Hazan’a Benziyordu

KÖŞE YAZISI
PAYLAŞ:

Gecenin yarısından epeyce zaman geçmişti.

Bir elinde  gaz lambası; diğer elinde rızkın, bereketin ve  evlatlarının geleceği saklı olduğu kapının anahtarları vardı.

Sessizliğin, karanlığın ve tenhalığın uyuyamadığı gecede; bir tek ay ışığı yansıyordu pencereden…

Her zaman ki gibi  erkenden uyanmştı. Onu ay ışığı uyandırır ve zamanın hesabını ay ışığına göre yapardı.Tam tekmil giyinmiş ve kuşanmış bir şekilde biribirinden uzak iki oda arasında sürekli mekik dokuyordu. Yeni gelin olmuş kızlara, kendi yaşamından kesitler gösterircesine adetta çırpınıyor ve hayata aşina olmaları için yoğun bir çaba sarf ediyordu. Bu sebeble topraktan yapılmış iki katlı ve alt katı ahır olan  evin zemini her yürüyüşte sürekli sallanıyordu.Belli ki gün boyunca yorgunluğu hissetmemiş ve gecenin aziz yalnızlığında birkaç saat dinlenip; yeni başlayacak günün ilk hazırlıklarını yapıyordu.

***

Kavak ağacından yapılmış yeşil renkli kapının sesi ile uyanır gibi oldum.

Odada sönmüş odunlu soba; etrafa yaydığı soğuk havanın etkisiyle uyanmamı güçleştiriyordu. Zar zor  uyanıyor  ve  yorganın verdiği sıcaklığı kaçırmak istemiyordum.

Taş yapılı ve tavanı söğüt sutunlarıyla bezenmiş odanın içinde; adım adımlayanın tak  u raklarıyla iyiden iyiye irkildim.

İçi koyun yünü ile doldurulmuş ve sarı - kırmızı  renkli kumaşlarla süslenmiş yorganın bir kenarını; hafifçe üzerimden kaldıran nasırlı bir elin kokusunu hissettim bir anda…

Gündüzün süt sağma esanasında oluşan bu koku; yün ve süttün yorgun eller üzerine sürülmüş  misk kokusu gibiydi…

Gözlerimi ellerimle ovuşturdum.Yorganın tamamanını üzerimden kaldırdım.

Ani bir hareketle tamda kalkmaya niyetlenirken;“Kalktın mı?” dedi çenesi ve alnı dövmeli  Nine,

Delikanlılığa yeni adım atmış ve gündüzün taş ve toprak demeden; o kayalıktan bu kayalığa koşan genç, “Kalktım”dedi.

“O zaman lambayı tut, kürkünü sırtına al,ayakabını giy ve düş önüme” dedi.

Kapıdan dışarıya adımımı atar atmaz; yer yatağında saatlerce ısınan vucudumun tamamının titremeye başladığını hissettim.

Taş duvar köşesinde duran ibriği elime aldım; içindeki suyun gece boyunca jilet gibi  keskinleşerek  soğuduğunu anlamama rağmen, ibriğe çekinerek hafifçe dokundum ve  sakince doğrultup az bir su ile yüzümü yıkadım.

El bileklerime kadar uzanan kalın kazağımın yardımı ile yüzümü kurutarak; alnı ve çenesi dövmeli Nine’nin önünde yürümeye başladım.

Yere düşen kırağın beyazlığı gözlerimi;  çıradan çıkan gaz kokusuda  nefesi açmıştı.

***

Ahırın kapısından içeri girerken,  karanlıklar içinde onlarcanın gözleri parlamış ve homurdanmaya başlamışlardı. Geldğimizi anlamışlardı, ellerimizdeki yemi kokluyor ve  her biri etrafımızda yer edinme savaşı veriyorlardı.

Alnı ve çenesi dövmeli Nine, gündüzün otlakta  yeterince doyamayan koyun sürüsünün tayınını dağıtmaya başladı. Elinden aldığım gaz lambası ile hem yemlikleri aydınlatıyordum, hem sürünün çırpınışını seyrediyor ve hem de yem dağıtma inceliklerini izliyordum. Uzun kış gecelerine ramak kala dağıtılan arpa ve saman; sürünün dişleri arasında, buğday değirmenin çalışmasına benzer sesler çıkarıyordu sanki.

Bir yandan yemliği temizliyor; diğer yandan da elindeki cuvaldan aldığı arpa ve samanı biribirine karıştırarak yemliğe boşaltıyordu. Arasıra geriye gidip, dağıttığı yemin  eşit dağılması için eliyle düzeltiyordu.

Tüm bunları yaparken de, Hazan günlerinin titrek gecelerinde; çeliğe bilenircesine keskin ve hızlı idi ve tek boyutlu hayatın tüm meşakkâtlerini  üzerine alırcasına azimli idi.

Bir düzine çocuk büyütmüş, Bir çok olaya tanık olmuş, dava görmüş, kıtlık yaşamış ve yaz sıçaklığının kavurduğu topraklarda Kış mevsiminin azığı için günlerce ter dökmüştü.

Ve hala iş aşığı idi.Hala of demez,diyenlerede sitem ederdi.

Hazan’da yaprakları dökülen ağaçlar gibiydi. Zamanı gelince tüm gücüyle toparlanır ve her bir dalında  binlerce çiçek açılırdı.

Gün henüz ağırmadan ve gecenin sessizliği bozulmadan önce zamanın akıp gitmesine fırsat vermemeliydi. Ay ışığını gözleri ile süzdü. Her gün, Güneş’in doğuşunu saklayan  dağa şöyle bir baktı.Yeni  bir uğraşa doğru kuşanmanın heycanına kapılarak etrafı kolaçan etti.

Yatmadan önce mayaladığı süt, yoğurt kıvamına gelmişti ve Artık meşk (yayık) sallamanın zahmeti ile mücadele etmenin yolunu; sabah ezanın vaktine kadar götürecekti.

Vesselam herkese…

Tekin Oruç

2008 yılından beri Mardin’in yerel gazete, dergi ve sitelerinde yerel gündeme, eğitim, sosyal yaşam ve bazen de edebiyatta dair yazılar yazdım.Mardin de çeşitli sivil toplum kuruluşlarında yönetim kur

YORUMLAR

  • Hayal gücünü zorlayan,sade ve etkileyici bir yazı.masala çok benzeyen gerçekler gibi.kalemine yüreğine sağlık

    KALEMİNE SAĞLIK HARİKA BİR YAZI OLMUŞ, MÜDÜRÜM BU TÜR YAZILARINI BÜYÜK EDEBİYAT VE ŞİİR DERGİLERİNDE YAYINLATSAN GENİŞ KESİMLER FAYDALANIRDI

Yorum Ekle