içeriye buyur eder, kendisi tekrar kapıya çıkar geçen, hizlı adımlarla evine giden herkesi ısrarla davet ederdi.
Bu sırada evin ovaya nazır muhteşem terasında uzun bir masada misafirler gitgide kalabalıklaşır, onlarla oğlu rahmetli Metin tek tek ilgilenirdi. Ayrıcalıklı olarak bizim eve eşim ve oğlum için aceleyle iftar yemeği gönderirdi. Masada türlü iftariyelikler, bal, hurma ve reçel çeşitleri, sini ile sebze ve meyveler ile buz gibi şerbetler, soda, ayran ve soğuk su hazır bulunurdu. Sıcak ekmekler tam top atılırken fırindan o anda gelirdi.
Ezan okunurken Cemal Baba kapıdan o anda içeriye girer..
- Allah sizden razı olsun Allah kabul etsin der yaklaşık yirmi kişinin misafir olduğu masaya oturur ve orucunu açardı. Çalışkan, becerikli, fedâkar ve iddialı titiz bir ev hanımı olan eşinin o güne mahsus yaptığı Mardinin meşhur yemekleri peşpeşe sofraya gelir, misafirlere tam bir ziyafet sunulurdu. Biz davetliler bu leziz yemekleri yerken zavallı Cemal Baba eline ramileri alır kıtır kıtır peşpeşe soğuk rami yerken bize döner;
-Oh ağalarıma afiyetler olsun.. bana bakmayın siz yerseniz ben yemiş gibi oluyorum. Hem rami beni serin tutuyor.. der.. üzgün gözlerle beni sen anlarsın dercesine bana bakardı.
Bu hatıra aklıma geldiğinde gözyaşlarımı hiç tutamam.
Yemekte birbirleriyle tanışmış ve kaynaşmış olan misafirlere son olarak çay ve ünlü Mardin tatlısı olan kahiye ikram edilir.. artık herkes müsaade isteyerek ayrılırken Baba üzeri kavrulmuş bıttım içi ile dolu, tahin katılmış muhteşem baldan bir kaşık almadan kimseyi salmaz
- Ağzınız, huyunuz bal gibi tatlı olsun derdi.
Reyhaniye Camiinde müdavimi olduğum hatimle kılınan teravih için bende müsaade isteyip ayrılırken Cemal Baba;
- Caniii baadsalâ yazihaneye gel ha.. diye tembih eder ve beni uğurlardı.
Reyhaniye Camiinde teravihe gelen eşim ve oğlum namaz sonrası eve giderken ben Caddeye çıkardım. Inanılmaz kalabalıklarda kolumdan tutup çaya ve tatlıya davet edenlerin arasından nezaketle sıyrılırken ammo Haşim önümü keser, mutlaka buz gibi hakiki limonatasını içmeden geçirmezdi. Böylece ilerleyerek Cemal Babanın yazıhanesine gelirdim.
Yaz geceleri ilerleyen saatlerde Mardinin hafif esintileri çıkar bizi bir rahatlık kuşatırdı.
Cemal Baba, Mahmut Sezgin, Yunus Gesso, Naylon Mehmet oruç iken sıkı sıkı tuttukları ağızlarını artık açar, herkese şaka ile takılır, hatta yakası açılmamış manâlı sözlerle neşe saçarlardı.
Değerli Dostlarım olan Yağmurcukardeşlerin Nur pastanesinden buraya enfes Roma dondurması, Abdülkadir, Murat ve Celâl Babür'ün Petek pastanesinden sıcak bülbül yuvası gelirdi. Bazan gündüzden komşum baklavacı Cevdet Özden Abiye ya da Nil Pastanesinden Ahmet Elkatmış Abiye tereyağlı kurabiye veya löziye ısmarlardım. Akşam teravih sonrası Cemal Babanın yazıhanesine yollarlardı. Bu arada benim burada olduğumu öğrenen birkaç hastaya da çağrılır onları kırmaz evlerine de gider gelirdim.
Saatler ilerleyip cadde tenhalaşmaya başlayınca Fuat Pamukçu Ağabey evinden getirttiği sahur yiyecekleri ile bizlere nefis ikramlarda bulunurdu. Hemen bitişikte oturan rahmetli Cevat Gülseren de oğlu Gufrana seslenir evden özel birşeyler getirtirdi. Her zaman onlara dûacıyım.Fuat abime ve evlâtlarına sağlikla uzun ömürler niyaz ederim. Cevat abinin evlatları da sağolsunlar.
Bugün kırk yıl sonra acaba Cemal Babanın ramazan iftarları gibi zengin- fakir demeden insanları biraraya kardeşçe getiren, hiçbir çıkar gözetilmeyen, iftar sofraları bilmem halen Mardin'de devam ediyormu ?..
Azıcık da olsa nacizane örnek almaya gayret ettiğim, Hatem Tai ahlâklı, sehi Cemal Babanın ve oğlu Metin Bey'in aziz ruhları şâd, mekânları cennet olsun.. Evlâtları, torunları varolsun..
İnşallah eminim öbür alemde Hakk'ın ikram sofrasında her an neşe içindedirler.. Zira Allah cömertleri sever..
Dr.Mustafa Tekçe

YORUMLAR

  • Eski ramazanların büyüklerinde Allah korkusu vardı şimdikiler de Allah korkusundan eser yok İslamiyeti lekelemekten insanları İslamiyetten soğutmaktan başka yaptıkları bir şey bir laf da gazeteciliğinize sözde doğru haber yapıyorsunuz tek haberiniz bile tarafsız değil haftalarca su kesilir sizin de sesiniz kesilir elektrik kesilir sizden yine ses yok Mardine hizmetleriniz takdire şayan her şey karşısında susmak

Yorum Ekle