Ebu Abid’in Meşalesi

        İnsanoğlu tarafından kullanımının Milattan önce 1300 yılına kadar dayandığı tahmin edilen meşale, ilk zamanlarda bir ağaç sopasının ucuna hayvan derisi bağladıktan sonra ateşle buluşturulmasıyla icat edilmiştir. Karanlık mağaraları aydınlatmak ya da güneş battıktan sonra yön tayin edebilmek için meşaleler kullanılmıştır.

        Meşale, elektrik bulunana kadar insanlar için en temel aydınlatma aracıdır. Elektriğin icadı ve yayılışından sonra da eğlence sektörünün önemli araçlarından biri olmuştur. Gaz lambasının da atası olarak kabul edilen meşale, günümüzde eğlence ve spor organizasyonlarının önemli bir figürü olarak özellikle olimpiyat oyunlarının sembolü hâline gelmiştir.

***

        1970’lerin ortalarına kadar Mardin’in önemli bir folklorik ritüelinin başrolünde meşale vardı. “Meş’al Ebû ‘Âbıd” yani “Ebu Abid’in meşalesi” şehirde belli bir yaşın üstünde olanların mutlaka duydukları veya küçük yaşlarda şahit oldukları bir ritüeldir. Çocukların ve gençlerin ellerindeki meşalelerle bir araya toplanarak grup hâlinde şehrin sokaklarında gezerek hep bir ağızdan Ateşi yakan kulların sahibi, kullarının sıkıntılarını çöz!” anlamına gelen “Meş'al Ebû ‘Âbıd, fıkke ‘ale’l-‘ibâdık” şeklinde hep bir ağızdan bağırdıkları bu ritüel, aynı zamanda şehirde bir resm-i geçit veya fener alayı gibi bir törendi. Gençlerin ellerinde tuttukları ve adına Ebu Abid dedikleri bu meşaleye neden bu ismin verildiği hakkında halk arasında çeşitli söylenceler vardır. Bu anlatılardan birisi Ebu Abid adındaki gayrimüslim bir çocuğun arkadaş edinme çabasına dayanır.

        Gayrimüslim bir çocuk olan Ebu Abid, Müslüman komşu çocuklarıyla dinsel farklılık nedeniyle bir türlü iyi ilişkiler kuramıyormuş. Çocuklarla kaynaşmak için bir oyun  geliştirmiş. Her akşam gün batmadan önce bir sopanın başına bez sarıp beze gaz yağı döker ve onu yaktıktan sonra sokağa çıkarmış. Sokağın bir aşağısına bir yukarısına koşarmış. Bu oyun Müslüman çocukların da hoşuna gidivermiş. Ondan aynı meşaleden istemişler, o da birkaç tane ayarlayıp çocuklara dağıtmış ve her akşam aynı oyunu oynar olmuşlar. Bu oyun bir arkadaşlık doğurmuş ve bir gelenek hâline gelmiş. Daha sonra büyükler de tıpkı çocuklar gibi din farkı gözetmeksizin meşale dağıtıp sokaklarda koşturmaya başlamışlar. Böyle zamanlarda bilinir ki aileler arasında barış olmuştur. O günden beri bu meşalenin ismi Ebu Abid Meşalesi olarak anılır olmuş.

Mardinli yazar Doğan Bekin’e göre de kadim Mardin sokaklarında yakın dönemlere kadar bu geleneğin yansımalarını görmek mümkündü. Bekin, fener alaylarına benzer şekilde  meşalelerle resm-i geçit yapılması geleneğinin bir dönem Mardin’e hâkim olan Sasanilerden kaldığını öne sürer. Bu gelenek İslâm ordularının Hz. Ömer döneminde bölgeyi fethetmesine dek çok etkin bir şekilde sürdürülmüştür. İşte, eskiden sokak aralarında geceleyin yakılan meşâleler ve koro hâlinde söylenen sözler karanlığı ve kötülüğü simgeleyen Ehrimar’a karşı, iyiliği simgeleyen Ahura Mazda’nın karanlığı aydınlatan yönünü ortaya koymaya yönelik batıl bir inanış biçimiydi.

***

            Başlangıçta bir çocuğun oyun arkadaşı bulma veya kabullenilme arayışı olarak ortaya çıkan meşaleyle oyun oynama, zamanla Mardinli gençler arasında bir geleneğe dönüşmüş ve birçok vesileyle sergilenir olmuş. Mesela Ay tutulmalarında meşale alayları toplanır şehrin ara sokaklarında ve ana caddelerinde gezerler, tekerlemeler, ilahiler ve bunların aralarına serpiştirilmiş dileklerini hep bir ağızdan dile getirirlerdi. Sadece Ay’ın tutulduğu zamanlarda değil elbette, bayramlarda, sene başlarında ve hatta resmî bayramlarda da geceleri en az on beş yirmi kişilik gruplar, başlarındaki liderin arkasından yürüyerek Ebu Abid Meşalesi ile şehirde tur atarlardı. Bu meşale alayının iki üç saat süren şehir gezintilerinde Şeyh Maruf Yatırı, Cumhuriyet Meydanı, Sûkı’l-Bakara gibi merkezî yerlerden mutlaka geçilir, geçilen yerlerdeki halk da sokaklara çıkarak veya pencerelerinden sarkarak elinde meşale alayındaki gençlere alkışla veya ıslıklarla tezahürat yapardı.

        Mayıs ayının ilk dönemlerinde baharın geri gelişi olarak kutladığımız Hıdırellez etkinliklerinde meşale alayı özellikle boy gösterirdi. Hıdırellezin Hristiyanlardaki karşılığı sayılabilecek “Mariya’nın Uyanışı” kutlamalarında da Müslüman ve gayrimüslim gençler Ebu Abid’in Meşalesini birlikte tüttürür, Mardin’in sokaklarını arşınlarlardı. Hıdırellez veya Mariya’nın Uyanışı Mardin’de o zamanlar ciddi şenliklere sahne olurdu. Bugün Mardinlinin giremediği Mardin Kalesi ve arkasındaki boş alanlar bu şenliklerin icra alanıydı, tabi yedi sekiz gün süren şenliklerin olmazlarından biri de Ebu Abid Meşale alayının gece geçişleriydi.

        Mardin’de Ebu Abid meşalesinin yakıldığı zamanlardan biri de resmî törenlerdi. Cumhuriyet, 30 Ağustos, 19 Mayıs gibi törenlerde o dönemin atlı askerî birlikleri de ellerine bu meşalelerden alıp gece boyunca intizamlı bir şekilde Mardin caddelerinde bayram coşkusunu yayarlardı. Halk için askerlerin at sırtında taşıdığı meşaleler Ebu Abid meşalesinden başka bir şey değildi.

***

        Ortaya çıkışı, ortaya çıktıktan sonra kazandığı ritüller ve kimler tarafından icra edildiği gibi konuları bir yana bırakırsak, Ebu Abid meşalesi çerçevesinde anlam kazanan ve gelişen geleneğin zamanla dinî bir mahiyet kazandığı anlaşılıyor. Bu konu hakkında konuşulan herkes bu meşaleli toplanmaların temel gayesinin Allah’a dua etmek olduğunun altını çiziyor. Zaten meşale alayının olmazsa olmazı olan “Meş'al Ebû ‘Âbıd, fıkke ‘ale’l-‘ibâdık” şeklindeki Arapça maninin, anlamı bakımından bir çeşit Allah’a yakarış olması bu meşale geleneğinin zamanla dinî bir yön kazandığını ortaya koyar.

         Yeri gelmişken belirtmekte fayda var ki Ebu Abid meşalesi sadece bahsini ettiğimiz meşale alaylarının değil, zaman içerisinde başka gelenek ve inanışların da bir parçası hâline gelmiştir. Mardin’deki bu geleneklerden birisi de masumiyeti ve temizliği temsil eden yedi kız çocuğunun Ebu Abid meşalesini taşıyarak Gül Mahallesindeki Şeyh Lıbbene türbesine tekerlemeler ve maniler okuyarak yürümesidir. Perşembe akşamı gerçekleştirilmesi âdet olan bu gelenekte murat dileyenler, şifa isteyenler ve derdi olanların dileklerinin gerçekleşmesi için bu ritüle başvururlardı. Bu inanışa göre, kız çocuklarının ellerinde taşıdıkları Ebu Abid meşaleleri, eğer dileği olanın evinden Şeyh Lıbben türbesine kadar sönmemişse o dileğin kabul edildiğine inanılırdı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

             

 

Doç.Dr. Mustafa Öztürk

Mustafa ÖZTÜRK1980 yılında Mardin’de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimini Mardin’de tamamladıktan sonra lisans ve lisansüstü eğitiminin ardından 2018 yılında Filoloji alanında doçentlik derecesi alan Ö

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle