TÜVTÜRK

Yazar Erdoğmuş: Hiçbir ideoloji insandan ve aileden daha değerli değildir

Yazar ve siyasetçi Abdülbaki Erdoğmuş, Bingöl'ün Genç ilçesinde düzenlenen “Aile, Bağımlılık ve Değerler Eğitimi” Çalıştayı’nda aile kurumunun korunmasının önemine dikkat çekerek, siyasi tercihlerin aileleri, komşulukları ve dostlukları parçalamaması gerektiğini söyledi.

  • 05.09.2026 16:12
Yazar Erdoğmuş: Hiçbir ideoloji insandan ve aileden daha değerli değildir

Bingöl’ün Genç ilçesinde Genç İstişare Meclisi tarafından düzenlenen “Aile, Bağımlılık ve Değerler Eğitimi” Çalıştayı düzenlendi.

Aile kurumunun güçlendirilmesi, bağımlılıkla mücadele, gençlerin karşı karşıya kaldığı sorunlar ve toplumsal değerlere ilişkin çözüm önerilerinin ele alındığı çalıştay, Dr. Öğr. Üyesi İbrahim Dağılma’nın moderatörlüğünde gerçekleşti.

Çalıştay kapsamında aile konusu üzerine sunum gerçekleştiren yazar ve siyasetçi Abdülbaki Erdoğmuş, programın düzenlenmesinde emeği geçenlere teşekkür ederek, Genç İstişare Meclisi’nin kurulmasını ve ilçenin kaygılarını taşıyan sivil bir oluşum olarak faaliyet yürütmesini önemli bulduğunu belirtti.

Erdoğmuş, çalıştaya kaymakam, kurum amirleri, belediye başkanı, milletvekilleri ve siyasetçilerin destek vermesinden duyduğu memnuniyeti dile getirerek, “Bu güzel organizasyonda emeği geçen ve İstişare Meclisi’ni kuran arkadaşlarıma da şükranlarımı sunuyorum. Sayın Kaymakamımız, kurum amirleri, belediye başkanımız, sayın milletvekillerimiz ve diğer siyasetçilerimizin; böyle güzel bir oluşuma, böyle sivil ve gerçekten önemli, Gençlilerin kaygılarını taşıma duyarlılığını gösteren bir sivil oluşuma desteklerinden dolayı hem memnuniyetlerimi hem de teşekkürlerimi sunuyorum.” dedi.

Kendisinin de bu nedenle çalıştaya katıldığını ifade eden Erdoğmuş, “Ben de bu amaçla, bu niyetle, en azından burada görünerek ve onların arasında bulunarak bir destek amacıyla geldim. Yoksa siz de takdir edersiniz ki 15-20 dakika veya konuşmak için buraya gelen biri değilim. Sizinle aynı duyguları paylaşan, yüreği sizlerle beraber atan, bu ülke için sizin gibi kaygıları ve endişeleri olan birisi olarak bugün buradayım ve gerçekten bahtiyarım.” ifadelerini kullandı.

“Bu insanlar ilçemize ve insanlarımıza büyük bir iyilik yapıyor”

İstişare Meclisi’nin çalışmalarına gönül, zaman ve emek verenleri önemsediklerini belirten Erdoğmuş, bu kişilerin ilçeye ve topluma önemli katkı sunduğunu söyledi.

Erdoğmuş, “Değerli kardeşlerim, yine yüreğini, zamanını ve emeğini bu çalışmaya harcayan insanları çok önemsiyorum. Bu insanlar bu ilçemize, insanlarımıza gerçekten büyük bir iyilik yapmaktadırlar.” dedi.

İyiliğin kötülükle mücadele etmek olduğunu ifade eden Erdoğmuş, özellikle bağımlılık, yozlaşma ve toplumsal bozulmalarla mücadele amacıyla oluşturulan İstişare Meclisi’nin önemine dikkat çekti.

Erdoğmuş, “Peki, nedir iyilik? Kötülükle mücadele etmektir. Başta bağımlılık olmak üzere birçok kötülükle, yozlaşmayla ve bozulmayla mücadele amacıyla inşa edilen, oluşan bu İstişare Meclisi’ni ben çok önemsiyorum. Sizlerin de hepinizin bunu çok önemsemesi gerektiğini düşünüyor, öneriyor ve tavsiye ediyorum.” diye konuştu.

“İnsanlar iyi ve kötü olmak üzere ikiye ayrılır”

İnsanların ırkı, milleti, mezhebi, dini, coğrafyası veya ailesi üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulayan Erdoğmuş, insanların iyi ve kötü olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi.

İyilik yapan insanların kimliğinin değil, yaptıkları iyiliğin esas alınması gerektiğini belirten Erdoğmuş, “Dolayısıyla kötü insanın da dini, mezhebi, meşrebi, memleketi, milliyeti sorulmaz. İyi insanın da sorulmaz. İyilik yapan bu arkadaşlarımızı ben bu kategoride değerlendiriyorum.” dedi.

İyi olmanın zor olmadığını dile getiren Erdoğmuş,  “Peki, iyilik yapmak, iyi olmak çok mu zor? Hayır. İnsan fıtratı iyilik üzerine olduğu için her insanın iyilik yapması ve iyi olması doğal olarak mümkündür ve olmalıdır.” şeklinde konuştu.

“Neden iyiliği değil, kötülüğü alışkanlık haline getiriyoruz?”

İnsanların neden iyilik yerine kötülükleri daha kolay alışkanlık haline getirdiği sorusuna da değinen Erdoğmuş, iyi insanın ahlakı, vicdanı ve adaleti hayatının merkezine koyduğunu belirtti.

Erdoğmuş, “Çünkü iyi insan; ahlakı, vicdanı ve adaleti yaşam merkezine koyan insandır. İyi insan, iyilik yayan, kötülükle mücadele eden insandır. İyi insan, etrafına sulh yayan, kardeşlik yayan, barış yayan insandır.” dedi.

“Peki, neden biz bu iyi insan vasfından daha fazla kötü alışkanlıklarımızla biliniyoruz?” diye soran Erdoğmuş, bu durumu anlatmak için şu örneği verdi:

“Bir gün öğrenciler, bilge olan, âlim olan hocalarına sorarlar. Derler ki: ‘Üstat, niye iyi alışkanlıkları kazanmak zor, kötü alışkanlıkları ise kazanmak çok kolay? Neden insanlar iyi alışkanlıklarını uzun süre muhafaza edemiyorlar?’

Bilge, yani âlim de şöyle der: ‘Öncelikle ben size şöyle bir soru sorayım.’

Bu soruyu ben de şimdi bu salona soruyorum ve bu sorunun muhataplarından biri de benim.

Âlim der ki: ‘Kötü bir tohumu güneşin önüne verirseniz, iyi bir tohumu güneşin önüne verirseniz; kötü ve çürümüş bir tohumu da toprağa gömerseniz nasıl olur?’

Öğrenciler cevap verir. Şimdi hepinizin de içinizden cevap verdiği gibi öyle düşünüyorum. Derler ki: ‘Güneşin önüne bırakılan tohum kurur. Toprağa gömülen tohum da filizlenir.’

Âlim der ki: ‘İşte kötü ve iyi alışkanlıklar da böyledir.’”

Kötü alışkanlıkların gizlenerek beslenmesinin insanın kalbine zarar verdiğini ifade eden Erdoğmuş, “İnsanlar iyi alışkanlıklarını ruhlarında gizleyip derinleştirip dışarıya vermek yerine, kötü alışkanlıklarını içlerinde gizleyerek, etrafındakilerin kendilerini bilmemesi, günahkâr ve kötü olduklarını bilmemesi için saklayarak yaptıkları iş, o tohumu onların kalbini öldürecek noktaya getirecek.” dedi.

Erdoğmuş, “Demek ki bizler kötülüğü kendimiz tercih ediyor, onları besliyor, filizlenmesini sağlıyor ve etrafa yayıyoruz. Peki, zararlı ve çürümüş tohumdan çıkan filizler elbette sağlıksız ve zararlı meyvelere sebep olur. O meyveler de insanlara lezzet vermez, fayda vermez, tedavi etmez, ilaç olmaz.” ifadelerini kullandı.

“İYİ İNSANI İYİ YAPAN TEMEL DEĞERLER VARDIR”

İyi insanı iyi yapan temel değerlerin bulunduğunu belirten Erdoğmuş, doğruluk, dürüstlük, adalet, eşitlik, ahde vefa, sorumluluk ve dayanışma gibi değerlerin insanlığın temel değerleri olduğunu söyledi.

Toplumda ve ailelerde bu değerlerin ne kadar yaşatıldığının sorgulanması gerektiğini belirten Erdoğmuş, “Şimdi sorarım size: Bu değerlerden kaçı bizde var? Bu değerler bizim toplumumuzda, bizim ailelerimizde bugün söz konusu mudur, değil midir?” diye sordu.

“Dini değerler ile insanlığın temel değerleri çatışmaz”

Konuşmasında din ve toplumsal değerler arasındaki ilişkiye de değinen Erdoğmuş, bu konuda dine değinmeden konuşmanın zor olduğunu ifade etti.

Erdoğmuş, “Buradan şimdi hissediyorum. ‘Ya hocam, sen bu değerleri saydın ama dine dokunmadın’ diye düşünenler olabilir. Çünkü burada dine dokunmadan konuşma yapmanın çok zor olduğunu da biliyorum. Din elbette önemli bir değer.” dedi.

Dini fanatizmin, dini değerlerin yaşanmasının önünde engel oluşturabileceğini savunan Erdoğmuş, “Ama dinle değerleri yıkan en büyük kötülüklerden biri dini fanatizmdir. Çünkü Müslümanlar kendilerini dinin sahibi gördükleri için dini değerleri kazanmak yerine dinin sahibi olmakla övünüyorlar. Oysa dinin sahibi Allah’tır. Allah dışında bu dinin sahibi yoktur.” ifadelerini kullandı.

Erdoğmuş, “Peki, bize düşen nedir? Dini değerleri yaşamımıza, hayatımıza bir mümin olarak hâkim kılmak. Dini değerlerin, insanlık değerleriyle çatışan hiçbir noktası yoktur. Tam anlamıyla bütünleşir.” diye konuştu.

Erdoğmuş, dindarlığın yalnızca iman ve ibadetle sınırlı görülmemesi gerektiğini belirterek, “Benim açıkça söylemek istediğim bu konuda da şudur: Dindarlık; iman, ihlas ve ibadetle birlikte insanlığın temel değerlerini yaşamaktır. İnsanlığın temel değerlerini esas almayan bir anlayış dindarlık değildir.” dedi.

“Camiler doluyor, peki dini değerleri kazanıyor muyuz?”

Dini değerlerin toplumdaki karşılığını camiler ve ibadetler üzerinden örneklendiren Erdoğmuş, camilerin, Kur’an kurslarının, hafızların ve din görevlilerinin sayısına dikkat çekti.

Kandillerde ve cuma günlerinde camilerin dolduğunu belirten Erdoğmuş, “Camiler kandillerde, yani özel gecelerde tıklım tıklım dolar. Cumalarda tıklım tıklım dolar. Oralarda Kur’an okunur, mevlitler okunur, salavatlar getirilir, tekbirler getirilir.” dedi.

Erdoğmuş, “Peki, ben size soruyorum: Bu dini değerler ne? Yani biz bunları yapıyoruz ama acaba bunlar bize dini değerleri kazandırıyor mu? Kazandırmıyor.” şeklinde konuştu.

Erdoğmuş, “Eğer bunlarla biz dini değerleri kazanmıyorsak burada bizim din anlayışımızda bir sorun var, bir problem var. Haşa, dinden kaynaklanmıyor. Bunun da altını özellikle çizmek istiyorum.” ifadelerini kullandı.

“Her cuma ‘Allah adaleti emreder’ deniyor, peki adaleti ne kadar yaşıyoruz?”

Dini değerlerin hayata geçirilmesine ilişkin adalet örneğini veren Erdoğmuş, cuma hutbelerinde okunan ayete dikkat çekti.

Erdoğmuş, “Mesela arkadaşlar dikkatle bakıyor. Her cuma yeryüzündeki bütün mescitlerde, camilerde hutbe sonunda hocaefendi hutbesini şu ayetle bitirir. Başlangıcını söylüyorum: ‘Muhakkak Allah adaleti emreder.’ Her ilişkide Allah diyor ki: Adil ol. Adaletle davran.” dedi.

Erdoğmuş, toplumda adalet değerinin ne kadar yaşatıldığının sorgulanması gerektiğini belirterek, “Size soruyorum: Yani biz bu adalet değerini ne kadar kazanmışız ve ne kadar bunu etrafa yayabiliyoruz?” diye konuştu.

“Aile sadece bir yuva değil, aynı zamanda bir mekteptir”

Konuşmasının devamında aile konusuna değinen Erdoğmuş, moderatörün de aile konusuna dikkat çektiğini belirterek, ailenin yalnızca insanların barındığı veya sığındığı bir yuva olmadığını ifade etti.

Ailenin çocukların ve bireylerin temel değerleri öğrendiği bir okul olduğunu vurgulayan Erdoğmuş, “Aile, yine arkadaşımızın dediği gibi, sadece içinde barındığımız bir yuva değil. Sığındığımız bir yuva değil. Güven duyduğumuz bir yuva değil. Aile; şefkati, merhameti, sevgiyi ve saygıyı öğrendiğimiz, kazandığımız bir mekteptir. Bir okuldur.” ifadelerini kullandı.

“Ailelerimizi bir mektebe çevirebiliyor muyuz?” sorusunu yönelten Erdoğmuş, “Peki, hangimiz ailemizi bir mektebe çevirmiş olabiliriz? Hangimiz ailemizi bir okul gibi hayata geçirebiliyoruz?” diye ekledi.

Toplumdaki aile yapısının durumunun sorgulanması gerektiğini ifade eden Erdoğmuş, "Bu memlekette, bu güzel ilçemizde hangi aile, değerleri bütünlüğünü, ittifakını koruyabiliyor? Hangi aile fertleri, birbirine saygılı, birbirine şefkat ve merhametli davranabiliyor?” ifadelerini kullandı.

“Ailelerin parçalanmasında başka nedenleri de sorgulamalıyız”

Ailelerin parçalanmasının nedenlerinin yalnızca ekonomik sorunlar, göç, fitne ve fesat üzerinden açıklanmaması gerektiğini belirten Erdoğmuş, konuşmasında siyasetin aile ve toplum üzerindeki etkisine de değindi.

Erdoğmuş, “Peki, burada siyasetçilerimiz var. Genç ilçemiz çok politize olmuş bir yer. Bingöl’de böyle. Ben şimdi sorayım. Siyasetçilerimiz beni hoş görsün.” dedi.

Siyasi parti tercihlerinin aile ve toplumsal ilişkilerin önüne geçmemesi gerektiğini belirten Erdoğmuş, siyasi ayrışmaların ailelere ve toplumsal ilişkilere zarar vermemesi gerektiğini söyledi.

Hiçbir siyasi ideolojinin insanlardan ve ailelerden daha değerli olmadığını vurgulayan Erdoğmuş, siyasi tercihlerin aile, komşuluk ve dostluk ilişkilerini bozmayacak şekilde yapılması gerektiğini ifade etti.

Erdoğmuş, “Parti seçmek kolay. Unutulan birçok parti var. Kapatılan birçok parti var. Kaybeden birçok parti var. Politikacılar yeni partiler kuruyor ve yeni partilere geçerek siyasete devam ediyor.” ifadelerini kullandı.

Buna karşılık parçalanan bir ailenin yeniden kurulmasının kolay olmadığını vurgulayan Erdoğmuş, “Peki, yıkılan bir aileyi yeniden inşa etmek mümkün mü? Size soruyorum.” dedi.

Aile değerlerinin korunması çağrısında bulunan Erdoğmuş, konuşmasını şu ifadelerle tamamladı:

“Bunun için aile önemlidir. Aile değerlerimize sahip çıkalım. Aile değerlerimizin kıymetini bilelim. Fitne ve fesattan uzak duralım. Sulhu, barışı, kardeşliği yayalım."

İLKHA

Yorum Yaz