İnsanın Tanrılaşma Arzusu

İnsanın kainatı anlama çabası olan bilim yolculuğu, maddi alem hakkında insana kısmi anlamda bazı bilgilere ulaşma imkanı sağlasa da manevi alemi anlama çabası aynı kolaylıkta olmamıştır.

İnsanın kainatı anlama çabası olan bilim yolculuğu, maddi alem hakkında insana kısmi anlamda bazı bilgilere ulaşma imkanı sağlasa da manevi alemi anlama çabası aynı kolaylıkta olmamıştır.

İnsan, hücreyi, bakteriyi, atomu vs tanıma yolunda hızlı bir şekilde ilerlerken aynı hızda manevi anlamda insanı tanıyamamıştır. Çünkü insanı tanımak sadece bedeni tanımakla değil insanı oluşturan asıl boyutun yani ruhun tanınmasıyla mümkündür. İnsan, laboratuvar ortamında bedeni incelediği gibi ruhu inceleyememiş ruh hakkında bilgi edinememiştir. Zaten Allah(ac) ruh hakkında bize İsra suresi 85. Ayette gereken cevabı vermiştir: “Resulüm! Sana ruhun ne olduğunu soruyorlar.

De ki: Ruh Rabbimin bir emrinden, sadece O’nun bileceği işlerdendir. Bu hususta size pek sınırlı bilgi edinme imkânı verilmiştir.”  Ruhu inceleyemeyen insan son yüzyılda ortaya çıkan Psikoloji bilimi ile insanın davranışları üzerinden insanı tanımaya çalışmıştır. Bu çabada insanı tanımak için yeterli olamamış ve ne yazık ki insanı ilgilendiren bazı kavramlar tam olarak anlaşılamamış veya yanlış anlamlar yüklenmiştir. Bunların başında “özgürlük” kavramı gelmektedir.

Tarih boyunca insanın en büyük mücadele muharriklerinden biri özgürlük olmuştur. İnsan özgürlüğü için savaşmış, kan dökmüş, öldürmüş ve yeri gelmiş öldürülmüş. Özgürlüğü bu kadar çekici kılan şey neydi ? Cevap aslında özgürlüğün kabullenilmiş tanımında gizli:

“Özgürlük, kişinin herhangi bir zorlamaya veya kısıtlamaya bağlı olmaksızın düşünmesi ve karar vermesi durumudur.” İnsan hiçbir kısıtlama ve zorlamaya maruz kalmadan yaşamak istemiştir ama hiçbir zaman bunu başaramamıştır çünkü bu kabul edilmese de insanın doğasına aykırı bir durumdur. Başka otoriteleri reddeden insanlar yeri gelmiş insanları kendi otoritelerine boyun eğmek zorunda bırakmışlardır. Hiçbir beşeri otoriteye boyun eğmediğini düşünen insanlarda kendi istek ve arzularının esiri olmuşlardır. İnsan gerçek anlamda hiçbir zaman özgür olamamıştır.

“Özgürlük, bilginin eşlik ettiği tercihte bulunma gücüdür.” sözüyle Aristoteles özgürlüğün tanımını farklı bir alana taşımıştır. Bilginin eşliğinde hareket etme düşüncesi de insanı özgürlüğe ulaştırmada yeterli olamamıştır. Çünkü insan çoğu zaman bildiğini bile yapmamakta, istek ve arzularına göre hareket etmektedir. Örneğin; sigara ve içkinin insan sağlığına zararlı olduğu bilim insanları tarafından ortaya konulmasına rağmen, insan bu zararlı eylemleri tercih edebilmektedir. Yazar Lisa Gardner, bu durumu şu cümlesiyle özetlemektedir:

“İnsan karmaşık bir varlık, öyle ki doğruyu bilseniz bile bu, yanlış olanı yapmayacağınız anlamına gelmiyor.” İnsan, bütün dış kısıtlama ve zorlamalardan kendini soyutlasa bile kendi benliğinin esaretinden kurtulamamaktadır. Ya bir ideolojinin ya bir otoritenin ya bir hayat anlayışının ya da kendi benliğinin, istek ve arzularının maddi veya manevi kısıtlama ve zorlamalarına maruz kalmaktadır. Zaten insandan istenende dünyada özgürlük elde etmek değil, Allah(ac)’ye kul olabilmektir. Bunu Zariyat suresi 56. Ayette Allah(ac) bizlere şöyle bildirmektedir:

“Ben cinleri ve insanları, ancak bana kulluk etsinler diye yarattım.” Kulluk, Allah(ac)’yi tanımak ve bizler için gönderdiği dinin esaslarını yerine getirerek rızasına ulaşabilmektir.

İnsanın özgürlüğü iddia etme gibi bir hakkı var mıdır ? Dünyaya gelişi bile birçok belirlenmişlikle olduğu halde, kendine ait olmayan bir evrende ve bedende özgürlük iddia etme gibi bir hakkı yoktur. Burada kastedilen özgürlük, istediği gibi seçim yapabilme ve davranma hakkıdır. Böyle bir hak talebinde bulunmak en açık tabirle “tanrılaşma arzusu” ile ifade edilebilir. İstediğini yapma kudretine sahip olan ve yaptığından sual olunmayan sadece Allah(ac)’dir. İnsana yakışan kendi özgürlüğünün sınırlarını Kur’an-ı Kerim ile belirlemek ve bu sınırlar içerisinde hareket etmektir.

Bu yazının en önemli paragrafına gelecek olursak: Özgürlük, esaret, eşitlik, bağımsızlık vs gibi kavramları bizler oluşturduk kendi oluşturduğumuz ve çoğu zaman yanlış anlamlandırdığımız kavramların esiri olmamalıyız. Örneğin: Kulluğu bir çok insan özgür iradesinin elinden alınması gibi görüyor niye mi çünkü özgürlük kavramını tahrif edenler böyle diyor. Halbuki Allah(ac) kulluk özgürlük iken kula kulluk esarettir. Bize dayatılan kavramları sorgulamalı ve gerekirse zihin dünyamızda o kavramı yeniden yorumlamalıyız. Yoksa bu ve benzeri yazıları kendi benliğimize kabullendirmekte zorlanırız.

Peki insandaki zorlama ve kısıtlamaya karşı direncin verilme hikmeti neydi ? Allah(ac) insana verdiği bu direnci, insanın var olma gayesinin önündeki tüm beşeri ve nefsani esaretlerden kurtulması için vermiştir. Bu direnç insanı tüm dünyevi esaretlerden kurtarıp Allah(ac)’ye kul olmaya iletmek, asıl özgürlüğü Allah(ac)’a kul olmakta olduğunu göstermek için verilmiştir. Allah(ac) insanı hiçbir zaman başıboş bırakmamış insana gönderdiği peygamberler ve kitaplarla hidayetin, mutluluğun, ferdi ve toplumsal refahın yolunu göstermiştir. Asıl özgürlüğü Allah(ac)’ye kullukta bulan insan bütün dünyevi esaretlerden kurtulmuş ve eşrefi mahluka yaraşır şekilde hareket etmiş olacaktır.

Mehmet Şirin Baştuğ

1997 yılında Mardin doğumlu olan Mehmet Şirin Baştuğ, eğitimci ve yazardır. Evli ve bir çocuk babasıdır. Email: [email protected]

YORUMLAR

  • Çok güzel bir yazı olmuş yazarı Dargeçithaber den beri yazılarını takip ediyorum toplumun istifade edebilecek konuları ele alıyor. Ayrıca yazilari da Olaylara müslümanca bakışıda .bizi etkileyen diğer bir faktör. Allah razı olsun kendisinden

Yorum Ekle