İlhan Mimaroğlu kimdir? İlhan Mimaroğlu kitapları ve sözleri

Türk Besteci ve Yazar İlhan Mimaroğlu hayatı araştırılıyor. Peki İlhan Mimaroğlu kimdir? İlhan Mimaroğlu aslen nerelidir? İlhan Mimaroğlu ne zaman, nerede doğdu? İlhan Mimaroğlu hayatta mı? İşte İlhan Mimaroğlu hayatı... İlhan Mimaroğlu yaşıyor mu? İlhan Mimaroğlu ne zaman, nerede öldü?

BİYOGRAFİ
Türk Besteci ve Yazar İlhan Mimaroğlu edebi kişiliği, hayat hikayesi ve eserleri merak ediliyor. Kitap severler arama motorlarında İlhan Mimaroğlu hakkında bilgi edinmeye çalışıyor. İlhan Mimaroğlu hayatını, kitaplarını, sözlerini ve alıntılarını sizler için hazırladık. İşte İlhan Mimaroğlu hayatı, eserleri, sözleri ve alıntıları...

Doğum Tarihi: 11 Mart 1926

Doğum Yeri: İstanbul

Ölüm Tarihi: 17 Temmuz 2012

Ölüm Yeri: Manhattan, New York, ABD

İlhan Mimaroğlu kimdir?

İlhan Mimaroğlu, (1926 - 2012) Türk besteci, yazar. Kuruluş döneminin ünlü mimarlarından Kemaleddin Bey’in oğlu olan İlhan Mimaroğlu’nun buluşçu kişiliği, bestelerine olduğu kadar, yazdığı müzik eleştirilerine, deneme ve anılarına yansımıştır. Onu sadece besteci olarak değil, aynı zamanda müzik eleştirmeni, radyo programcısı ve bir yazar kimliğiyle de tanımak gerekir. 1959 yılında New York’a yerleşen Mimaroğlu, Türkiye ile hep yakın ilişkiler içinde olmuştur. İstanbul ve Ankara radyolarında başlattığı "Çağımızın Bestecileri" adlı programı New York’dan sürdürmüş ve ayrıca jazz programları hazırlamıştır. 1961 yılında Türkiye’de ilk baskısı yapılan "Müzik Tarihi" kitabının baskıları yenilenmiş, bunu yeni kitapları izlemiştir. 1990’lı yıllardan başlayarak gazetelerde müzik yazıları ve denemeler de yazmıştır. Küçük yaşta babası ölen Mimaroğlu, mühendis olan üvey babasının evinde büyümüştür. 1945 yılında Galatasaray Lisesi’ni, 1949’da Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirmiştir. Ankara’da kısa bir süre Hayrullah Duygu’dan klarnet dersleri almış, daha sonra kendisini bütünüyle müziğe adamıştır. Bu dönemde radyoda programcılık yapmış ve müzik yazıları yazmıştır. 1955 yılında Rockfeller Bursuyla iki yıl için New York’a giden Mimaroğlu, Columbia Üniversitesi’nde Paul Henry Lang’ın müzikoloji ve Dogulas Moore’ın kompozisyon derslerini izlemiştir. 1959 yılında yeniden ABD’ye giderek New York’daki The Record Hunter plak firmasında repertuar uzmanlığı ve "Voice of America" radyosunda sanat eleştirmenliği yapmıştır. 1963 yılından itibaren Columbia Üniversitesi’nde Usaçevski yönetiminde öğrenim gören besteci, elektronsal müzikte sanat mastırı drecesini almıştır. Bu dönemde Edgar Varése ve Staphan Wolpe ile kompozisyon çalışmıştır. Daha sonra Columbia Üniversitesi’nde elektronsal müzik dersleri veren Mimaroğlu, 1968 yılında Fransız Radyosu’nun daveti üzerine Müzik Araştırmaları Merkezi Stüdyosu’nda çalışmalarını sürdürmüş, 1971-1972’de Guggenheim Ödülü’nü kazanmıştır. İlhan Mimaroğlu, "öncü müzik" anlayışındadır. Atonalitenin "çağrışımlara uygun düştüğü" görüşündedir. Elektronik yapıtlarını conventional stüdyo ortamına göre yazmakta, elektronsal gereçlerle kısıtlanmaktan kaçınmakta ve tını reklernini öne çıkarmayı yeğlemektedir. Yaratılarının yanı sıra, sayısı yüzleri bulan müzik yazılarıyla katkılar getiren sanatçı, Cumhuriyet ve Yeni Yüzyıl gazetelerinde yayınlanan yazılarıyla yankı uyandırmıştır. Besteci, ASCAP üyesidir.

Başlıca yapıtları

İlhan Mimaroğu’nun yapıtlarını "geleneksel çalgılar için" ve "elektronsal gereçler için" iki grupta ele almak olanaklıdır. Onun geleneksel çalgılar için yazdığı yapıtlar doğal olarak yine "öncü" niteliktedir.

Geleneksel çalgılar için

Monologlar, klarnet ve viyola için.

Püç parça, 1952.

Pices Sentimentales, piyano için.

Anı ve Günce Sonatı, piyano için.

Rosa, piyano için, 1978.

Valses ignobles et sentencieuses, piyano için.

Yaylı dördüller.

Yaylı çalgılar için gece ezgileri.

Sessions, piyano için, 1977.

Ses bantı ve çalgı ya da şarkı ortamı için

Music Plus One, keman için.

Still Life, viyolonsel için, 1980.

Sleepsong for Sleeper, klarnet, piyano ve elekronik teyp için.

Elektronik müzik

Görsel Çalışma, 1965.

Immolation Scene, söz ve şarkı için, 1983.

Prelüdler, manyetik teyp için, 1966-76.

Jean Dubuffet’in Coucou Bazar’I için müzik.

Le Tombeau d’Edgar A. Poe, 1964.

Besteci ve Çalgıcı için piyano müziği, 1976.

La Ruche, viyolonsel, klavsen, piyano ve elektrikli aygıtlar için.

Intermezzo, 1964.

Bowery Bum, 1964.

Wings of the Delirious Demon 1969.

Sing me a song of Songmy, 1971.

Tract, ses ve elektronsal için, 1972-74.

To Kill a Sunrise, 1974.

The Ofering, ses ve teyp için, 1979.

Kitapları

Amerika’nın Sesi, Ankara, 1956.

Caz Sanatı, İstanbul, 1958.

11 Çağdaş Besteci, Ankara, 1961.

Müzik Tarihi, İstanbul, 1961, 4. basım, 1990.

Günsüz Gece, İstanbul, 1989.

Elektronik Müzik, 1991.

Ertesi Günce, İstanbul, 1994.

Yokistan Tasarısı, İstanbul, 1997.

Geldim gördüm geçtim gittim, 1999.

Film müziği

İlhan Mimaroğlu, Federico Fellini'nin 1969 tarihli filmi Satyricon'un müziklerini Nino Rota ile birlikte yapmıştır. Özellikle filmin 31. dakikasından sonraki Türkçe sözlerin de işitildiği atonal elektronik müzik bölümünün İlhan Mimaroğlu'na ait olduğu anlaşılmaktadır.

İlhan Mimaroğlu Kitapları - Eserleri

  • Müzik Tarihi
  • Caz Sanatı
  • New York Kapı Dışı Sanatı
  • Sinema Köşelerinde
  • Günsüz Günce
  • Geldim Gördüm Geçtim Gittim
  • Yokistan Tasarısı
  • Elektronik Müzik
  • 11 Çağdaş Besteci
  • Ertesi Günce
  • Karşı Köşe
  • Other Words

İlhan Mimaroğlu Alıntıları - Sözleri

  • RADYO VE MÜZİK Plak ve radyo da, müzik sanatım yığınlara ulaştıran bir araçtır. Hem plak, hem de radyo basılmış notanın tersine, müziği, kâğıt üstündeki birtakım biçimler ve yazılarla değil, gerçek nitelikleriyle ses durumunda yoğaltı­ cıya sunmaktadır. Bu bakıma her iki ortam, basımcılığın gelişmesi edebiyat için ne denli yararlı olmuşsa müziğe öylesine yararlı olmuşlardır. (Müzik Tarihi)
  • BEETHOVEN Sokrates "müzik kurallarındaki değişiklik toplumu yöneten kuralların değişmesine bağlıdır" demişti. Romantizm, bu görüşü doğru çıkarmaktadır. Bastille’in düşmesi, 14 Temmuz 1789 günü, dünya tarihinde bir dö­nüm noktası olduğu gibi, müzik tarihinde de yeni bir çağın başlangıcı sayı­labilir. Beethoven, değişmekte olan bir dünyada doğmuştur. (Müzik Tarihi)
  • HİNT, CAVA, TİBET, MÜZİKLERİ Eskiliği bakımından Hint müziği Çinlilerinkinden hemen sonra gelir. Kimi kaynağa göre Hint müziği doruğuna, klasik Sanskrit edebiyatıyla bir- likte, demektir ki M.S. dördüncü ile altıncı yüzyıllar arasmda erişmiştir. On birinci yüzyıldan bu yana müslümanlığın etkisiyle Arap ve Fars öğeleri Hint müziğine karışmaya başlamış, bununla birlikte bu müziğin kendine özgü nitelikleri yok olmamıştır. (Müzik Tarihi)
  • Dürüst on kişi bulabilseymiş, Gomora’yı yerle bir etmezmiş Tanrı. Ama, bulamamış. (Günsüz Günce)
  • Bilim adamları, çağdaş insanın geçmişinin 92.000 yıl önceye uzandığını söylüyorlar. O yüzden çağdaş insan böylesine bunak olsa gerek! (Günsüz Günce)
  • HALK MÜZİĞİ Halk müziği her ne kadar konumuzla doğrudan doğruya ilintili değilse bile, bu müziğin sanat müziğine olan etkileri, halk müziğinin özellik ve nitelikleri üzerinde durmayı hele her şeyden önce halk müziğinin tanımım vermeyi gerektirir. Bugün halk müziği deyince, bir yandan halkın yarattığı, öte yandan da halkın sevdiği beğendiği, çoğunlukla dinlediği müzik anlaşı­ lır. Genellikle halk çoğunluklan, halkın yarattığı, demektir ki belirli bir yaratıcısı olmayan, bireylere, kişilere bağlanmayan müziği ya da bu türlü bir müziğin doğurduğu alışkanlıklara uygun müziği beğenir, dinler. Bu müzi­ ğin çoğunluklarca, sanat müziğine kıyasla benimsenmiş olması, yalınlığı, kolay anlaşılırlığı yüzündendir. (Müzik Tarihi)
  • HALK MÜZİĞ İ VE "YENİ SANAT" Kilise dışı müziği canlandıran bir etken, haçlı seferleriydi. "Kâfirlere" karşı girişilen savaşlar bir yandan kahramanlık edebiyatının yayılmasına, öte yandan Arap illerinden hem melodilerin, hem çalgıların Avrupa’ya gelmesine yol açtı. Gezgin şarkıcılar bu edebiyatı ve bu müziği Avrupa'nın dört bucağında okudular, söylediler. Oysa bunlar önceleri, bir ödevmiş gibi, kilise müziğini söylemekle yetinirlerdi. (Müzik Tarihi)
  • FONOGRAF VE PLAK YAPIM I "Ses yazma" anlamına gelen "fonograf terimi (İngilizler genellikle gramophone kelimesini kullanırlar, fakat bu kelimenin yanlış türemiş bir kelime olduğunu da öne sürerler) ses yazan ve okuyan gereçler için kullanılır. Bugün fonograf kelimesi, genellikle yirmi beş ya da otuz santim çapındaki plakların sesini veren gereçleri anlatır (Müzik Tarihi)
  • Bugünün modası yarının çöpü ve öbür günün geçmiş özlemidir. (Günsüz Günce)
  • Cumhuriyetten sonra Atatürk’ün önderliğiyle batı yöntemlerine uygun bir müzik eğitimi yolundaki çalışmalar birdenbire hızlanmış, Devlet Konservatuarı kurulmuş, dış ülkelere öğrenim için genç müzikseverler gönderilmiş, aralarında yaratış yolunu seçenlerin de yetişmesi sağlanmıştır. Bu ilk kuşak bestecilerden birkaçı, Rus beşlerine özenti bir takma adla, "Tüık Beşleri" adı altında öbeklenmişlerdir. Aralarında en önemlilerinin Adnan Saygun ile Cemal Reşit Rey olduğu söylenebilir. Beş bestecinin ortak yanı, Türk halk müziğiyle ve "klasik" denen Türk müziğiyle ilgilenmeleri, halk melodi ve ritmlerini batı besteciliğinin yöntemleri içinde işlemeleri ve yerli konulara yönelmeleridir. Öğrenimini Paris’te Vincent d’Indy ve Eugfe- ne Borrel yanında yapan Adnan Saygun (1906) yurt içinde yaygınlıkla, yurt dışındaysa bir sınıra kadar ilgi gören Yunus Emre Oratoryosu'yld, bu yapıtın mürik ile ilgili artamlanndan çok seçtiği konunun ilginçliğiyle ilgi gördüğü saygınlığa hak kazanmıştır. Saygun asıl, 1958 yılında AVashing- ton’da Juilliard Dörtlüsü’nce ilk çalmışı yapılan ikinci yaylı dörtlüsüyle ya- ratış hayatmda yeni bir evreye erişmiş ve Türkiye sınırlarını aşıp dünya çapında bir önem kazanma yolunda olduğunu düşündürmüştür. Çiabriel Faur6 ve Raoul Laparra öğrencisi Cemal Reşit Rey (1904-1985) yerli konuları Fransız müziğine özgü bir dil ile anlatmıştır. Karagöz orkestra süiti yada Fatih senfonik şiiri bestecinin yerli konulara olan eğiliminin tanıtlandır, buna karşı en başarılı yapıtlarından olan Co\loque İnstrumental doğrudan doğruya Fransız etkisinde, genellikle Ibert’in müziğini andıran bir yapıttır. Beşlerin öbür üyelerine gelince, eğitimini Paris’te Nadia Boulanger yanında gören Ulvi Cemal Erkin (1906-1973) etki öğesini, Anadolu ritmlerinin ve melodilerinin çarpıcılığında bulur. Bestecilik öğrenimini Viyana’da Josef Manc’ın öğrencisi olarak yapan Ferit Alnar (1906-1978) da folklorun çekiciliğine güvenir. Viyana ve Prag’da yetişen Necil Kazım Ak ses (1908) yerli gereçleri çoğunlukla, yazışma kişiliğini sağlayan koyu orkestra renkleriyle, bulanık bir anlatımla ve solak bir yapıyla işler Eğitimini Paris’te Ecole normale de musique’de Jacques Thibaud ve Georges Dandelot yamnda gören Ekrem Zeki Ün (1910-1987), beşlerle aynı kuşaktan olmakla birlikte, gereksizcesine az tanmır. O da gereçlerinde halk müziğinden ya da "klasik Türk müziği” denen müzikten yararlanan bir besteci olmakla birlikte, yüzeyde kalmış bir ulusçuluğun saplantılarından uzak durması, çoğunlukla klasik biçimlere bağlı kalarak öznel bir anlatım araması onu bir bağımsız diye tanıtmıştır. (Müzik Tarihi)
  • Ne demişti Brecht? Banka kurmanın yanında banka soymak ne ki? (Günsüz Günce)
  • “Apres moi, le deluge,” demişler. “Ben gittikten sonra tufan kopsun.” “Avec moi, le deluge” diyorum ben. Tufan ben buradayken kopsun. (Günsüz Günce)
  • Gresham yasasına göre kötü paranın iyi parayı kovması gibi, kötü müzik de iyi müziği kovar. “İyi haber gazete satmaz,” derler İyi müzik de plak satmaz. (Günsüz Günce)
  • ... Bu ara filmde ( Patricio Guzman'ın Şili deki darbeyi konu alan belgesli ) yaşlı bir adam göründü. Ağlıyordu. Gençliğinde Nazilerden kaçmış. Şili'ye yerleşmiş. Pinochet darbesinde oğlunu öldürmüşler. Bilebilir miydi? Nazilerden kaçıp günün birinde Şili'de Amerikan faşizminin içine düşeceğini? Ağlıyor adam, dünyanın dört bucağında zıpçıktıları Hitler gençliği gibi üreten Amerika. (Geldim Gördüm Geçtim Gittim)
  • " Mutlular iyi yanar. " der şeytan. Birgünler kendimizi mutlu saymış olmalıydık! (Günsüz Günce)
  • Bilgi, bilginin nerede olduğunu bilmektir. (Günsüz Günce)
  • Müzikte ilkelliğin geçerlikteki tanımı şudur: İlkel müzik diye, daha yüksek bir kültür evriminden uzak kalmış olmaları yüzünden sanat müziği geleneği edinmemiş toplum öbeklerinin uyguladığı müziğe denir. Nerede kültür evrimi bir sanat müziğini geliştirmişse, ayrıklıklar dışında, orada bu gelişme "alt sınıfların" müziğini etkilemiş ve bu müziği ilkel durumdan çı­karmıştır. Bugün batı ülkelerinin büyük kentlerinin halk müziği, ilkel mü­zik tanımına uymaz. (Müzik Tarihi)
  • Ömrünün ancak son yıllarında elektrikli gitarı deneyen Fransız Çingene Django Reinhardt, üslubunda Çingene müziğinin ve Avrupa'nın hafif müziğinin yankıları bulunmakla beraber, cazın en büyük yaratıcılarından biridir. Gençliğinde bir kaza geçirmiş, sol elinin iki parmağı yanmıştır. Fakat buna rağmen Reinhardt hayret verici bir gitar virtüözü olmuştur. 1934 yılında kendi solo gitarı yanında iki tempo gitarı, bir kontrabas ve bir kemandan (Stephane Grapelly) meydana gelen Fransız Hot Club Kuinteti'ni kurmuş, bu toplulukla bir çok plak yapmış, birçok memlekette konserler vermiştir. Django Reinhardt 1953 yılında Fontainebleau'da ölmüştür. (Caz Sanatı)
  • Çoğunlukla birlik olduğuma şaşırmadım değil. Ne var ki, o günlerde, arada sırada, çoğunlukla birlik olabiliyordum. Gitgide azaldı bu. Hiçe indi bir yerlerden sonra. Şu sonuca vardım ki, ben neyi beğenirsem o iyidir ve hep iyi kalır. Ayrıcalığı yok. Başkaları neyi beğenirse o kötüdür. Bu kuralın ayrıcalıkları olabilir, pek seyrek ayrıcalıkları... (Sinema Köşelerinde)
  • "Apres moi, le deluge,” demişler. “Ben gittikten sonra tufan kopsun.” “Avec moi, le deluge” diyorum ben. "Tufan ben buradayken kopsun." (Günsüz Günce)
loading...

YORUMLAR

YORUM YAZ!

Yorum Ekle