İki Kolaylığı Bir Zorluk Yenemez

Ne zaman saygı duymayı unuttuk o zaman saygısızlıkla sınandık. Ne zaman ailemizle vakit geçirmeyi ikinci plana attık ailemizle sınandık. Ne zaman çok koştuk yavaşlamayla sınandık. Ne zaman çok sevdik sevilmemekle sınandık. Şimdi ise dünyada hiç ölmeyecekmişiz gibi yaşıyoruz ve ölümle sınanıyoruz. Kanaatimce, bu evrenin bir döngüsü. Sen evrene iyi bakmasan evren de sana, iyi bakılması için gerekli yöntemleri acıyla tatlıyla öğretir. Evren dediysem bu döngü evreni var eden ve yöneten Rab sayesinde gerçekleşir. Evren bu işin bir parçasıdır sadece. İşte bu yüzden korona için kimseyi suçlama hakkını kendimde bulmuyorum ama şunu da söylemekten geri duramıyorum ortada bir suç varsa bu tüm insanlığa ait bir suçtur dolayısıyla da bütün insanlar olarak suçluyuz. Çünkü biz insan kalabilmenin, insan onurunu korumanın ve değerler ile var olmanın mücadelesini vermeye yanaşmadık. “İçinizden iyiliği emreden ve kötülükten alıkoyan bir ümmet olsun işte onlar kazananlardır” ayetini anlayarak okumadık. Biz insanlığın, iyiliğin, güzelliğin, mayası olmaya aday olamadık. Aksine dünyayı fesada uğratmak isteyenlerin yaptıklarını önce görmezden geldik sonra hoş görmeye başladık daha sonra da onların yaptıklarını yaptık. Onlar yeryüzünde bozgunculuk yapmayı kendilerine görev bilip öylece yaşıyor öylece davranıyorlar peki ya biz, bizim görevimiz neydi? Bunu unuttuk. Yokluk gördükçe hep yakındık varlık içindekilere haset etmekten haram helali düşünemez hale geldik. Varlık sahibi olunca da hiç doymadık doyurmadık. Kısacası insanlık olarak bir türü tatmin olamadık hep daha fazlasını hep daha iyisini hep en güzelini istedik. Hiç hesaba çekilmeyecekmişiz gibi yaşadı. Ama küçücük bir virüs “DUR! Dedi insanoğlu DUR!” gidişat nereye? Ani bir fren yaptık ve bir araba misali hayatımız tepe taklak oldu. En iyi sektörler durma noktasına geldi, holdingler çalışmaz oldu, ilk defa para ikinci plana koyuldu. Evet evet insanlar artık sağlıklı bir hayatı parayla alamayacağının farkına vardı ve bütün servetinin hayatı olduğunu anladı. Çünkü insanoğlu ölmekten çok korkuyordu. Dünyanın sahibi konumuna geldiğini düşünen ülkeler bir bir ohal ilan etmeye başladı ne paraları ne silahları ne de füzeleri onları kurtarabildi. Hani en güçlü sizdiniz hani bütün ülkeleri kullanabilirdiniz. Kendinizi hep çok güçlü hissettiniz yaptığınız silahlara bombalara güvenerek bir korku saldınız, egoist bir tavır takındınız mazlum zalim ayrımı yapmadınız ama bir küçük virüse karşı ne paranız ne silahınız ne de füzeleriniz sizi koruyabildi. Şimdi ise konuşulan bu virüsün bir insan eliyle bir ülkeye hizmet için kullanılmak üzere yayıldığı söylemleri var diyelim ki öyle peki ya siz bu küçücük virüsün yarattığı bunca tahribatın hesabından muaf tutulacağınızı mı sanıyorsunuz? Füzeleriyle yakıp yıkan, ekonomik gücüyle ezip geçen ülkelerin şu an yaşadığından bir zaman sonra sizlerde onların şimdiki çaresizliğini acziyetini yaşamayacağınızı mı düşünüyorsunuz? Eğer öyle düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Belki inanmayacaksınız ama diğer bütün ülkelerde böyle bir gün yaşayacaklarına inanmamışlardı. Ama ben rabbimin “her nefis yaptığının rehinesidir” ayetine iman ettiğim için insanoğlunun eseri olan her şeyin(iyi/kötü)o insanı etkilemeden geçip biteceğini düşünmüyorum. İstediğiniz bahaneyi uyduruyorsanız uydurun ama kabul edin çok korktuk ve elimiz ayağımız birbirine dolandı. Bizler bu durumdan ancak Allah’a yönelişimiz kurtarır. Çok az zamanımız kaldı, imkânımız yok diyorsanız Hz. Davud’un sapan taşıyla Calud’u öldürdüğünü hatırlayalım. Elimizdeki en küçük imkânı kullanmak iman gereğidir unutmayalım. Hatalarımıza rağmen bizi tekrar kabul eden sadece yaradan yapmamız gereken samimi bir tövbe ve içten bir dua, yakarış. Haydi, vakit geç olmadan ilk adımı atalım ve unutmayalım bu dünyadaki hiçbir güç Allahın gücüyle eşdeğer tutulamaz. Hayatı durma noktasına getiren küçük bir virüsün hayatımıza kattığı hikmetleri anlamaya başlarsak virüsün ilacını bulacağız demektir. Ben buna kalben, ruhen ve bedenen inanıyorum. Evet, belki bizleri evlerimize kapattırdı ama evdeki güzellikleri gösterdi ve bu zaman kadar bize ortak yaşam alanları diye yutturulan birçok yerin aslında öyle olmadığını ve en iyi ortak alanın evimiz olduğunu anlattı bizlere. Ailemizin en büyük değer olduğun, aile olmanın sorumluluğunu, evimizin birlikte kullanılırken ne kadar güzel olduğunu ve ona hep birlikte aynı ölçüde hizmet ederken bizi koruyan dünyalık en iyi sığınaklardan biri olduğunu anladık ve bunun şükrünü eda etmeye başladık. Bu durumun bir diğer yüzü de kan gölüne dönen savaş mağduru ülkeler. Savaş haberlerini her izlediğimde boğazım düğüm düğüm şu duayı ederdim ,”Rabbim, ilahım! Silahları etkisiz hale getirecek bir güç bir yol göster.” diye hiç ümitsiz olmadım bu duayı ederken, ama iki gramlık bir virüsün bu kadar büyük işler yapacağını da hayal etmemiştim. Öyle ya yasadığım dünya da hep büyük şeylerle yoğrulmuş, küçük şeyler hep yok olmaya mahkûm edilmişti. Bende çağa uygun hayallerle dua etmiştim, şimdi ise gerilerden bu günü izliyorum insanoğlu önemsemediği hatta gözden çıkardığı her şeyin bugün her zerresine muhtaç. İnsanlar tarım ve hayvancılığı en önemsiz işlerden sayıyor üstüne üstlük bu işi yapanlar hakir görülüyor oysa şimdi bu işi yapanlar işsiz kalmıyor ve açlıktan korkmuyor. Apartman hayatını sırf rahatlığı için bahçeli müstakil evlere tercih edenler bugün dört duvar zindanda ruhsuz sarhoşlar gibi yaşıyor. Bahçesi olanlar ise özgür, hastalıkların kalplerine zarar vermesinden başka endişeleri yok kalpleri tatmin olmuş olarak yaşıyor. Bizleri azgınca yaşamaya sürükleyen şeyin tatminsizlik olduğunun bir kez daha şahidi olduk şimdi mesele yeni hayatımızın bizi azgınlıktan ne kadar uzaklaştırdığı. Dışarı çıktığımızda bizi frenleyecek bir korku bir ümidimiz oluştu mu? Kaç kere bize yakıştı mı deyip kendimizi toparlayacağız? Kaç günahımızı silkelemek için yüreğimizin sancısıyla sarsılacağız? Gözyaşlarımızla kaç abdest alacağız, herhalde kirlendiğimiz kadar. Kim bilir belki bu büyük ve son fırsat olabilir mazeretlerimizi de ortadan kaldırdı ve tövbe için dönüş için her türlü imkân ve zamanı verdi bir kerede her şeyiniz olduğu halde yokluğu yaşayın dedi. Elinizde kalan tek şey inancınız eğer o yoksa kaç kuruşluk olduğunuzu bilin demek istedi beklide.”Duanız olmasa ne işe yarardınız” derken yaradan. Bundan sonra bizlere düşen de Allah ile aramızdaki engelleri yıkmak ve hayatımızı Allahın kural ve kaidelerine göre yaşamak gerekli ki bir daha camilerimiz açılsın ve toplu bir şekilde Allaha yalvaralım. Birlikte namazlarımızı nüzule karşı miraç kılalım. Çağın kötüleri çok güçlü diye yılgınlığa götürecek bir yanılgıya düşmeyelim karanlığın yok olması aydınlığın gelmesiyle olur. İyiliğin, güzelliğin olduğu yerde de kötülük yok olmaya mahkûmdur bunu unutmayalım.

EYLÜL NİDA AĞALDAY

EYLÜL NİDA AĞALDAY

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle