Reklam
dedas
ARTUKBEY

Gaziantep'te "Yolumuzu Aydınlatan Yıldızlar" programı düzenlendi

Gaziantep Peygamber Sevdalıları Derneği tarafından "Yolumuzu Aydınlatan Yıldızlar" temasıyla düzenlenen etkinlikte sahabenin rol model alınması gerektiğinin vurgusu yapıldı.

  • 30.11.2025 08:05
Gaziantep'te "Yolumuzu Aydınlatan Yıldızlar" programı düzenlendi

Gaziantep Peygamber Sevdalıları Derneği tarafından düzenlenen etkinlikte Mus'ab bin Umeyr (Radıyallahu anh) ve Nesibe Hatun'un (Radıyallahu anha) hayatı konu alındı.

Şahinbey Kültür Merkezi'nde (Kolejtepe) düzenlenen etkinliğe konuşmacı olarak İlahiyatçı Yusuf Tutak katıldı.

Yoğun ilgi gören etkinlik Kur'an-ı Kerim tilavetiyle başladı. Özlem ajans sanatçılarının seslendirdiği ilahi ve ezgiler geceye renk kattı.

Gaziantep Peygamber Sevdalıları Dernek Başkanı Muhammed Ata Yaçin açılış konuşmasında sahabenin örnekliğine vurgu yaptı.

"Karanlık çağ ancak onların yaktığı meşaleyle aydınlanacaktır"

Yaçin konuşmasında, "Bugün burada, sadece bir anma için değil, yolumuzu aydınlatan kutlu bir neslin örnekliğini yeniden diriltmek, onu bugünün hayatına taşımak için bir araya gelmiş bulunuyoruz. Zira insanlık tarihi, Resulullah'ın (sallallahu aleyhi vessellem) mübarek terbiyesinde kısa sayılabilecek bir sürede gerçekleşen eşsiz bir dönüşüme şahit olmuştur. Cahiliyenin karanlığında kaybolmuş bir toplum, sahabe neslinin öncülüğünde İslam’ın aydınlığına kavuşmuştur. Bu kutlu nesil, Kur’an-ı Kerim’den sonra en büyük canlı mucize, “İnsanlar içinden çıkarılmış en hayırlı ümmet” olma şerefine nail olan bir nesildir. İşte bizler, bugün dünyanın pek çok İslam beldesinde; Gazze’de, Lübnan’da, Sudan’da ve başka coğrafyalarda yaşanan zulmü gördükçe, sahabenin imanını ve direniş ruhunu yeniden hatırlama ihtiyacı hissediyoruz. Çünkü bu karanlık çağ ancak onların yaktığı meşaleyle aydınlanacaktır." dedi.

"Medine'nin ilk muallimi, ilmin ve fedakarlığın sembolü"

Yaçin, "Peygamber Sevdalıları Vakfı olarak her yıl olduğu gibi bu yıl da kasım ayını bir diriliş mevsimi olarak kabul ediyor ve "Sahabe Ayı" ilan ediyoruz. Gayemiz; sahabenin hayatlarını gönüllerimize nakşetmek, anlamak ve bugünle bağ kurarak anlatmaktır. Bu sene iki büyük sahabeyi, iki abide şahsiyeti merkeze alıyoruz. Mus’ab bin Umeyr (radıyallahu anh) ve Nesibe Hatun (radıyallahu anha). Mus’ab bin Umeyr… Mekke’nin ipekli kaftanlı, zengin ve seçkin genciyken bütün ihtişamı hakikat uğruna terk eden bir yiğit. Medine’nin ilk muallimi, ilmin ve fedakarlığın sembolü. Onun tebliğ aşkı, bugün Gazze’nin enkazları arasında Kur’an öğretmeye devam eden öğretmenlerin nefesinde, ilimden vazgeçmeyen gençlerin yüreğinde yaşamaktadır." ifadelerini kullandı.

"İnsanlığın kurtuluşuna öncülük edecektir"

Yaçin sahabenin önemine değinerek, "Ve Nesibe Hatun…Uhud’da Resûlullah’a (s.a.v.) bedenini siper eden, on üç yerinden yaralanmasına rağmen savaşmaya devam eden cesaretin anası. Bugün işgal altındaki topraklarda evlatlarını şehit veren ama imanından taviz vermeyen tüm mücahide kadınlar, onun mirasını taşımaktadır. Biz inanıyoruz ki; Kudüs’ü kuşatan zulmün, Gazze’yi yıkan barbarlığın karşısında dimdik duranlar, işte bu ruhun evlatlarıdır. Mus’ab’ın fedakarlığı ve Nesibe’nin cesareti ile donanmış bir nesil, zulmün karşısında ışık olacak; insanlığın kurtuluşuna öncülük edecektir." şeklinde konuştu.

"Mus'ab'ın bir duruşu var"

Mus'ab bin Umeyr'in duruşunun çevresindekileri de etkilediğine değinen İlahiyatçı-Yazar Yusuf Tutak, " Mus'ab bin Umeyr'in bir duruşu vardı. Bundan dolayı kardeşi Ebu Rumi de ona bakarak iman ediyor. Peki, Mus'ab kardeşine bir şey anlatmış mıydı? Oturma fırsatı buldu mu? Gidip ona davet etme imkanı buldu mu? Yok, yok. Ama kardeşi ona bakıp (onun) bir duruşu vardı. O duruşundan etkilenip o da iman ediyor. Mus'ab bin Umeyr'in bir istikameti, bir duruşu vardı. Kardeşi, 'Mademki sende bu duruş var, o halde ben de iman ediyorum.' dedi.

"Kalkacaksın, yürüyeceksin, koşacaksın"

İslam davasında bıkkınlık, yorgunluk olmadına dikkat çeken Tutak, "Nübüvvet'in on birinci yılında Resulullah Aleyhissalatu Vesselam bir umutla Taif'e gitmiş ama taşlanmış geri dönmüş. Fakat umutsuzluğa kapılmamış. Durmamış, durmak yok, kardeşler, bu davada durmak yok! Oturmak yok! Kalkacaksın, yürüyeceksin, koşacaksın. Başka bir yolu yok. Resulullah (Aleyhissalatu Vessellem) yine bir Hac döneminde kapı kapı, çadır çadır dolaşıyor, İslam'ı anlatıyor. O çadırın kapısı kapanıyor, öbürüne gidiyor. Onunki kapanıyor, öbürüne gidiyor. İnsan bıkmaz mı? Bıkmıyor. Resulullah (Aleyhissalatu Vessellem) ısrarla geliyor, geliyor, geliyor." ifadelerini kullandı.

"Mus'ab görev adamıydı"

Mus'ab bin Umeyr'in İslam'ı din olarak seçmesinin ardından hiç durmadığına vurgu yapan Tutak, "Mus'ab bin Umeyr'in Medine'de çalışmasından sonra on iki kişi gelecek ve Resul-i Ekrem Aleyhissalatu Vesselam'a iman edecekler ve diyecekler ki: 'Ya Resulallah, tamam, bu söyledikleriniz bizi burada tutar ama biz bir şey bilmiyoruz. Bize bir öğretmen gönder!' Allah Resulü (Aleyhissalatu Vesselam), 'Öğretmen hazır! Mus'ab, kalk ve git!.' buyurur. Mus'ab, 'Tamam, Ya Resulallah!' diyerek hiçbir şey sormadan, (sorulmasına fırsat kalmadan) 2Nereye gideceğim? Ne yapacağım? Neler var?' demeden yola çıkıyor. 'Bize bir şey var mı yok mu? Cebimize bir şey girecek mi?' (gibi beklentileri) yok. Mus'ab böyle biri değildi. Mus'ab görev adamıydı; çıkacak ve gidecekti. Bir yıl boyunca çalışıyor. O bir yılın sonunda Akabe'ye yetmiş beş kişi gelecek. Bunlardan yetmiş üçü erkek, ikisi kadındır. Kadınlardan biri de Nesibe Hatun'dur." şeklinde konuştu.

"13 yara bir yıl boyunca tedavi sürecinden geçecek"

Nesibe Hatun'un Uhud'daki kahramanlığından bahseden Tutak, "Mus'ab bin Umeyr uhut'ta şehit düştükten sonra Efendimiz Mus'ab'a seslenecek, 'Mus'ab çok yoruldun gel dinlen.' Seslendiği kişi dönecek ve diyecek 'Ya Resulullah ben Mus'ab değilim.' Efendimiz (Aleyhissalatu vessellem) anlayacak Mus'ab'ın şehid olduğunu ve Allah'ın melekleri Mus'ab'ın suretinde gönderdiğini. Mus'ab şehid düşecek ama bizim bir nesibemiz var. Nesibe radıyallahu anha hemen oğlunu çağıracak. Çabuk gel bugün gün oturma günü değildir. Resulullah Efendimizin (Aleyhissalatu Vessellem) koruyan 12 erkek var. Nesibe Hatun oğluyla birlikte onnlar da gelip Resulullah'ı koruyacak. O gün Nesibe Hatun 13 yara alacak. Yıllar sonra torunlar ona diyecek ki 'Anne bize Uhud gününü anlat.' O da omuzundaki yarayı gösterecek 'Uhud buradadır diyecek.' Ve kolundaki 13 yara bir yıl boyunca tedavi sürecinden geçecek." dedi.

'Ben Şehit annesi miyim'

Nesibe Hatun'un sabır ve tevekkülüne değinen Tutak, "Hicretin dokuzuncu yılında Peygamber Efendimiz (Aleyhissalatu Vesselam), yalancı peygamber Müseylemetü'l-Kezzab'a bir mektup yazıp, o mektubu on dokuz yaşındaki Habib ile birlikte ona gönderiyor. Bakın, Nesibe Hatun nasıl insan yetiştirmiş, nasıl evlat yetiştirmiş. Habib, mektubu alıp Müseyleme'ye gidiyor. Müseyleme, 'Bu mektup kimden?' diye sorduğunda Habib, 'Allah'ın Resulü Muhammed Mustafa Aleyhissalatu Vesselam'dan.' diyor. Müseyleme, 'Ben peygamber değil miyim?' dediğinde Habib, 'Ben seni duymuyorum.' diye cevap veriyor. Aynı soru tekrar edilince Müseyleme, 'Ben bu soruyu her sorduğumda sen aynı cevabı verirsen, her seferinde senin bir uzvunu keseceğim.' diyor ve nihayetinde burnunu kesiyor, kulağını kesiyor, ellerini kesiyor. Kıtır kıtır doğrayarak şehit ediyorlar. Haber Nesibe Hatun'a gelince Ben şimdi Şehit annesi miyim.' diyor." ifadelerini kullandı.

"Mus'ab bu dünyadan bir kefen bile alamadan gidiyor"

Mus'ab bin Umeyr'in şehatenini dile getiren Tutak,  "Sahabeler şehitleri ikişer ikişer getirip defnediyor. Gelip Resulullah'a (s.a.v.), 'Ya Resulallah, Mus'ab'ın üzerinde bir elbise var. Yüzüne kapatınca ayakları açık kalıyor, ayaklarını kapatınca yüzü açık kalıyor. Ne yapalım Ya Resulallah?' diye soruyorlar. Resulullah Aleyhissalatu Vesselam hıçkıra hıçkıra ağlıyor. 'Başının üstünü örtün. Ayaklarının üzerine de eski bir şey atın.' buyuruyor. Ve Mus'ab bu dünyadan bir kefen bile alamadan gidiyor." şeklinde konuştu.

İLKHA

Yorum Yaz