İnsan Yaşamını Etkileyen Hastalıklar

KÖŞE YAZISI
PAYLAŞ:

Yaşadığımız çağın en büyük hatta en önemli hastalıklarından bazıları şunlardır:

Cehâlet, doymayan göz (açgözlülük), aşırı ego, empati yoksunluğu, vicdan eksikliği ve bunların yanında da yer almaktan çekinmeyen akıl yoksunluğu yerini almaktadır.

Yeryüzü cehâletin içinde geçmekte, doymayan gözlerin derinliğinde boğulmakta, empati yoksunluğu içinde fakirleşmekte, vicdan eksikliği içinde çırpınmakta olup kendi akıl yoksunluklarında çürümeye yüz tutmuş çağın için geçmektedir.

Cehâlet, eğitimsizliğin kapkaranlık tarafıdır. Edepten, hayadan, ahlâktan yoksun kişilerin dünyasında var olan karanlık yolun sonudur. Cehâlette ısrar eden her kişi ahlâktan yoksun bir kişiliğe sahiptir. Cehâlet ahlâksızlıktır. Kendini bilmezliğe haddini bilmezliğe cehâlet denir. 

Adına kutuplaşma mı denilir, linç kültürü mü hoşgörüsüzlük mü bilinmez ama yaşanılan çağda pek çok toplumsal çatışmanın, buhranın altında derin bir cehâlet yatmaktadır. Bu cehâlet ne yazıktır ki, birer birer bütün toplumların sonu olmaktadır.

Cehâlet, düşünenlere ve düşünceye, bilgiye, kitaplara ve yaşamın tüm güzelliklerine düşman olmaktır.

Unutulmamalıdr ki;

Cehâlet, yenilmesi gereken en büyük düşmandır.

İnsan doğasının en büyük kusur ve hastalıklardan bir diğeri doymayan gözler yani açgözlülükleridir.

Aç insan doyar ama aç gözlü insan asla doyuma ulaşamaz. Gözü doymayanın ne midesi doyar ne de yüreği doyar. Açgözlülük, para yahut bazı şeylere sahip olmaz arzusu değildir. İnsanın sahip olduğuyla her zaman yetinmeyi bilmesidir.

Sizlerin gönül gözü aç olursa eğer dünya gözünüz asla doyuma ulaşmaz.

Amerikalı Ekonomist, Yazar Joh Perkins ne güzel söylemiş;

“Bu kadar açgözlü doyumsuz ve bencil olmayı bırakın! Dünyada sizin kocaman evlerinizden ve gösterişli mağazalarınızdan daha başka şeyler de olduğunun farkına varın. İnsanlar açken siz arabalarınızın benzini için üzülüyorsunuz. Bebekler susuzluktan ölürken, sizler son modeller için moda dergileri karıştırıyorsunuz. Kulaklarınızı size bunu söylemeye çalışanların seslerine tıkayıp, onları radikal olarak, terörist olarak yahut yandaş olarak damgalıyorsunuz. Yoksulları ve ezilmişleri daha fazla yoksulluk ve esarete itmek yerine onlara kalbinizi açmalısınız.”

Ne yazıktır ki, insanlık bir türlü doymak bilmiyor. Açgözlülüğü gün geçtikte onu daha da çok hırçınlaştırıyor bununla kalmıyor her geçen gün daha da firavunlaşıyor.

Hz. Mevlâna ne kadar güzel söylemiş:

“Açgözlülük ve dünya nimetlerini elde etme hırsı, insanı hakkı olmayan şeylere el uzatmaya zorlar.”

Şunu hiçbir şekilde unutmayalım ki,

Açgözlü kişiler toplumdan dışlanan en kötü karakterli kişiliğe sahip insanlardır.

Ego, insanlığı körleştirip kısırlaştıran en kötü duygudur. Yaşadığımız çağın en büyük ve en etkili hastalığıdır. Bencilliğin anasıdır. Kişi ve kişilerin rahatlığa ve doyuma ulaşması için her yolu mübah görmekte olanların duygu körelmesidir. Ego, çağın en büyük hastalıklardan ziyade kaybedişlerin habercisidir. İnsanları hedeflerinden uzaklaştıran en önemli durumun göstergesidir. Ego, sahibinin ruhunu, bedenini kemirip parçalayan durumun tam da kendisidir. Yaşam alanlarının her noktasında insanların birçoğunda rastlamak mümkündür ki, özellikle de iş hayatının her noktasında böylesine insanlara rastlanmak mümkündür. Atların ve üstlerin ilişkileri egoyu doyurmak için çok iyi bir araç haline gelir. Sizlerden üstün birileri sizlere emreder sizlerde yaparsınız lakin kendi egonuz sizlere ne kadar da aşağılık olduğunuzu söylemekten asla ama asla vazgeçmez.

Ego, bir aşağılık hissidir. Aşağılık hissi insanlığı rekabete sürüklemekle beraber hep bir üste çıkıp altındakileri ezme çabalarını oluşturur. Yaşamınızın her noktasında mantıksız davranışları sergilemede ön ayak olur. Çünkü Ego, daima haklı çıkarmak ister. İnsanların hiçbiriyle mantıklı ve faydalı bir iletişim kurmaz, önemsediği tek şey haklı ve galip çıkabilmektedir. Bu uğurda da elinden geleni ardına koymaz. Unutmamak gerekir ki, Ego’nun sebep olduğu zararlardan yalnızca sizi Ego sahibini bitirir.

Empati yoksunluğu da Ego’dan aşağı bir yanı yoktur. Empati yoksunluğunun arakasında büyüklük duygusu yatmaktadır. Böbürlenip şişirilmek vardır. Beyninde yalnızca ben varım düşüncesi fikri ve duygusu yatmaktadır. Narsist kişiler empati yapamıyorlar ve başka kişilerin haklarını asla göremiyorlar. Bu tür kişilerde hak denilen duygu gelişmemektedir. Güçlü olan sürekli zayıfı ezmekle uğraşıyor. Elinde imkanları olanlar, imkanları olmayanları her surette ötekileştiriyor.

Diğer bir değineceğim konu vicdan eksikliği…

Ne şekilde yazılırsa yazılsın… Ne şekilde okunursa okunsun fark etmiyor. Vicdan her dilde, her millette, her anlayışta yine de vicdandır. Ve öyle bir kelime ki aslında kalbi anlatıyor. İnsan olmayı, belki de “olabilmeyi” anlatıyor. Yüreğe dokunmuyorsa bir şeyler, sızlatmıyorsa içimizi ve dökmüyorsa gözlerden inci tanelerini eksik kalanlar sorgulanmalı. Neler yitip gidecek diye. Vicdan eksikliği olan her kişide yaşamına son vermiş bir kalp bulunmaktadır. Kalpsiz ve vicdansız olan her kişi nefes alan bir ölüden farksızdır.

Ve tabiki de son olarak da akıl yoksunluğu…

Akıl, vücudun efendisidir. Efendisi olmayan bir vücud öksüz kalmış bir çocuğun yaşamı gibidir. Ne yol bilir, ne iz bilir ne de yaşamın hiçbir yanından tad alır. Akıldan yoksun olan her kişi, güzelim topraklardan hoşlanan zararlı otlara benzerler. Zarar vermekten başka hiçbir işe yaramazlar.

İnsan, talihsizliklerden ve mutsuzluklardan değil, akılsızlıklarından ve akıl yoksunluklarından korkmalıdır. Akıl yoksunluğunu yaşayan her kişi yaşamının her alanında öksüz kalır.

Bu vesileyle çağımızın en büyük hastalıklarını siz değerli okuyucularımla paylaşma gayretinde bulundum.

Çağımızın hastalıklarına yakalanmadığınız günler dilerim.

Mehmet Kızılkaya

Mehmet KIZILKAYA (Mühendis, Araştırmacı, Yazar, Gazeteci)Mardin'in Kızıltepe ilçesinde liseyi bitirdikten sonra İstanbul da Elektrik Elektronik Mühendisliği okudu. Sonrasında aynı üniversite de Yüksek

YORUMLAR

İlk yorumu yapan siz olun!

Yorum Ekle