İki ters duygu!

ÖNE ÇIKANLAR KÖŞE YAZISI
PAYLAŞ:

Pandemi öncesiydi.

Öğrenciler, hem tarihi şehrin havasını teneffüs etmek, hem de yaşamlarına dair beklentilere yön vermek üzere yükseköğrenimlerini yapıp tamamlama adına Mardin Artuklu Üniversitesini tercih etmişlerdi.

Akademik yılın başlamasıyla şehre gelen öğrenciler, onlara refakat eden aileleri ile birlikte üniversiteye kayıt yapmış, kampüste çeşitli karşılama stantlarında ağırlanmış, hem kampüs ve hem de şehirle ilgili bilgiler edinmişlerdi. Geçen süre içerisinde öğrenciler aileleriyle birlikte bu kez kalacak yer aramaya koyulmuşlardı. Koyuldular koyulmasına ama kalacak ne yeterli yatak sayılı yurt binası ne de el yakan kiralara rağmen kalınacak evler vardı.

Bu sıkıntılardan muzdarip olan öğrencilerden barınacak yer bulamayanlardan önemli bir bölümü, bin bir hayal ile tercih ettikleri Mardin'den ters-düz olan duygularıyla geri döndüler. Kimi kaydını dondurup gitti, kimi ise daha iyi şart ve koşullarda eğitim görebilecekleri şehirler ve üniversiteler için çalışmaya başladılar.

Zaten araya giren pandemi ile birlikte uzaktan eğitimin yaşamımıza girmesi, bin bir zorlukla kalacak yer bulan öğrencilerin de şehirden ayrılmalarına neden olunca biz bize kaldık.

Pandemi tam bitmemiş olsa da yüz yüze eğitim başladı ve son tercih döneminde Mardin Artuklu Üniversitesini tercih eden öğrencilerin sayısında taban puanın düşmesiyle önceki tercih dönemine göre artış hayli fazla oldu. Oldu olmasına ama öğrencileri yine aynı sorunlar bekliyordu.

Bizler bu durumu üzüntüyle gözlemlerken bu işe güçlü bir şekilde el atıldığına tanık olmamız üzüntümüzü sevince döndürüverdi.  

Gelen her öğrenciyi kendi çocuğuymuş gibi dert edinen bir baba beliriverdi.  Mülki idarecilik kimliğini insani duygularla yoğurmuş, şehrin her sıkıntısını kendi sıkıntısı gibi bilen Mardin Büyükşehir Belediye Başkan vekili / Mardin Valisi Mahmut Demirtaş faktörü araya girince üzüntüler sevince dönüverdi.

Vali Demirtaş, yurtsuz - evsiz çocukların tercih ettikleri şehirde kalmaları için oluşturduğu ekiple geceli gündüzlü toplantılar yaptı. Adeta bir kriz masası oluştururcasına önceki yöneticilerin adeta varlıklarını unuttukları, atıl durumdaki yurtları yeniden revize ederek açtırdı. Yeni yatak kapasiteleriyle öğrencilerin bu şehrin zenginliğine zenginlik katmalarını sağladı.

Adeta seferberlik edasıyla eğildiği bu yoğun çalışma temposunun sonucunda, açıkta kalmaları içten bile olmayan yaklaşık iki bin öğrencinin yemek, yatak ve servis sorunları giderilerek eğitimlerini rahatça sürdürmeleri sağlandı.

Vali Demirtaş ve beraberindeki çalışma arkadaşları, gösterişten uzak bir şekilde üstesinden geldikleri bu sorununun giderilmesini bir görev olarak bildikleri içindir ki idareci ve yöneticilerin arasındaki farkı da bir kez daha ortaya koymuş oldular.

Bir vali düşünün ki, şehrine gelen öğrencilere yer bulsun diye gecesini gündüzüne katarak adeta kendini paralasın.

Bir yandan Mardinimizin yaşam konforunu arttırma adına her alanda iyi şeyler yapmak için gecesini gündüzüne katarak çalışan bürokratların verdiği sevincin yanında “gündüzünü gecesine katarak!” uyku halinde olan bürokratlara şahitlik etmenin verdiği üzüntüyü hissetmenin yaşattığı iki ters duygunun arasında sıkışıp kalmanın ruh halini tanımlamakta zorlanıyorum.

Tam da bu noktada bir müdür düşünün ki eğitimin başında olsun ve önceki dönemde yapılmış ve eğitime açık hale getirilmesi planlanmış 30'u aşkın okulu çeşitli bahanelerle eğitim sezonuna yetiştirmemiş olsun. İşte bu tezatlık değildir de nedir?

 Maalesef ki son dönemlerde gözlemlediğim bir yöneticilik tarzı oluştu. Beni ve benim gibi bir çok memleket sevdalısını da endişelendiren bu yeni anlayışta; Bir şeyleri yapmadan, akıllarınca bir şeyleri yapmış gibi gösterip üstüne üstlük daha önce yapılanları da değersizleştirmek.

Bir şehir düşünün ki,  aralarında devasa kampüslerin de olduğu 30'dan fazla okul yaptırılmış ve Eğitim-öğretim sezonunun başında açılacak hale getirilmesi planlanmış olsun. Ancak bu okullar, sudan bahanelerle açılmamış olsun. Eğitimin başındaki ismin görevi olduğu üzere bu okulları açmak yerine bu yatırımı yaptıranları da eğitimin yatırımını sağlayan yöneticileri de farklı benzetmelerle basitleştirip değersizleştirmiş olsun. Ve aslında hiçbir şey yapmadan sosyal medya mecralarında boy gösteren resimlerle kendisini bir şey yapıyormuş gibi sunsun!

Adama sormazlar mı?

Peki sen ne yaptın?

Daha senen dolmamış olabilir, elinde sihirli değnek olmadığını da biliyoruz. Eğitim-öğretim sıralamasında son sıralarda olan Mardin'i ilk üçe taşı diye bir beklentimiz de yok zaten. Eee bari küçük eksikleri olan okulları eğitime açtırsaydın da devletin eğitime olan devasa yatırımlarını gölgelememiş olurdun.

Çocuklarımızın hayallerini süsleyen dev okullar bitmiş haldeyken;

Bir okuldan diğer okula öğrenci taşıyıp sınıf açmak da neymiş.

Lise binasında ilkokul öğrencilerine sınıf oluşturmak da neymiş.

Önceden onarımı tamamlanmış, eli öpülesice öğretmenler tarafından boyanmış okulu kendi boyuyormuş gibi kameralara görüntü vermek, sosyal medya mecralarında boy göstermek de neymiş!...

Bir eğitimci kadrosu dururken, başka bir gezegenden eğitimci ışınlayacak halimiz ve lüksümüz yok hani!.. Buraya kadarı tamam da mesleki yeterliliği olan kadrolarımız da yok değildir. Ancak bu kadrolarla işi sürdürmek varken dar ve kapsamsız bir istişare heyeti oluşturup iyi eğitimcileri birer bahaneyle izole ederek, hatta daha ilerisini söyleyeyim, bu eğitimcilerimizi eğitime ve eğitimciliğe küstürerek varılmak istenen noktayı bizler de bilsek de bu eleştrileri yapmasak. 

Bir yerde gecesini gündüzüne katarak bir öğrencinin derdiyle dahi dertlenip, onun için adeta kendini paralayan bir eğitim sevdalısı Vali Mahmut Demirtaş, öte yandan da “gündüzünü gecesine katarak” neredeyse bitmiş durumda bulunan 30 okulu açmadan bir okuldan diğer okula öğrenci yönlendirip sınıf açtıran bir eğitim yöneticiliği.

Bu durumdan bi haber olmaya hakkı olmayan siyasetçiler, İl başkanları ve dahi milletvekilleri bu vebal sizin de boynunuzdadır unutmayın.

Saygılarımla…

 

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle