TÜVTÜRK

HÜDA PAR: Dini değerlere hakaretin cezasız kalmaması için kanun teklifimiz bir an önce yasalaştırılmalı

HÜDA PAR, dini ve manevi değerlere hakarete caydırıcı cezalar verilmesi ve Türk Ceza Kanunu’na “Dini değerlere hakaret” başlıklı müstakil bir madde eklenmesi için Meclis’e sunulan kanun teklifinin bir an önce yasalaştırılması çağrısında bulundu.

  • 10.07.2026 14:12
HÜDA PAR: Dini değerlere hakaretin cezasız kalmaması için kanun teklifimiz bir an önce yasalaştırılmalı

HÜDA PAR Genel Merkezi tarafından yayımlanan haftalık gündem değerlendirmesinde; dini değerleri aşağılayan ve bu değerlere hakaret eden ya da hedef alan tutumlara karşı cezai yaptırımların artırılması için TBMM’ye sunulan kanun teklifinin yasalaştırılması talep edildi.

HÜDA PAR’ın yayımladığı gündem değerlendirmesinde, Filistin’de ezanı yasaklama girişimi, Afganistan-Pakistan gerilimi, Srebrenitsa Soykırımı’nın yıl dönümü, 2026 yılının ilk 6 aylık ekonomi karnesi ve akademisyenlere getirilmek istenen güvenlik soruşturması konuları ele alındı.

“Hiç kimsenin bir başkasının kutsallarına hakaret etme özgürlüğü olamaz”

Dini değerleri aşağılayan tutumların toplumsal huzuru bozduğuna ve kutuplaşmaya yol açtığına dikkat çekilen değerlendirmede “Son dönemde milletimizin inançlarını, mukaddesatını ve dini değerlerini hedef alan provokatif söylem ve eylemlerde kaygı verici bir artış yaşanmaktadır. Başkasının inancına hakaret, ifade özgürlüğü değildir. Hiç kimsenin bir başkasının kutsallarına hakaret etme özgürlüğü olamaz. Mizah ve sanat özgürlüğü kisvesi altında kutsalların aşağılanması ve milyonlarca insanın inancının tahkir edilmesi, toplumsal barışı ve birlikte yaşama hukukunu hedef alan açık bir saldırıdır.” denildi.

“Kanun teklifimiz bir an önce yasalaştırılmalıdır”

Dini değerleri aşağılamaya yönelik eylem ve provokasyon tehlikesinin daha önceden HÜDA PAR tarafından görüldüğü ve önlem olarak Meclis’e bir kanun teklifi sunulduğu hatırlatılan açıklamada “Dini değerlere yönelik hakaret ve aşağılamaların etkin şekilde cezalandırılması amacıyla Türk Ceza Kanunu’nda 'Dini Değerlere Hakaret' suçunun müstakil olarak düzenlenmesini ve caydırıcı yaptırımlar öngören kanun teklifimizi 19 Haziran 2025 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunmuştuk.” ifadelerine yer verildi.

Açıklamanın devamında şöyle denildi:

“Bugün yaşanan gelişmeler, teklifimizin ne kadar isabetli ve gerekli olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Herkesi, bu toprakların mayası ve vatandaşlarımızın büyük çoğunluğunun inancı olan aziz İslam dini ve İslam’ın mukaddes değerleri başta olmak üzere dini değerlere karşı saygılı davranmaya davet ediyoruz. Toplumun manevi değerlerini korumak, din ve vicdan özgürlüğünü gerçek anlamda güvence altına almak ve benzer provokasyonların önüne geçmek için kanun teklifimizin bir an önce görüşülerek yasalaştırılması gerekmektedir. Meclisimizi ve özellikle mecliste temsil edilen parti gruplarını bu konuda sorumluluk almaya çağırıyor; aziz milletimizi de mukaddesatına sahip çıkmaya, inanç değerlerine yönelik her türlü hakaret ve aşağılamaya karşı ortak bir duruş sergilemeye davet ediyoruz.”

“Amaç Filistin coğrafyasını etnik temizlikle tamamen Yahudileştirmektir”

Siyonist terör rejiminin Filistin topraklarında yürüttüğü sistematik katliam ve işgal politikalarının devam ettiğine dikkat çekilen değerlendirmenin devamında “Karşımızdaki barbarlık, birkaç aşırılıkçının hevesi değil, arkasına ABD şer odağını alan işgal rejiminin resmi politikasıdır. Amaç Filistin coğrafyasını etnik temizlikle tamamen Yahudileştirmektir. Bu gözü dönmüş rejim, Gazze’de yıllarca evleri, hastaneleri, okulları, tarım arazilerini ve hatta sığınılan çadırları bombalayarak bölgeyi yaşanılmaz kılmayı ve Filistinlileri topraklarını terk etmeye zorlamayı amaçladı. Gazze’de kanla, bombalarla yürüttükleri bu sürgün politikasını, bugün Batı Şeria’da Müslümanların arazilerini gasp edip bu araziler üzerinde sayıları sürekli artan yeni işgal yerleşkeleri inşa ederek işgali genişletmeyi sürdürüyorlar. Gazze’de füzelerle yaptıklarını, Batı Şeria’da farklı kılıflarla gizlemeye çalıştıkları gasp ve hırsızlıkla yapmaktadırlar. Bu işgal projesine direnenler de ya katlediliyor ya da ellerindeki her şey gasp edilerek sürgüne zorlanıyor.” ifadeleri kullanıldı.

“Müslümanların ibadet hakları ellerinden alınıyor”

Siyonist işgal rejiminin sözde meclisinin Filistin’de camilerden hoparlörle ezan okunmasını yasaklayan yasa tasarısını onaylamasına tepki gösterilen değerlendirmede “Harem-i İbrahim Camii’ndeki ezan engeliyle Müslümanların ibadet hakları bile ellerinden alınıyor. Siyonistlerin bombaları bugüne kadar hiçbir diplomatik tiyatroyla, hiçbir sahte anlaşmayla durdurulamadı ve durdurulamaz. Durdurmanın tek yolu İslam dünyasının, bu siyonist projeye askeri olarak karşı koyacağını dünyaya net bir şekilde deklare etmesidir.” ifadeleri yer aldı.

“Emperyalizmin kirli oyununa gelmemek her iki ülkenin en büyük sorumluluğudur”

Afganistan ile Pakistan arasında zaman zaman tırmanan gerilime de değinilen değerlendirmede “Afganistan topraklarına düzenlenen saldırılarda hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyoruz. Bu gerilimin arkasında, bölgenin huzur bulmasını istemeyen dış mihrakların parmak izi açıkça görülmektedir. Yıllarca işgal altında tuttuğu Afganistan topraklarından büyük bir yenilgiyle kaçan ABD’nin uğradığı bu tarihî hezimetin intikamını almak için bölgeyi yeniden istikrarsızlaştırmak adına bu gerilimi sinsice kaşıdığı aşikârdır. Emperyalizmin bu kirli oyununa gelmemek her iki ülkenin de en büyük sorumluluğudur.” uyarısında bulunuldu.

“Taraflar kalıcı bir anlaşma zemininde buluşmalıdır”

Afganistan ve Pakistan’ın dini, coğrafi ve tarihî bağları olan iki komşu olarak birbirine muhtaç olduğuna vurgu yapılan değerlendirmede “Bölgede kalıcı istikrarın, ekonomik kalkınmanın ve sınır güvenliğinin tesisi, düşmanlıkla değil ancak köklü bir komşuluk hukukunun gözetilmesiyle mümkündür. İki kardeş halkın geleceği ortak çıkarlar temelinde şekillenmelidir. Bu tehlikeli gidişatın durdurulması için her iki ülkeyle de güçlü ve köklü ilişkilere sahip olan Türkiye başta olmak üzere bölge ülkelerine tarihî bir görev düşmektedir. Bölgesel aktörleri, bu gerilimi tamamen sona erdirecek ve tarafları kalıcı bir anlaşma zemininde buluşturacak bir arabuluculuk mekanizmasını acilen devreye sokmaya davet ediyoruz.” denildi.

“Acımız ilk günkü gibi tazedir”

1995 yılında Sırp güçleri tarafından 8 binden fazla Boşnak sivilin katledildiği Srebrenitsa Soykırımı’nın yıl dönümüne de değinilen değerlendirmede “Avrupa’nın göbeğinde, 1995 yılının Temmuz ayında 8 binden fazla silahsız Boşnak Müslüman sistematik bir şekilde katledildi. Srebrenitsa Soykırımı’nın yıl dönümünde, acımız ilk günkü gibi tazedir. Bu soykırımı lanetliyor; şehit olan Boşnak Müslümanları rahmetle anıyor, ailelerine ve kardeş Bosna-Hersek halkına taziyelerimizi iletiyoruz.” denildi.

Açıklamada, Srebrenitsa Soykırımı’nın ardından imzalanan Dayton Barış Anlaşması’nın, Bosna-Hersek’te çatışmaları sona erdirmiş olsa da ortaya koyduğu etnik temelli yönetim modelinin ülkenin siyasi ve idari yapısında kalıcı sorunlara yol açtığı, etkin karar alma mekanizmalarının oluşmasını zorlaştırarak siyasi ve ekonomik istikrarsızlığın uzun yıllar devam etmesine neden olduğu belirtildi.

“Balkanlardaki Müslüman kardeşlerimiz ikiyüzlü Batı’nın çifte standartlı hukukuna terk edilmemelidir”

Batılı devletlerin Balkanlar’ı istikrarsızlaştırma çabalarının endişeyle takip edildiğine dikkat çekilen değerlendirmede “Bilge Lider Aliya İzzetbegoviç’in ‘Unutulan soykırım tekrarlanır.’ sözü, bugünün acı gerçeğidir. Dün Bosna’da dünyanın gözü önünde görmezden gelinen soykırım, bugün aynı pervasızlıkla Gazze’de yaşanmakta ve Balkanlarda yeni bir soykırım planına zemin hazırlamaktadır. Bu durum, Batı’nın ikiyüzlü ve İslam düşmanı politikasının istikrarlı bir şekilde devam ettiğini de gözler önüne sermektedir. İslam ülkelerinin liderleri, Balkanlarda yaşayan Müslüman kardeşlerini zalimlerin insafına, ikiyüzlü Batı’nın çifte standartlı hukukuna ve siyonistlerin vahşetine terk etmemelidir.” çağrısı yapıldı.

“Faiz lobisi kazandı, millet kaybetti”

2026'nın ilk altı ayında uygulanan faiz politikasının Türkiye ekonomisine ağır bir fatura çıkardığına vurgu yapılan değerlendirmenin devamında “Politika faizinin yüzde 37 seviyesinde tutulmasına rağmen yıllık enflasyon yüzde 32,11 olarak gerçekleşmiş, işsizlik oranı yüzde 8,2, atıl işgücü oranı ise yüzde 31 seviyesinde kalmıştır. Yani faiz, beklendiği gibi istihdam ve üretimi olumsuz etkilemiş; enflasyonun düşürülmesine de yaramamıştır. Ekonomideki bozulmanın en çarpıcı göstergelerinden biri de kamu maliyesidir. Merkezi yönetim bütçesi yılın ilk beş ayında 1 trilyon 57 milyar TL açık verirken, aynı dönemde faize ödenen tutar 1 trilyon 262 milyar 600 milyon TL'ye ulaşmıştır. Borç faizine ödenen devasa rakamlar, üretime, istihdama, eğitime, sağlığa ve sosyal harcamalara daha az kaynak ayrılmasına neden olmaktadır.” denildi.

“Vatandaşın geliri temel ihtiyaçlarını karşılamaya dahi yetmiyor”

Ekonomik yükü en çok dar gelirli vatandaşların, asgari ücretliler ile emeklilerin taşıdığının altı çizilen değerlendirmede “Bugün dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 35 bin 174 TL, yoksulluk sınırı ise 114 bin 576 TL'ye yükselmiş, bekâr bir çalışanın yaşama maliyeti 45 bin 488 TL olarak hesaplanmıştır. Bu tablo, milyonlarca vatandaşın gelirinin temel ihtiyaçlarını karşılamaya dahi yetmediğini açıkça göstermektedir.” ifadelerine yer verildi.

“Türkiye'nin ihtiyacı faizi merkeze alan borç ekonomisi değildir”

Artan konkordatoların, finansmana erişimde yaşanan sıkıntıların ve yatırım iştahındaki zayıflamanın üretim yerine faizi merkeze alan ekonomi anlayışının doğal sonucu olduğu vurgulanan değerlendirmede “Faizden gelir elde edenler kazanmaya devam ederken, üreten, çalışan ve alın teriyle geçinen kesimler her geçen gün daha da yoksullaşmaktadır. Yıllar önce dile getirilen ‘Faiz sebep, enflasyon sonuçtur.’ yaklaşımından vazgeçilmeseydi, bugün çok daha farklı bir ekonomik tablo konuşuyor olabilirdik. Türkiye'nin ihtiyacı; faizi merkeze alan borç ekonomisi değil, İslam iktisadının adalet, üretim, paylaşım ve reel ekonomiyi esas alan ilkeleri doğrultusunda inşa edilecek yeni bir ekonomik düzendir. Güçlü ekonomi; faize ödenen trilyonlarla değil, üretimin arttığı, emeğin karşılığını aldığı ve milletin refahının yükseldiği bir sistemle mümkündür.” denildi.

“Hak mahrumiyetine yol açma riskini barındırmaktadır”

Akademisyenlere getirilen güvenlik soruşturması garabetinden vazgeçilmesi çağrısı da yapılan değerlendirmede “TBMM’ye sunulan Yükseköğretim Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile öğretim elemanlarının atama süreçlerine güvenlik soruşturması şartının dahil edilmesi, akademi vizyonu ve hukuk devleti ilkeleriyle bağdaşmayan, son derece endişe verici bir adımdır. Hukuken hâlihazırda tüm kamu personeline uygulanan arşiv araştırması genel güvenliği sağlamak adına yeterliyken, üniversiteleri gizlilik dereceli stratejik devlet kurumlarıyla bir tutarak daha derin bir incelemeye tabi tutmak, akademinin temel varlık sebebini göz ardı etmektir. Kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmayan, yani devlet memuru olmanın yasal şartlarını bütünüyle taşıyan ve akademik liyakatini ispatlamış bilim insanlarının bu tür bir bürokratik denetime alınması, geçmişte pek çok örneğine rastlandığı üzere keyfilik, fişleme ve soyut gerekçelerle hak mahrumiyetine yol açma riskini barındırmaktadır.” uyarısı yapıldı.

“Bu düzenlemeden vazgeçilmeli”

Değerlendirmenin sonunda ise şu ifadelere yer verildi:

“Üniversiteler, tornadan çıkmış tek tip düşüncelerin değil, farklı ve hatta aykırı fikirlerin özgürce tartışılarak süzüldüğü bilim, kültür ve sanat üretim merkezleridir. Belirli bir olgunluğa erişmiş gençlerin çoğulculuğu ve tahammülü deneyimlediği bu alanların, makbul olan ve olmayan şeklinde bir tasnife tabi tutulması, akademiyi kaçınılmaz olarak politize edecek ve entelektüel üretkenliğe zarar verecektir. Suçun şahsiliği ilkesini ve lekelenmeme hakkını zedeleyen, bilim yuvalarını özgür düşüncenin sınırlandığı yerlere dönüştürme potansiyeli taşıyan bu düzenlemeden vazgeçilmeli; ilgili hüküm kanun teklifinden çıkarılarak akademik özerklik ve güvence, koruma altına alınmalıdır.”

İLKHA

Yorum Yaz