ŞAHI MASASINDAKİ PİYONLAR MAT EDERMİŞ…
ŞAHI MASASINDAKİ PİYONLAR MAT EDERMİŞ…
Bir ülke, bir kurum, bir kulüp, bir fabrika ya da bir şirket… Kısacası bir lider tarafından idare edilen her türlü kurum ve kuruluş…
Bu kurum ya da kuruluşun başındakileri mat edenler çoğu zaman masasındaki piyonlarının yanlış konumlanışı, kör savunması veyahut hatalı hamleleridir. Bugün sözü edilen bu kurum ve kuruluşların duraklama, gerileme veya çöküş sebepleri incelendiğinde hemen hemen hepsinin aynı sebeplerle yıkıma doğru sürüklendiği gün gibi aşikârdır. Tabi burada sözü edilen yönetilenden ziyade kurmay liderlik anlayışıyla idare edilen kurum veya kuruluşlar kastedilmektedir.
Özetle çöküş; çoğu zaman dışarıdan gelen saldırılarla değil, içerideki piyonların yanlış hamle yanlış konumlanma ve lidere yanlış bilgi aktarımı ile olmaktadır. “Çünkü bir liderin kaderini yalnızca zekâsı değil, etrafındaki insanların niteliği belirler.” Piyonların kendilerine verilen görevleri aksatması, “mış” gibi yaparak üstlerine ihaneti aslında toplumun geneline ihanettir. Hiçbir lider başarısız olmayı istemez, başarısızlığı kabullenmez. Oysa mahiyetindekilerin iş bilmezlikleri ya da yeterli bilgi ve deneyime sahip olmamaları o liderin başarısızlığı için kaçınılmaz bir sonuç olarak önündeki raporlara düşecektir.
Tarihte nice lider, rakiplerden ziyade; yanında oturan liyakatsiz, kifayetsizler yüzünden kaybetti. Lakin bu muhteris kişilerden müteşekkil olan ekip, en güçlü lideri bile yalnızlaştırır, körleştirir ve sonunda alaşağı ederler.
Bilimsel araştırmalar da bunu doğruluyor. Yönetim biliminde “groupthink” yani “grup körlüğü” adı verilen kavram, yöneticilerin çevresindeki insanların eleştirmek yerine sürekli onay vermesi sonucu büyük hatalar yaptığını ortaya koyuyor. Harvard Business Review’da yayımlanan yönetim araştırmalarında, başarısız liderliklerin önemli bir kısmının kişisel yetersizlikten değil; “yanlış ekip kurma”, “eleştiriye kapalı çevre oluşturma” ve “liyakat yerine sadakati tercih etme” sebeplerinden kaynaklandığı belirtiliyor. Çünkü lideri koruması gereken kadro, zamanla onu gerçeklerden koparan bir duvara dönüşüyor.
Osmanlı’nın son dönemlerinde devletin çöküşü yalnızca dış güçlerin saldırısıyla değil, liyakat sahibi insanların yerine makam dağıtımı yapılması, devlet aklının yerini dalkavukluğun alması sistemi içeriden çürüttü. Yine Roma İmparatoru Julius Caesar’ı öldürenler düşman orduları değil en yakınındakilerdi.
“Sen de mi Brutus?” sözü yalnızca bir ihanet cümlesi değil; yanlış insanlara duyulan kör güvenin tarihî ağıdıydı.
Örnekleri çoğaltmak mümkündür. Yakın tarihte birçok şirketin batış hikâyesi aynı sebeple yazılmadı mı? Dünyanın dev markalarından Kodak, değişen teknolojiye karşı yöneticilerini doğru uyaramayan yönetim kadroları yüzünden çöktü. Nokia, yıllarca sektör lideriyken içeride korku kültürü oluştuğu için gerçekler üst yönetime ulaştırılamadı. Ve sonuç; devlerin çöküşü önlenemez oldu.
Bugün birçok kurumda, şirkette vb müesseslerde aynı tablo yaşanıyor mu? Liderin üstün gayret ve çabasına rağmen büyük bir özenle hazırladığı, bel bağladığı orta veya uzun vadeli hizmet planları çoğu kez sekteye uğramıyor mu? Liyakatten uzak kişilerden kurulan/dayatılam ekipler bağlı bulunduğu kurumun başına zamanla bela olmuyor mu? Bu insanların kendi makam ve mevkilerini kaybetmemek uğruna, üstlerine şirin görünmek için “tamamdır efendim”, “hallettik, hallederiz efendim”, “sorun yok efendim” gibi klişe sözlerle hem liderlerini, hem sevk ve idaresindeki insanları kandırmıyorlar mı? O halde fotoğrafın büyük kısmı yara almış olmuyor mu?
Bu tür durumlarda makam sahipleri güçlü görünse de sistem içeriden çöküyor. Çünkü o ekipler sorun çözmek yerine sürekli sorun saklama veya sorunu örtbas etme derdindedir.
Fakat o saklanan gerçekler günün sonunda büyük bir krize dönüşerek çözülemez hale geliyor.
Bugün sosyal medyada, siyasette, bürokraside ve iş dünyasında en büyük sorunlardan biri de eleştiriye kapalı yönetim anlayışının benimsenmesidir. Zira bu durum toplumumuzda bir kültür meselesi haline gelmeye başlamıştır. Klasik tabirle “itaat et, rahat et” anlayışı hâkimdir. Ve kültür haline gelen bu durum sonucunda birçok yönetici; çevresinde sadece kendisini onaylayan alkışlayan insanları görmek ister. Fakat bu alkış sesleri yaklaşan çöküşün ilk adımını hazırlamaktadır. Oysa güçlü lider; kendisine itiraz edebilen insanlarla çalışmayı seven kişidir.
Liyakatli insan rahatsız ederken, dalkavuk insan durumdan konfor sağlar. Tüm bunların acısını dirhem tutarındaki hizmete susamış halk çeker. Bu kadar aksaklığın yaşandığı günümüz kurum, kuruluş, şirket veya diğer alanlarda memnuniyet oranı elbette aşağıya doğru olacaktır.
Tüm bunların en acı tarafı ise;
Bazı liderler mat olduklarını, oyun bittikten sonra anlayabiliyor...
Editör: Beşir Şavur
