Duanın önemi ve insan üzerindeki etkileri...

Dua, sadece Allah'tan yardım istemek için edilmez. Aynı zamanda günahlardan arınmak, cehennem azabından korunmak ve arınmak için de sıklıkla dua edilmesi gerekir. Dualar, Kuran ayetlerinden seçilebileceği gibi, birçok farklı hadis kaynağından da seçilebilir. Mardin Peygamber Sevdalıları Derneği Başkanı Molla Fesih Memiş, duanın önemi ve insan üzerindeki etkileriyle ilgi önemli açıklamalarda bulundu.

YAŞAM

Duanın Müslümanlar açısından önemli bir konumda olduklarını belirten Memiş, Dua ederken içtenlikle ve samimice Allah'u Teâlâ'ya yalvarmanın, yardım istemenin olduğunu belirtti.

Duanın sözlük ve terim manalarını açıklayan Memiş, duanın sözlükte çağırmak, yönelmek istekte bulunmak anlamlarına geldiğini, ıstılahi manasının ise kişinin acziyetini itiraf etmesi, acziyetini kabul etmesi ve yüceler yücesi olan Allah Teâlâ'nın huzurunda samimi bir şekilde ona yönelip ondan istekte bulunması olduğunu söyledi.

Duanın başlı başına bir ibadet olduğunu belirten Memiş, "Resul-i Ekrem efendimiz (Sallallahu Aleyhi Vesellem) bir Hadis-i Şeriflerinde 'dua ibadetin beynidir', yine bir Ayet-i Kerimede Yüce Rabbimiz 'Ey habibim onlara dedi ki sizin ibadetleriniz dualarınız olmasa rabbim size ne diye değer versin' diye buyuruyor. Dolayısıyla bütün varlıklarda yani yaratılan bütün varlıklarda Allah'a doğru bir yöneliş vardır." ifadelerini kullandı.  

Memiş, "Bütün yaratıklar arasında özellikle insanlık tarihi boyunca insanın fıtratında, yaratılışında sürekli Allah'ı tanıma, O'na yönelme, kendi yaratıcısına ulaşma meyli vardır. Bu ister gönderilen semavi kitaplara inansın ister inanmasın bütün insanlarda ilahi bir güce yöneliş vardır. Dolayısıyla biz Müslümanlar olarak Rabbimizi tanıyoruz, Rabbimizin Allah olduğunu biliyoruz. Bizi yaratanın, öldükten sonra huzuruna gidip hesap vereceğimiz gücün Allah olduğunu biliyoruz. Dolayısıyla bizim duaya daha bir ehemmiyet vermemiz gerekiyor." şeklinde konuştu.

"Dua kul ile Allah arasında bir ibadettir"

Duan ederken yapılması gereken hususları dile getiren Memiş, "Dua kul ile Allah arasında bir köprüdür, bir diyalogdur. Dua aynı zamanda kul ile Allah arasında bir ibadettir. Duanın elbette yerine getirilmesi gereken şartları vardır. Şunu bilmek lazım, duanın bir yeri ve zamanı yok. Kişi istediği zaman dua eder. İster ayakta ister uzanarak ister yürüyerek ister içinden, isterse de cehri dua edebilir. Fakat yine de her şeyde olduğu gibi duada da bir adabı usulü vardır. Kişi yüceler yücesi olan Allah'u Teâlâ'dan bir talepte bulunmak istediği zaman evvela abdest almalı, kıbleye yönelmeli, dizüstü çökmeli ellerini göğüslerinin hizasına kaldırmalı, besmeleden sonra Allah'u Teâlâ'ya hamd etmeli, Allah'ı yüceltmeli, Peygamber Efendimize salat ve selam okumalı kendi yaptığı hatalara, günahlara, tövbe ve istiğfar etmeli ve ondan sonra istediği talebini dile getirmelidir. Tabi bunu da şuurlu bir şekilde yapması lazım. İçten samimi bir şekilde Allah'a yönelmeli ki kalp ile dil arasında bir mutabakat olmalıdır." ifadelerini kullandı.

"Müslüman içten ve samimi olmalıdır ve bir de dua hususunda ısrarcı olmalıdır"

Müslümanların Allah'tan yardım talebinde bulunurken istekli ve ısrarcı olması gerektiğine dikkat çeken Memiş, "Çoğu kez ezberlediğimiz dualar dilimizde adet haline gelmiş. Bu esnada belki kalbimiz beynimiz başka yerlerde dolaşıyor. Başka şeyler düşünüyor ama dilimiz lafzi olarak başka şeyler söylüyor. Dolayısıyla Müslüman içten ve samimi olmalıdır ve bir de dua hususunda ısrarcı olmalıdır. Yani 'ben şu kadar zamandır dua ettim duam kabul edilmedi' diye düşünmemelidir. Yüce Rabbimiz Kur'an-ı Kerim'de 'Ey Muhammed sen onlara de ki rabbim, dua edin ben de duanıza icabet edeyim buyuruyor'. Dolayısıyla herhangi bir kul dua ettiği zaman Allah Teâlâ mutlaka onun duasına icabet edecektir. Fakat dua bir ibadet olması hasebiyle Allah Teâlâ duaların çoğunu, karşılığını ahirette verir. Bununla beraber dünyada da verdikleri oluyor. Fakat icabet ayrıdır, kabul edilip edilmemesi ayrıdır. Yani Allah'u Teâlâ her duaya icabet eder, kişi istekte talepte bulunur. Allah'u Teâlâ onun hayrına mıdır, şerrine midir, o daha iyi biliyor. Eğer kulunun şerrine ise bunu kabul etmez ama icabet etmedi manası çıkmaz." şeklinde konuştu.

"Dua için zaman ve mekân da önemlidir"

Duada zaman ve mekânın da ehemmiyetli olduğunu ifade eden Memiş, duanın daha makbul ve müstecep olan mekanları şu şekilde sıraladı:

"Bir diğer husus dua için zaman ve mekân da önemlidir. Mesela haram bölgesinde, Mekke'de, metal alanında Kâbe'nin Hacerü'l Evsed hizasında, Kâbe'nin mültezem kapısının karşısında, Hicri İsmail'e doğru akan oluğun altında yapılan dualar, Arafat dağında vakfe esnasında yapılan dualar müzdelife de yapılan dualar, Mina'da yapılan dualar mekânda yapılan dualar müstecaptır. Yine müstecep olan dualarla ilgili Peygamber Efendimiz'den (Sallallahu Aleyhi Vesellem) aktarılan, kişinin seher vakitlerinde tövbe ve istiğfar ederek dua etmesi, günde 5 vakit farz namazın ardında yapılan dualar, anne babanın evladı için yaptığı dualar müstecep dualardır. Yine zulme uğrayan mazlumların yaptıkları dualar müstecaptır. Çünkü mazlumlarla Allah arasında herhangi bir perde yok. Yolculukta yapılan dualar, hasta kişinin yaptığı dualar, gurbette yaşayan kişilerin yaptıkları duaları müstecaptır." diye konuştu.

Günümüz İslam Aleminde Müslüman devletlerin zülüm ve çektikleri acılara değinen Memiş, bu mazlum Müslümanlara dua edilmesine rağmen aynı hal ve vaziyette olduklarını belirterek, "İslam alemi, bölük pörçük, 40-50 parçaya bölünmüş ve İslam alemi dediğimiz bu ülkelerde bu devletlerde hemen hemen bir devlet yok ki orada kan akmasın, orada talan yapılmasın, orada gözyaşı dökülmesin, orada zulüm işlenmiş olmasın. Bir buçuk milyardan fazla Müslüman arasında elbette günahkâr olanları da vardır, salih olanları da vardır. Günahkârlar ile beraber Salihlerle beraber herkes dua ediyor. Fakat aradan bir asır geçti Müslümanların üzerinden bu kara bulutlar dağılmadı, bu zulüm son bulmadı. Müslümanlar arasında birlik sağlanmadı, Müslümanlar hâlâ acı çekiyor." ifadelerini kullandı.

"Müslümanların ettikleri duaların kabul olmamasının 10 sebebi var"

Duayla ilgili İbrahim İbni Ethem'in rivayetini aktaran Memiş, "İbrahim İbni Ethem bir gün Basra çarşısında dolaşırken etrafında toplanan insanlar sorular soruyor. Dini konularla ilgili birisi de diyor ki, 'ey üstad Allah'u Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de 'Bana dua edin duanıza icabet edeyim' buyuruyor fakat biz dua ediyoruz duanın karşılığını alamıyoruz.' Bunun üzerine İbrahim İbni Ethem 'sizin kalpleriniz 10 şeyi işlemekten dolayı ölmüştür. Ölü olan kalpten Allah'u Teâlâ duayı kabul etmez. Kalp ile dil arasında bir mutabakat olması lazım. Kalp ölmüşse sadece dil konuşuyorsa, kalp ile bir bağlantısı olmadığı için içten gelen bir yalvarış ve yakarış olmadığı için Allah'u Teâlâ o duaya icabet etmez' diyor." şeklinde belirtti.

Memiş, İbrahim İbni Ethem Hazretlerinin, kendisine sorulan soruda Müslümanların ettikleri duaların kabul olmamasının 10 sebebinin olduğunu vurgulayarak, "Bu 10 şeyden bir tanesi; Siz Allah'ı tanıdığınız halde Allah'a karşı kulluk görevinizi yerine getirmiyorsunuz. Kur'an'ı okuduğunuz halde Kur'an'la amel etmiyorsunuz. Resulullah'ı (Sallallahu Aleyhi Vesellem) sevdiğinizi iddia ettiğiniz halde O'nun sünnetini ve yolunu terk etmişsiniz. İblis' in düşmanlığını iddia ettiğiniz halde onun adımlarını izliyorsunuz. Yine cenneti temenni ettiğinizi, cenneti sevdiğinizi iddia ettiğiniz halde sizi cennete ulaştıracak ameller işlemiyorsunuz. Cehennem azabından korktuğunuzu iddia ediyorsunuz ama günahlardan sakınmıyorsunuz. Ölülerinizi kendi elinizle defnediyorsunuz ama ölülerinizin ölümünden ibret almıyorsunuz. Bundan dolayı kalpleriniz ölmüştür ve o yüzden dualarınız kabul olunmuyor' diye cevap vermiş. İbrahim İbni Ethem Hazretlerinin verdiği bir cevapta hepimiz için alınacak dersler vardır. Madem Allah'ı tanıdık o zaman ona karşı kulluk vazifemizi yerine getirmeliyiz. Resulullah sevdiğimizi iddia ediyoruz, O'nun yolundan izinden gitmeliyiz. Sünnetini hayatımıza tatbik etmeliyiz. Yüce Rabbim bizi ve bütün Müslümanların dualarını müstecep dualardan eylesin." dedi. 

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle